Ramazan Sofralarında Address Istanbul Zarafeti

Address Istanbul, 19 Şubat – 19 Mart 2026 tarihleri arasında Ramazan ayının huzur dolu atmosferini The Restaurant’ta hazırlanan özel iftar menüsüyle misafirlerine sunuyor. Geleneksel tatların modern yorumlarla buluştuğu menü; iftariyeliklerden çorbaya, ana yemeklerden tatlıya kadar zengin bir seçkiyle Ramazan sofralarını unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor.

Geleneksel Lezzetler Modern Yorumlarla Sofralarda 

Medine hurması, Hatay kırma zeytini, Ezine peyniri ve tahin helvası gibi seçkin iftariyeliklerle başlayan menü; kuzu gerdan veya acılı mercimek çorbası seçenekleri, dana kaburga, kuzu tandır, günün balığı ve organik tavuk gibi ana yemeklerle devam ediyor. Tatlılarda ise baklava çeşitleri, güllaç ve Türk lokumu Ramazan’ın simgesi şerbet eşliğinde sunuluyor. Address Istanbul’un zarif dekorasyonu ve sıcak ambiyansı, iftarı yalnızca bir yemek değil, sevdiklerinizle paylaşılan özel bir buluşma anına dönüştürüyor.

Bilgi; Info.ADISH@addresshotels.com

+90 216 285 1111

#Ramazan2026 #AddressIstanbul #TheRestaurant #İftarMenüsü #RamazanSofraları #GelenekselLezzetler #ModernYorumlar #İstan-bulLezzetleri #RamazanZarafeti #İftarDeneyimi #TürkMutfağı #Rama-zanAtmosferi #Rezervasyon #RamazanTatları #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Her 4 kişiden 1’i bel ağrısı yaşıyor!

Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde 3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Özkan Yükselmiş,  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor.

2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat!

Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı, belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor.

Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığının 7 önemli nedeni!

Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor:

Genetik yatkınlık:  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor.

Yaşa bağlı yıpranma: Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor.

Hareketsiz bir yaşam:  Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor.

Yanlış duruş ve uzun süre oturma:  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.

Ağır kaldırma ve ani hareketler: Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Fazla kilo: Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor.

Sigara: Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor.

Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor!

Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor.

Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!

Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor.

Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli!

Ameliyatsız tedavinin başarısında hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, “Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak, uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.  Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, “Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor.

 

#PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #BelFıtığı #BelAğrısı #OmurgaSağlığı #FizikTedavi #Rehabilitasyon #AmeliyatsızTedavi #Egzersiz #YanlışDuruş #HareketsizYaşam #Obezite #GenetikYatkınlık #KiloKontrolü #SigaraBırak #SağlıklıYaşam #Ergonomi #DuruşBozukluğu #KasGüçlendirme #DiskYıpranması #ŞiddetliAğrı #AcıbademInternational #DrÖzkanYükselmiş #SağlıkFarkındalığı #YaşamTarzıDeğişikliği #KorumaPlanı

PKOS’ta gizli tehlike: İnsülin direnci!

Adet düzensizliği, kilo verememe, özellikle karın çevresinde yağlanma, akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk… Birbirinden bağımsız gibi görünen bu şikâyetler, aslında tek bir sorunun habercisi olabilir.  Dünya genelinde milyonlarca kadını etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PKOS) altta yatan temel mekanizmalardan birinin insülin dengesinin bozulması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can Hastanesi) Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “İnsülin direnci Polikistik Over Sendromu’nun gelişimini kolaylaştırırken Tip 2 diyabetin oluşma riskini artırır, metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar” uyarısında bulunuyor.

Sadece yumurtalıkları değil tüm vücudu etkiliyor

Üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan Polikistik Over Sendromu (PKOS) sadece yumurtalıkları değil, tüm vücudu etkiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, PKOS’un dünya genelinde üreme çağındaki kadınların yüzde 6 – 19’unu etkilediğini belirtiyor ve “PKOS, yumurtlama düzensizliği, adet problemleri ile yumurtalıklarda çok sayıda küçük kist görünümüyle tanımlansa da, temelinde hormon dengesizliği ve çoğu zaman insülin direnci yer alır. Dolayısıyla, PKOS yalnızca doğurganlıkla ilgili değil; metabolik sağlık, kilo kontrolü ve uzun vadeli hastalık riskleri açısından yakından takip edilmesi gereken bir hormon bozukluğudur. PKOS’a bağlı olarak insülin direnci gelişebilir, bu da tip 2 diyabet riskini artırır ve kilo alma eğilimine yol açar. Ciltte akne, tüylenme artışı, saç dökülmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları riskinin yanı sıra depresyon ve anksiyete gibi ruhsal sorunlar da yine bu sendroma bağlı olarak gelişebilir. PKOS yaşam kalitesini ciddi anlamda düşebilir” diyor.

PKOS’da gizli tehlike: İnsülin direnci!

PKOS ile insülin direnci arasındaki ilişkinin hem sendromun ortaya çıkışında hem de ilerlemesinde kilit rol oynadığına dikkat çeken Dr. Filiz Candan Topuz, “Vücut insülini etkili kullanamadığında kandaki insülin seviyesi yükselir; bu durum yumurtalıklarda androjen (erkeklik hormonu) üretimini artırarak yumurtlamayı bozar ve adet düzensizliklerine yol açar. Aynı zamanda yüksek insülin düzeyi yağ depolanmasını kolaylaştırır, özellikle karın çevresinde kilo artışına neden olur ve metabolik sorunların derinleşmesine zemin hazırlar. Öte yandan, PKOS’a bağlı hormonal dengesizlikler de insülin direncini daha da artırabilir. Bu karşılıklı etkileşim, bir kısır döngü oluşturarak hem belirtilerin şiddetlenmesine hem de uzun vadede diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskinin yükselmesine neden olabilir” diye konuşuyor.

Kesin tedavisi yok ama kontrolü mümkün!

Polikistik Over Sendromu’nda doğru ve zamanında tanının önemine dikkat çeken Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendrom tüm metabolizmayı etkileyen bir sağlık sorunudur. Bu nedenle, belirtiler farklı şekillerde kendini gösterebilir. Bazı kişilerde belirtiler hafif, bazı kişilerde ise ağır seyredebilir. Tanı konulduktan sonra PKOS’un tamamen tedavi edilmesi mümkün değildir. Beslenmeden yaşam koşullarına, kilodan metabolizmaya uzanan geniş bir yelpazede etkilerini azaltmaya yönelik bir plan çerçevesinde hareket edilir. Bu kapsamda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, kilo kontrolü ve düzenli yapılan spor metabolizmanın düzenlenmesinde yardımcı olur. Bunların yanı sıra ilaç tedavileri ile yumurtlama ve hormon döngüsünde düzenleme sağlanır” ifadelerini kullanıyor.

Tedavide 4 altın kural

Küçük adımlarla önemli ilerleme sağlanabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz, “Bu sendromun yönetiminde süreklilik önemlidir. Yani, hastanın kendisine iyi gelen değişimleri yaşam boyu alışkanlık haline getirmesi gerekir” diyor. Dr. Filiz Candan Topuz, dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle özetliyor:

Beslenme düzeni: Rafine şeker ve beyaz un içeren ürünlerden uzak durmak; tam tahıllar, sebzeler, baklagiller, kaliteli protein kaynakları ve zeytinyağı gibi sağlıklı yağlara ağırlık vermek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı oluyor. Öğün atlamadan, düzenli ve dengeli beslenmek insülin dalgalanmalarını azaltıyor.

Fiziksel aktivite: Egzersizin metabolizmayı destekleyen en güçlü araçlardan biri olduğunu söyleyen Dr. Filiz Candan Topuz, “Masa başında çalışanlar için gün içinde kısa yürüyüş molaları bile önem taşırken, günde 15–20 dakikalık tempolu yürüyüş, esneme veya hafif egzersizler insülin duyarlılığını artırır” diyor.

Kilo kontrolü: Fazla kilonun yalnızca yüzde 5–10’unun verilmesi bile adet düzeninin iyileşmesine ve insülin direncinin azalmasına katkı sağlayabiliyor.

Yeterli ve kaliteli uyku: Her gece 7–8 saat kaliteli uyumak hormon dengesinin korunması ve metabolik sağlığın desteklenmesi açısından vazgeçilmez kurallar arasında yer alıyor.

 

#PKOS #PolikistikOverSendromu #İnsülinDirenci #KadınSağlığı #HormonalDenge #MetabolikSağlık #Tip2Diyabet #AdetDüzensizliği #KiloKontrolü #SaçDökülmesi #Akne #Tüylenme #Yorgunluk #SağlıklıBeslenme #Egzersiz #UykuDüzeni #KiloVerme #HormonBozukluğu #KalpDamarSağlığı #Depresyon #Anksiyete #YaşamKalitesi #SağlıkFarkındalığı #AcıbademKadıköy #DrFilizCandanTopuz #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sömestr Tatilinde Uludağ’a gidilir

Yeni Yılı Divan Brasserie’de Karşılarım…

Ahu Çağdaş

Eğer İstanbul’daysam yeni yıla Divan Brasserie Bebek’te girmeyi seviyorum. Denize sıfır konumu, boğazın o ferahlatan manzarası ve içime çektiğim o deniz kokusuyla benim için burası özel bir yer. Çok çok küçük yaşlardan beri sık sık geldiğim bu mekânda, Muhammed Al Şef’in lezzetli reçetelerinden oluşturulan menü ve o harika manzara eşliğinde sunulanlar her zaman çok keyifli. E haliyle Ailece yılbaşını karşılama geleneğimizi bu yıl da sürdürdük. Yeni yıla yine burada girdik. Her zamanki zarif servisle gece çok keyifli geçti. Yeni seneye tam da istediğim gibi, Boğaz’ın yanında, mavi suların sesi ile başladım. Güzel başladım umarım hepimiz için de güzel devam eder.

Ahu Çağdaş

Sömestr Tatilinde Uludağ’a gidilir

Her sömestr tatilimde; kayak için gittiğim favori rotam. Bu yıl da daha ilk günden itibaren yağan karla şartlar harikaydı. Bol bol kayak yaptım, arkadaşlarımla keyifli ve dolu dolu vakit geçirdim.

Fahriye Evcen ve Burak Özçivit’le tanıştım. Çok kibar ve çok tatlılardı.

Akşamları ise günün yorgunluğunu şömine başında atmak bu Uludağ kaçamağının en güzel tamamlayıcısı oldu.

Ahu Çağdaş

Yeni Keşifim: Ceylan Splendor Otel

Chalet tarzı dekorasyon çok severim. Dağ yaşamının gerçeğini, özünü yansıtan, yakalayan bir stil. Çevredeki manzaranın güzelliğinden ilham alan bu dekorasyon anlayışı, sıcak ve samimi bir ortam yaratıyor.

Bu yıl açılan Ceylan Splendor Otel, dağ evi tarzı mimarisi ve zevkli tasarımıyla beni ilk anda etkiledi. Ortamın sıcaklığı ve detaylara verilen özen, otelin her köşesinde hissediliyor. Gün içinde fırsat buldukça öğle yemekleri ve cafe keyfi için uğradık; akşamları ise çoğu zaman yemeğimizi burada yemeyi tercih ettik. DJ performansı da oldukça iyiydi. Atmosfer keyifliydi. Her şey “tam yerinde” hissi veriyordu.

Ahu Çağdaş

Saçlarıma önem veririm

Doğru renk ve kesim; görünümün tamamını etkilediğini ve değiştirdiğine inanırım. Özellikle de highlight uygulaması, kuaförün tekniği ve seçilen rengin aynısının sonuca taşınmış olmadı büyük önem taşıyor. Ten rengine, saçın doğal tonuna ve kesime uyum sağlamayan her işlem, saçı olduğundan daha yıpranmış ve renksiz gösterebiliyor.

Uzun zamandır highlight çalışma örneklerine denk geldiğim; Gani Sezencan dikkatimi çeken uygulamalar yapıyordu. Uludağ’a geçerken kendisini ziyaret etmek, salonunu bir görmek istedim. Gizli müşteri şeklinde ilerledim. Gani bey ve tüm ekibi yarım günümü alsalar da; özenli ve başarılı bir iş çıkardılar. Hem renk geçişleri doğal ve yumuşak, hem de kesim tam istediğim gibi oldu. Emekleri için teşekkür ederim.

Ahu Çağdaş

#DivanBrasserie #Bebek #BoğazManzarası #YeniYılKutlaması #Uludağ #SömestrTatil #KayakKeyfi #FahriyeEvcen #BurakÖzçivit #CeylanSplendorOtel #ChaletDekorasyon #DağEviStili #DJPerformansı #SaçBakımı #Highlight #GaniSezencan #AhuÇağdaş #İstanbulLezzetleri #KışTatili #StilVeGüzellik #KeyifliAnlar #YeniKeşifler

#DivanBrasserie #Bebek #BoğazManzarası #YeniYılKutlaması #Uludağ #SömestrTatil #KayakKeyfi #WinterVibes #CeylanSplendorOtel #ChaletStyle #MountainLife #DJNight #SaçBakımı #HighlightHair #GaniSezencan #PauseDergi #AhuÇağdaş #TravelAndStyle #LuxuryLifestyle #NewYearMood #WinterEscape

#DivanBrasserie #İstanbul #YeniYılDeneyimi #Uludağ #KışTurizmi #KayakSezonu #CeylanSplendorOtel #ChaletDekorasyon #KonaklamaDeneyimi #SaçBakımı #ProfesyonelStil #GaniSezencan #PauseDergi #AhuÇağdaş #TurizmVeLifestyle #MarkaDeneyimi #KültürVeStil #YeniYıl2026

#PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Afyonkarahisar ihracatının %66’sı madencilikten

Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Afyon İl Başkanlığı’nın “Afyon’un Toprağı, Suyu ve Geleceği Madenciliğe Kurban Edilemez” açıklamasına sert tepki gösterdi. Alimoğlu, madenciliğin Afyonkarahisar ekonomisinin temel direği olduğunu vurgulayarak, “Bu sektörü hedef tahtasına koymak binlerce emekçinin ekmeğini tartışmaya açmak demektir” dedi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Afyonkarahisar’ın ihracatı 2025’te yüzde 25 artışla 428 milyon dolara yükseldi. Bu tutarın 284 milyon dolarlık kısmını madencilik sektörü oluşturdu. Ticaret Bakanlığı verilerine göre ise Afyonkarahisar’ın toplam ihracatı 834 milyon dolara ulaştı; bunun yüzde 66’sı madencilikten geldi.

 “Çevre ve Madencilik Birlikte Yürütülmeli”

Alimoğlu, madenciliğin çevreyle çatışan bir sektör olarak görülmesinin yanlış olduğunu belirterek, “Türkiye’nin meselesi çevre mi, madencilik mi ikilemi değildir. İhtiyacımız akılcı planlama, doğru alan seçimi ve sıkı denetimdir” dedi.

Afyonkarahisar’dan ihracat yapan 367 firmanın EMİB üyeleri arasında en büyük temsiliyeti oluşturduğunu aktaran Alimoğlu, “Afyonkarahisar’ın geleceği yasaklarla değil; akılla, planlamayla ve üretimle güvence altına alınır” ifadelerini kullandı.

 

 

#Afyonkarahisar #Madencilik #Ekonomi #İhracat #EMİB #İbrahimAlimoğlu #TürkiyeEkonomisi #İstihdam #ÇevreVeÜretim #AfyonEkonomisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity