Gözlerde ani gelişen şaşılık, çift görme, görme alanında daralma, ani görme kaybı… Gözlerde gelişen bu tür sorunlar sadece göz rahatsızlıkları olarak düşünülse de aslında beyin kaynaklı bir problemin habercisi olabiliyor. Zira, beyinle ilgili birçok hastalık doğrudan görme yollarını veya göz hareketleri ile görsel fonksiyonları kontrol eden merkezleri etkileyerek çeşitli göz şikayetlerine yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, görme işlevinin büyük bir kısmı beyinde gerçekleştiği için bu bölgede oluşan problemlerin doğrudan görmeyi de etkileyebildiğini belirterek, “Beyinden kaynaklanan göz şikayetleri genellikle beyin ve sinir sistemini etkileyen Multiple Skleroz, beyin tümörü, damar tıkanıklığı, travma veya iltihabi bir durum sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, gözlerde oluşan sorunlarda bazen nörolojik değerlendirmenin de yapılması gerekmektedir. Bazen beyinle ilgili hastalıklar bu sayede erken dönemde teşhis edilebilmektedir. Bu nedenle, yıllık göz muayenelerinin düzenli olarak yaptırılması ve ani gelişen sorunlarda zaman kaybedilmeden göz hekimine başvurulması son derece önemlidir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, gözlerde oluşan şikayetlerin hangi beyin kaynaklı hastalıklara işaret edebileceğini anlattı; önemli bilgiler verdi.
Gözlerde ani gelişen şaşılık ve çift görme
Normal şartlarda ve her şey yolundayken, düz bakışta gözlerimiz aynı seviyede duracak şekilde beyinden dengeli elektrik sinyalleri geliyor. Ancak bu denge kas ya da sinirden kaynaklı olarak bozulursa, şaşılık ortaya çıkabiliyor. Bu tablonun sebebi çeşitli kafa travmaları, beyin kanamaları, menenjit, beyin iltihabı ve beyin tümörleri olabiliyor.
Görme kaybı (Tam veya kısmi)
Ani görme kaybı, görmenin 5-10 saniye boyunca kısa süreli veya kalıcı şekilde kaybedilmesi olarak tanımlanıyor. Pek çok nedeni olan ani görme kaybının önemli bir kısmı da görme yolları ve beyinle ilgili oluyor. Göz siniri iltihabı (optik nörit) en sık rastlanan ve zaman zaman tekrarlayabilen etkenlerden birini oluşturuyor. Ayrıca, göz sinirine zarar veren toksik bazı ilaçlar ve maddeler de kalıcı veya tam görme kaybı yapabiliyor. Bunların yanı sıra MS (Multiple Skleroz) gibi bazı beyin hastalıkları da görme sinirini etkileyerek ani görme kaybına neden olabiliyor.
Göz bebeklerinde büyüklük farkı
Normal şartlarda göz bebeklerimiz güneşli ortamlarda küçülüyor ve retinaya düşen ışık miktarını azaltıyor. Loş ve karanlıkta ise göz bebeklerimiz büyüyerek daha fazla ışıkla iyi görmemizi sağlıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, ancak beyne giden yollarda bir bozukluk oluştuğunda iki göz bebeği arasında belirgin bir fark geliştiğini belirterek, “Buna yol açabilecek durumlar arasında en önemlisi ve acil olanı, büyük damarlarda yırtılma ya da balonlaşma olup, göz bebeklerinde büyüklük farkıyla beraber ani ve şiddetli boyuna vuran ağrı veya baş ağrısı gelişmektedir” diyor.
Tek veya iki taraflı göz kapağı düşüklüğü
Üst göz kapağının göz bebeğini 2 milimetreden fazla örtecek kadar sarkması göz kapağı düşüklüğü olarak adlandırılıyor. Genellikle estetik bir sorun olarak görülse de aslında ciddi sağlık problemlerinden kaynaklanabiliyor. Örneğin, çocuklarda ve yetişkinlerde sonradan oluşan göz kapağı düşüklüğü kas-sinir iletim bozukluklarından beyin tümörlerine kadar değişen hastalıklara işaret edebiliyor. Bu nedenle, göz öncelikli olmak üzere, gerekirse nöroloji muayenesinin de yapılması öneriliyor.
Görme alanında daralma
Normalde karşıya baktığımızda ellerimizi yanlarda oynatırsak o bölgeye bakmasak bile parmaklarımızın oynadığını görürüz Bu bizim görme alanımızın genişliğini gösteriyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, özellikle optik nörit gibi optik sinir hastalıkları ile yavaş ilerleyen beyin tümörlerinde görme alanında sinsi bir kayıp oluştuğunu vurgulayarak, “Hasta bunu ‘gözümün bir tarafına perde inmiş’ gibi diye tarif edebilir veya ‘baktığım yerde bir bulanıklık var, bir kısmını göremiyorum’ diye anlatabilir” bilgisini veriyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-55-1.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-23 23:16:512025-09-23 23:20:00Aniden oluşan şaşılık, görme kaybı, görme alanında daralma…
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin “Yan Yana” başlıklı yeni süreli sergisi sanat dünyamızdan iki önemli çiftin, Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor.
Müzenin iki katına yayılan sergide, sanatçıların Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerinin yanı sıra özel koleksiyonlardan derlenen eserleri farklı temalar etrafında bir araya geliyor. Resimlerin yanı sıra, mektuplar, karikatürler, şiirler, eskizler ve belgeler de sergiye eşlik ederek izleyicilere zengin ve katmanlı bir anlatım sunuyor. Müzenin üçüncü katında Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, ikinci katında ise Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserleri Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde sanatseverlerle buluşuyor.
10 Temmuz 2026 tarihine dek sanatseverleri ağırlayacak olan “Yan Yana” sergisi, İstanbul Kültür Yolu Festivali süresince ücretsiz ziyaret edilebilir. Müze, salıdan cumaya 10.00-19.00, cumartesi ve pazar günleri 12.00-19.00 saatleri arasında açıktır.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-46.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-23 18:38:022025-09-23 14:40:08Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nden yeni sergisi “Yan Yana”
Reklam filmi, genç bir çiftin evinde ekran karşısında geçen sıradan bir akşamın, Chunkies ile nasıl rengarenk bir lezzet şölenine dönüştüğünü anlatıyor.
Bando takımı eşliğinde sahneye çıkan Chunkies, papağanın altın kaşık taşıdığı, ev kıyafetlerinin bir anda şık elbiselere dönüştüğü hayal gücü dolu bir dünyaya kapı aralıyor. Kutunun açılmasıyla birlikte başlayan görsel şölen; dolu dolu kurabiye hamuru parçaları ve kıtır kıtır çikolatalalarla buluştuğu sahnelerle izleyiciyi içine çekiyor. Her kaşık büyük bir zevke dönüşüyor.
Ajans Başkanı & Ajans Kreatif Yöneticisi: Ertuğ Tuğalan
Ajans Başkanı & Ajans Ticari Başkanı: Canan Ayvacı
Yönetici Kreatif Direktör: Ahmet Terzioğlu
Kreatif Direktör: Cem Erguvan
Kreatif Grup Lideri: İpek Şurdum
Kreatif Ekip: Yeşim Çelik, Tolga Postacı
Müşteri Grup Direktörü: Pelin Toykan Gündem
Müşteri Direktörü: Asena Cansu Böke
Müşteri Temsilcisi: Şeyma Tekin, Alp Dilidüzgün
Yönetici Strateji Direktörü: Berkant Avcı
Strateji Direktörü: Beste Atasoy
Ajans Prodüktörleri: Can Taşkın, Ümit Bak
Yapım Şirketi: Yapar İstanbul
Prodüktör: Mert Turan, Aytunç Demirkaya
Yönetmen: Sedat Dündar & Umut Dizdar
Görüntü Yönetmeni: Burak Turan
Sanat Yönetmeni: Burak Yıldırım
Jingle: Persenk
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-44-1.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-23 17:29:462025-09-23 14:31:59Carte d’Or, yeni serisi Chunkies’in reklam filmini yayında
Çoğumuz sabah masa başına geçip, günümüzün büyük kısmını bilgisayar ekranı karşısında geçiriyoruz. Defalarca yaptığımız küçük tıklamalar, sürekli ekran kaydırmaları derken ilk başta fark edilmeyen bu hareketler, zamanla el, kol ve omuzlarımızda ağrılara, kronik yıpranmalara ve kas sıkışmalarına neden olabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli “Kolumuz kürek kemiğinden parmak ucuna kadar tek bir ünite; günlük küçük hareketler bile bu ünitenin geleceğini belirliyor. El, kol ve omuz ünitesindeki dokularımızın biyolojik yaş sürecini yavaşlatmak veya geri çevirerek onların ömrünü uzatmak mümkün” diyor. Uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmek amacıyla, hastalıklar oluşmadan önlemeyi hedefleyen ve son günlerde öne çıkan ‘Longevity Planı’nda diğer organlar gibi el, kol ve omuzlarımızın da ayrı bir yaklaşım istediğini vurgulayan Prof. Dr. Gereli, el, kol ve omuzlarımızı gençleştirmek için alınması gereken basit ama etkili 4 yöntemi açıkladı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Tekrarlayan hareketlerden kaçının
Uzun süreli cep telefonu kullanımı ve devamlı bez sıkma gibi aktivitelerden kaçının. El, kol ve omuzlarımızı kullanarak her gün sayısız kez yaptığımız tekrarlayan yüklenmeler kas iskelet sisteminde dokularımızın yıpranmasına, zamanla el, kol ve omuzlarımızda küçük yırtılmalara ve sökülmelere yol açarak kronik inflamasyona neden olur. Longevity plan yaklaşımında, mücadele edilmesi gereken temel düşmanlardan biri olan kronik inflamasyon; ağrı, yorgunluk ve güçsüzlük hissi verir, uyku kalitesini bozar ve genel sağlığı olumsuz etkiler. Ayrıca kol bölgesindeki dokuların sertleşmesine ve kalınlaşmasına yol açarak; kolay zedelenmeye, kireçlenmeye, kas yırtığına ve karpal tünel sendromuna neden olur.
Doğru postür geliştirin
Kürek kemiğinden itibaren kolun duruşu omuz başları kulak hizasında olacak şekilde göğüs gergin, dirsekler hafif bükülü ve el bilekleri düz şekilde olmalıdır. Özellikle bilgisayar başında çalışanlar için kürek kemiklerimizi öne açılandırarak, dirsek ve el bileklerimiz bükülü şekilde uzun saatler durmak omuz ve kol kaslarımızın kısalmasına, sertleşmesine ve kolay yırtılmasına yol açar. Kötü postür, kola giden damar ve sinirleri sıkıştırarak iyileşme kabiliyetini azaltır. Çevremizi bizi dik ve omuzlarımızı geride tutacak şekilde yapılandırmalı, el bileği ve dirsekler bükülüyken cep telefonu veya tablet ile uzun saatler geçirmekten kaçınmalıyız.
Kişiselleştirilmiş egzersiz planı uygulayın
Düzenli egzersizin Longevity planının ana öğelerinden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gereli “Ancak her insanın genetiği ve yaşam tarzı farklı olduğundan kişiye ve yaşına uygun bir egzersiz programı tasarlanmalı ve devamlılıkla uygulanmalıdır. El, kol ve omuzlarımızın kullanım ömrünü uzatmak kişiselleştirilmiş egzersiz programları ile mümkündür. Böylece el, kol ve omuzlarımızın fiziksel performansı artırılırken, kas kütlesi korunabilir ve yaşlanma süreci yavaşlatılabilir. Ancak güçlendirme amaçlı aşırı yüklenme ve ısınmadan yapılan hareketler sakatlıkla sonuçlanabildiğinden dikkat edilmeli, güçlendirme ve direnç egzersizleri kadar esneklik, mobilite ve postür egzersizleri de dengeli şekilde uygulanmalıdır” diyor.
Kişisel risklerinizi öğrenin
Hastalıklar genetik yatkınlık zemininde çevresel nedenlerle oluşuyor. Bazı insanların el, kol ve omuzlarında doğuştan gelen özellikleri kimi hastalıklarla daha erken karşılaşmasına neden olabiliyor. Bu nedenle detaylı bir muayene ve uygun görüntüleme yöntemleri kullanılarak kendi risk analizinizi yaptırmak için bir uzman görüşü almakta fayda var. Prof. Dr. Arel Gereli “Ortalama yaşın giderek arttığı günümüz dünyasında enerjik, üretken ve kaliteli bir yaşam sürmek için şimdiden tedbir almamız gerekiyor. Unutmayalım ki; sağlıklı yaş alma sürecinde bağımsız ve kendi kendimize yeterli kalmak için el, kol ve omuzlarımız büyük önem arzediyor” diyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-37.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-23 16:22:492025-09-23 14:24:41Ofiste sağlık alarmı! Masa başı çalışanlar risk altında!
Günümüzde çoğumuzun dert yandığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor. Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor!
Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.
Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor!
Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan 20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir ‘sessiz dönem’ geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye, 10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor.
Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor!
İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor.
Erken tanı kritik bir öneme sahip!
Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor.
Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı!
Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimi yapılmasını da mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır”
Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak!
Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-32-1.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-23 15:13:442025-09-23 14:16:12Alzheimer dünya genelinde hızla artıyor!
Anadolu Isuzu, “2024 Yılı En Çok Ar-Ge Harcaması Yapan İlk 500 Firma” listesinde 25’inci sırada yer aldı.
Yeni nesil teknolojiler, alternatif yakıtlı ve elektrikli araçlar, ileri güvenlik sistemleri ve bağlantılı araç çözümleri gibi alanlarda farklı projeler yürüten Anadolu Isuzu, geleceğin mobilitesine bugünden yatırım yapıyor.
Anadolu Isuzu, Türkiye’nin ilk onaylı Ar-Ge merkezlerinden biri olarak 300’ün üzerinde uzman personeli ve 7000 m²’lik modern kapalı alanıyla fikirden ürüne, tüm geliştirme süreçlerini entegre eden bir teknoloji merkezi konumunda. Ar-Ge merkezi, yeni nesil teknolojilerden alternatif yakıtlı ve elektrikli araçlara, ileri güvenlik sistemlerinden bağlantılı araç çözümlerine kadar pek çok alanda yenilikçi projelere imza atıyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-38-2.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-23 14:06:052025-09-23 14:06:41Anadolu Isuzu en çok Ar-Ge harcaması yapan ilk 500 firma arasında 25’inci sırada
Aniden oluşan şaşılık, görme kaybı, görme alanında daralma…
Gözlerde ani gelişen şaşılık, çift görme, görme alanında daralma, ani görme kaybı… Gözlerde gelişen bu tür sorunlar sadece göz rahatsızlıkları olarak düşünülse de aslında beyin kaynaklı bir problemin habercisi olabiliyor. Zira, beyinle ilgili birçok hastalık doğrudan görme yollarını veya göz hareketleri ile görsel fonksiyonları kontrol eden merkezleri etkileyerek çeşitli göz şikayetlerine yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, görme işlevinin büyük bir kısmı beyinde gerçekleştiği için bu bölgede oluşan problemlerin doğrudan görmeyi de etkileyebildiğini belirterek, “Beyinden kaynaklanan göz şikayetleri genellikle beyin ve sinir sistemini etkileyen Multiple Skleroz, beyin tümörü, damar tıkanıklığı, travma veya iltihabi bir durum sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, gözlerde oluşan sorunlarda bazen nörolojik değerlendirmenin de yapılması gerekmektedir. Bazen beyinle ilgili hastalıklar bu sayede erken dönemde teşhis edilebilmektedir. Bu nedenle, yıllık göz muayenelerinin düzenli olarak yaptırılması ve ani gelişen sorunlarda zaman kaybedilmeden göz hekimine başvurulması son derece önemlidir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, gözlerde oluşan şikayetlerin hangi beyin kaynaklı hastalıklara işaret edebileceğini anlattı; önemli bilgiler verdi.
Gözlerde ani gelişen şaşılık ve çift görme
Normal şartlarda ve her şey yolundayken, düz bakışta gözlerimiz aynı seviyede duracak şekilde beyinden dengeli elektrik sinyalleri geliyor. Ancak bu denge kas ya da sinirden kaynaklı olarak bozulursa, şaşılık ortaya çıkabiliyor. Bu tablonun sebebi çeşitli kafa travmaları, beyin kanamaları, menenjit, beyin iltihabı ve beyin tümörleri olabiliyor.
Görme kaybı (Tam veya kısmi)
Ani görme kaybı, görmenin 5-10 saniye boyunca kısa süreli veya kalıcı şekilde kaybedilmesi olarak tanımlanıyor. Pek çok nedeni olan ani görme kaybının önemli bir kısmı da görme yolları ve beyinle ilgili oluyor. Göz siniri iltihabı (optik nörit) en sık rastlanan ve zaman zaman tekrarlayabilen etkenlerden birini oluşturuyor. Ayrıca, göz sinirine zarar veren toksik bazı ilaçlar ve maddeler de kalıcı veya tam görme kaybı yapabiliyor. Bunların yanı sıra MS (Multiple Skleroz) gibi bazı beyin hastalıkları da görme sinirini etkileyerek ani görme kaybına neden olabiliyor.
Göz bebeklerinde büyüklük farkı
Normal şartlarda göz bebeklerimiz güneşli ortamlarda küçülüyor ve retinaya düşen ışık miktarını azaltıyor. Loş ve karanlıkta ise göz bebeklerimiz büyüyerek daha fazla ışıkla iyi görmemizi sağlıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, ancak beyne giden yollarda bir bozukluk oluştuğunda iki göz bebeği arasında belirgin bir fark geliştiğini belirterek, “Buna yol açabilecek durumlar arasında en önemlisi ve acil olanı, büyük damarlarda yırtılma ya da balonlaşma olup, göz bebeklerinde büyüklük farkıyla beraber ani ve şiddetli boyuna vuran ağrı veya baş ağrısı gelişmektedir” diyor.
Tek veya iki taraflı göz kapağı düşüklüğü
Üst göz kapağının göz bebeğini 2 milimetreden fazla örtecek kadar sarkması göz kapağı düşüklüğü olarak adlandırılıyor. Genellikle estetik bir sorun olarak görülse de aslında ciddi sağlık problemlerinden kaynaklanabiliyor. Örneğin, çocuklarda ve yetişkinlerde sonradan oluşan göz kapağı düşüklüğü kas-sinir iletim bozukluklarından beyin tümörlerine kadar değişen hastalıklara işaret edebiliyor. Bu nedenle, göz öncelikli olmak üzere, gerekirse nöroloji muayenesinin de yapılması öneriliyor.
Görme alanında daralma
Normalde karşıya baktığımızda ellerimizi yanlarda oynatırsak o bölgeye bakmasak bile parmaklarımızın oynadığını görürüz Bu bizim görme alanımızın genişliğini gösteriyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, özellikle optik nörit gibi optik sinir hastalıkları ile yavaş ilerleyen beyin tümörlerinde görme alanında sinsi bir kayıp oluştuğunu vurgulayarak, “Hasta bunu ‘gözümün bir tarafına perde inmiş’ gibi diye tarif edebilir veya ‘baktığım yerde bir bulanıklık var, bir kısmını göremiyorum’ diye anlatabilir” bilgisini veriyor.
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nden yeni sergisi “Yan Yana”
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin “Yan Yana” başlıklı yeni süreli sergisi sanat dünyamızdan iki önemli çiftin, Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor.
Müzenin iki katına yayılan sergide, sanatçıların Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerinin yanı sıra özel koleksiyonlardan derlenen eserleri farklı temalar etrafında bir araya geliyor. Resimlerin yanı sıra, mektuplar, karikatürler, şiirler, eskizler ve belgeler de sergiye eşlik ederek izleyicilere zengin ve katmanlı bir anlatım sunuyor. Müzenin üçüncü katında Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, ikinci katında ise Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserleri Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde sanatseverlerle buluşuyor.
10 Temmuz 2026 tarihine dek sanatseverleri ağırlayacak olan “Yan Yana” sergisi, İstanbul Kültür Yolu Festivali süresince ücretsiz ziyaret edilebilir. Müze, salıdan cumaya 10.00-19.00, cumartesi ve pazar günleri 12.00-19.00 saatleri arasında açıktır.
Carte d’Or, yeni serisi Chunkies’in reklam filmini yayında
Reklam filmi, genç bir çiftin evinde ekran karşısında geçen sıradan bir akşamın, Chunkies ile nasıl rengarenk bir lezzet şölenine dönüştüğünü anlatıyor.
Bando takımı eşliğinde sahneye çıkan Chunkies, papağanın altın kaşık taşıdığı, ev kıyafetlerinin bir anda şık elbiselere dönüştüğü hayal gücü dolu bir dünyaya kapı aralıyor. Kutunun açılmasıyla birlikte başlayan görsel şölen; dolu dolu kurabiye hamuru parçaları ve kıtır kıtır çikolatalalarla buluştuğu sahnelerle izleyiciyi içine çekiyor. Her kaşık büyük bir zevke dönüşüyor.
Reklam Filmi Künyesi:
Reklamveren: The Magnum Ice Cream Company
Reklamveren Temsilcisi: Nazlı Eda Kırali, Burcu Reyhan Ok, Umut Topcu
Reklam Ajansı: Medina Turgul DDB
Ajans Başkanı & Ajans Kreatif Yöneticisi: Ertuğ Tuğalan
Ajans Başkanı & Ajans Ticari Başkanı: Canan Ayvacı
Yönetici Kreatif Direktör: Ahmet Terzioğlu
Kreatif Direktör: Cem Erguvan
Kreatif Grup Lideri: İpek Şurdum
Kreatif Ekip: Yeşim Çelik, Tolga Postacı
Müşteri Grup Direktörü: Pelin Toykan Gündem
Müşteri Direktörü: Asena Cansu Böke
Müşteri Temsilcisi: Şeyma Tekin, Alp Dilidüzgün
Yönetici Strateji Direktörü: Berkant Avcı
Strateji Direktörü: Beste Atasoy
Ajans Prodüktörleri: Can Taşkın, Ümit Bak
Yapım Şirketi: Yapar İstanbul
Prodüktör: Mert Turan, Aytunç Demirkaya
Yönetmen: Sedat Dündar & Umut Dizdar
Görüntü Yönetmeni: Burak Turan
Sanat Yönetmeni: Burak Yıldırım
Jingle: Persenk
Ofiste sağlık alarmı! Masa başı çalışanlar risk altında!
Çoğumuz sabah masa başına geçip, günümüzün büyük kısmını bilgisayar ekranı karşısında geçiriyoruz. Defalarca yaptığımız küçük tıklamalar, sürekli ekran kaydırmaları derken ilk başta fark edilmeyen bu hareketler, zamanla el, kol ve omuzlarımızda ağrılara, kronik yıpranmalara ve kas sıkışmalarına neden olabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli “Kolumuz kürek kemiğinden parmak ucuna kadar tek bir ünite; günlük küçük hareketler bile bu ünitenin geleceğini belirliyor. El, kol ve omuz ünitesindeki dokularımızın biyolojik yaş sürecini yavaşlatmak veya geri çevirerek onların ömrünü uzatmak mümkün” diyor. Uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmek amacıyla, hastalıklar oluşmadan önlemeyi hedefleyen ve son günlerde öne çıkan ‘Longevity Planı’nda diğer organlar gibi el, kol ve omuzlarımızın da ayrı bir yaklaşım istediğini vurgulayan Prof. Dr. Gereli, el, kol ve omuzlarımızı gençleştirmek için alınması gereken basit ama etkili 4 yöntemi açıkladı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Uzun süreli cep telefonu kullanımı ve devamlı bez sıkma gibi aktivitelerden kaçının. El, kol ve omuzlarımızı kullanarak her gün sayısız kez yaptığımız tekrarlayan yüklenmeler kas iskelet sisteminde dokularımızın yıpranmasına, zamanla el, kol ve omuzlarımızda küçük yırtılmalara ve sökülmelere yol açarak kronik inflamasyona neden olur. Longevity plan yaklaşımında, mücadele edilmesi gereken temel düşmanlardan biri olan kronik inflamasyon; ağrı, yorgunluk ve güçsüzlük hissi verir, uyku kalitesini bozar ve genel sağlığı olumsuz etkiler. Ayrıca kol bölgesindeki dokuların sertleşmesine ve kalınlaşmasına yol açarak; kolay zedelenmeye, kireçlenmeye, kas yırtığına ve karpal tünel sendromuna neden olur.
Kürek kemiğinden itibaren kolun duruşu omuz başları kulak hizasında olacak şekilde göğüs gergin, dirsekler hafif bükülü ve el bilekleri düz şekilde olmalıdır. Özellikle bilgisayar başında çalışanlar için kürek kemiklerimizi öne açılandırarak, dirsek ve el bileklerimiz bükülü şekilde uzun saatler durmak omuz ve kol kaslarımızın kısalmasına, sertleşmesine ve kolay yırtılmasına yol açar. Kötü postür, kola giden damar ve sinirleri sıkıştırarak iyileşme kabiliyetini azaltır. Çevremizi bizi dik ve omuzlarımızı geride tutacak şekilde yapılandırmalı, el bileği ve dirsekler bükülüyken cep telefonu veya tablet ile uzun saatler geçirmekten kaçınmalıyız.
Düzenli egzersizin Longevity planının ana öğelerinden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gereli “Ancak her insanın genetiği ve yaşam tarzı farklı olduğundan kişiye ve yaşına uygun bir egzersiz programı tasarlanmalı ve devamlılıkla uygulanmalıdır. El, kol ve omuzlarımızın kullanım ömrünü uzatmak kişiselleştirilmiş egzersiz programları ile mümkündür. Böylece el, kol ve omuzlarımızın fiziksel performansı artırılırken, kas kütlesi korunabilir ve yaşlanma süreci yavaşlatılabilir. Ancak güçlendirme amaçlı aşırı yüklenme ve ısınmadan yapılan hareketler sakatlıkla sonuçlanabildiğinden dikkat edilmeli, güçlendirme ve direnç egzersizleri kadar esneklik, mobilite ve postür egzersizleri de dengeli şekilde uygulanmalıdır” diyor.
Hastalıklar genetik yatkınlık zemininde çevresel nedenlerle oluşuyor. Bazı insanların el, kol ve omuzlarında doğuştan gelen özellikleri kimi hastalıklarla daha erken karşılaşmasına neden olabiliyor. Bu nedenle detaylı bir muayene ve uygun görüntüleme yöntemleri kullanılarak kendi risk analizinizi yaptırmak için bir uzman görüşü almakta fayda var. Prof. Dr. Arel Gereli “Ortalama yaşın giderek arttığı günümüz dünyasında enerjik, üretken ve kaliteli bir yaşam sürmek için şimdiden tedbir almamız gerekiyor. Unutmayalım ki; sağlıklı yaş alma sürecinde bağımsız ve kendi kendimize yeterli kalmak için el, kol ve omuzlarımız büyük önem arzediyor” diyor.
Alzheimer dünya genelinde hızla artıyor!
Günümüzde çoğumuzun dert yandığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor. Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor!
Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.
Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor!
Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan 20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir ‘sessiz dönem’ geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye, 10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor.
Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor!
İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor.
Erken tanı kritik bir öneme sahip!
Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor.
Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı!
Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimi yapılmasını da mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır”
Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak!
Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek, “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor.
Anadolu Isuzu en çok Ar-Ge harcaması yapan ilk 500 firma arasında 25’inci sırada
Anadolu Isuzu, “2024 Yılı En Çok Ar-Ge Harcaması Yapan İlk 500 Firma” listesinde 25’inci sırada yer aldı.
Yeni nesil teknolojiler, alternatif yakıtlı ve elektrikli araçlar, ileri güvenlik sistemleri ve bağlantılı araç çözümleri gibi alanlarda farklı projeler yürüten Anadolu Isuzu, geleceğin mobilitesine bugünden yatırım yapıyor.
Anadolu Isuzu, Türkiye’nin ilk onaylı Ar-Ge merkezlerinden biri olarak 300’ün üzerinde uzman personeli ve 7000 m²’lik modern kapalı alanıyla fikirden ürüne, tüm geliştirme süreçlerini entegre eden bir teknoloji merkezi konumunda. Ar-Ge merkezi, yeni nesil teknolojilerden alternatif yakıtlı ve elektrikli araçlara, ileri güvenlik sistemlerinden bağlantılı araç çözümlerine kadar pek çok alanda yenilikçi projelere imza atıyor.