Dardanel, 4–8 Ekim 2025 tarihleri arasında Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Anuga Gıda Fuarı’na katıldı.
Beslenme alışkanlıkları hızla değişim gösteriyor ve yenilikçi beslenme trendleri küresel bazda hızla yaygınlaşıyor. Uluslararası gıda fuarları küresel çapta tedarikçilerle, üreticilerin bir araya gelerek yeni iş birlikleri oluşturdukları stratejik alanlar olarak öne çıkıyor. Dardanel, dünyanın en büyük ve önemli fuarlarından biri olan ve 110 ülkeden 8.000 katılımcının yer aldığı Anuga Gıda Fuarı’nda uluslararası büyüme stratejisi çerçevesinde sağlıklı, kaliteli ve yenilikçi ürün çeşitleri ile yer alarak, ihracat coğrafyasını genişletecek stratejik iş birliği görüşmeleri gerçekleştirdi.
Yenilikçi ürünler
Fuar kapsamında tanıtılan “Cook in the Bag” serisi, pratik ve kokusuz pişirme özelliğiyle evde balık keyfini kolaylaştıran bir çözüm olarak öne çıktı. Özel soslar ve sebzeli garnitürlerle sunulan somon, çipura ve levrek seçenekleri, fuar ziyaretçilerine zahmetsiz bir pişirme deneyimi sundu. Ton balığı kategorisinde yenilikçi bir yaklaşım sergileyen jalapenolu ton poşet, füme deniz ürünleri ve donuk sushi çeşitleri ile Boom Roll gibi ürünler ise global alıcıların dikkatini çekti.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/10/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-62.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-10-11 18:04:472025-10-11 18:05:04Dardanel yeni ürünlerini Anuga Gıda Fuarı’nda tanıttı
Google ve Public First iş birliğiyle hazırlanan Türkiye Ekonomik Etki Raporu, yapay zekânın Türkiye ekonomisine yön verecek gücünü ve Google’ın dijital dönüşüme katkılarını ortaya koyuyor. Rapora göre, Türkiye’nin dijital ekosistemine yatırılan her 1 TL, ekonomiye 5,6 TL olarak geri dönüyor.
Türkiye, dijital ekonominin birçok alanında bölgesel bir güç hâline gelirken, yapay zekâ ve dijital teknolojiler bu dönüşümün merkezine yerleşiyor. Google da bu dönüşüme, kullanıcılara, işletmelere ve kamu kurumlarına platform ve araçlarıyla yeni fırsatlar sunarak katkı sağlıyor. Public First tarafından Google iş birliğiyle hazırlanan Türkiye Ekonomik Etki Raporu, bu katkının ekonomik büyüme üzerindeki somut etkilerini ortaya koyarken, yapay zekânın önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin kalkınmasında üstleneceği kritik rolü vurguluyor.
Rapora göre, Türkiye’nin dijital ekosistemine yatırılan her 1 TL, ülke ekonomisine ortalama 5,6 TL geri dönüş sağlıyor. 2024 yılı itibarıyla Google’ın Arama, Ads, Haritalar, Play, Cloud ve YouTube gibi ürünlerinin Türkiye ekonomisine doğrudan katkısı 340 milyar TL (10 milyar ABD doları) seviyesinde gerçekleşti. Bu katkı, Türkiye’nin GSYİH’sinin yaklaşık %0,8’ine denk gelirken 260 binden fazla kişilik istihdamı destekliyor.
“Türkiye’nin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten ve yön veren bir ülke olmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz”
Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu raporla ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Google olarak Türkiye’nin dijital dönüşümüne uzun vadeli bir bakışla katkı sunuyoruz. Yapay zekâ, bu dönüşümün itici gücü olmaya devam edecek. Public First tarafından hazırlanan Türkiye Ekonomik Etki Raporu da bu tabloyu açıkça ortaya koyuyor: Yapay zekâ 2035 yılına kadar Türkiye’nin GSYİH’sine yıllık %7,4’ün üzerinde katkı sağlayabilir. Bu yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, toplumsal gelişim ve yenilikçilik açısından da önemli bir potansiyel anlamına geliyor. Rapora göre katılımcıların %73’ü Türkiye’nin bir ‘Yapay Zekâ Süper Gücü’ olmayı stratejik öncelik haline getirmesi gerektiğini belirtirken, işletmelerin %90’ı yapay zekâ araçlarının ülke ekonomisi için büyük bir fırsat sunduğunu düşünüyor. Kullanıcı tarafında da yapay zekâya hızlı bir adaptasyon gözleniyor; örneğin Google Gemini’ın günlük aktif kullanıcı sayısı 2025’in ilk yarısında iki kattan fazla arttı. Biz de Google olarak, Türkiye’nin bu dönüşüm sürecinde teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten ve yön veren bir ülke olmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz. Hem ekonomiye hem de topluma fayda sağlayacak teknolojileri herkes için erişilebilir hale getirmeye, Türkiye’de yapay zekâ odaklı büyümeyi destekleyecek yatırımlarımıza devam edeceğiz.”
Raporun öne çıkan verileri ve İstatistikleri
Google’ın Türkiye ekonomisine 2024 yılında katkısı 340 milyar TL (yaklaşık 10 milyar ABD doları) oldu.
Bu etki, ülkenin GSYİH’sinin %0,8’ine denk geliyor ve 260 binden fazla kişilik istihdamı
Türkiye’nin dijital ekosistemine yatırılan her 1 TL, ekonomiye ortalama 5,6 TL olarak geri dönüyor.
Google Arama ve Workspace, yılda 530 milyar TL verimlilik artışı potansiyeli sunuyor.
Google Cloud’a geçen işletmeler toplam 23 milyar TL tasarruf sağladı.
Google hizmetleri, kullanıcılar için yılda 1,6 trilyon TL (yaklaşık 50 milyar ABD doları) refah değeri yaratıyor.
Google Arama ve Ads 210 milyar TL, Haritalar 55 milyar TL, YouTube 27 milyar TL, Google Play 31 milyar TL, Cloud 11 milyar TL’lik ekonomik faaliyet sağladı.
Android ve Google Play ekosistemi 750 milyar TL büyüklüğe ulaştı; 3 milyondan fazla kişiye istihdam yarattı.
Yapay zekâ, 2035 yılına kadar Türkiye’nin GSYİH’sine %7,4’ün üzerinde katkı sağlayarak ekonomiye 3,2 trilyon TL ek değer kazandırabilir.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/10/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-59.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-10-11 17:32:262025-10-11 17:32:59Google’ın Türkiye ekonomisine katkısı 340 milyar TL’ye ulaştı
Hyundai Motor Türkiye, sağlık çalışanları, hakim, savcı, avukat ve öğretmenlere yönelik özel satış destek kampanyası başlattı.
Hyundai Motor Türkiye, Ekim ayı boyunca sağlık çalışanları, hakim, savcı, avukat ve öğretmenlere özel bir satış desteği uygulaması gerçekleştiriyor. Bu kapsamda belirtilen özel meslek grubu çalışanları, belirli modellerde geçerli %2 indirimle Hyundai sahibi olabilecek.
Uygulama, sadece TUCSON 1.6 CRDI Elite 4X2 DCT ve TUCSON 1.6 CRDI Elite Plus 4X4 modellerinde geçerli olup, hak sahiplerine %2 oranında özel indirim sunuluyor. Her kullanıcı sadece 1 araç için bu fırsattan yararlanabilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı devlet ve özel okullarda aktif görev yapan öğretmenler ile üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışan akademisyenler de kampanyadan faydalanabilecek. Başvuru sırasında öğretmen/akademisyen kimliği ve kurumdan alınmış resmi yazının sunulması yeterli.
Doktorlar, diş hekimleri, hemşireler, eczacılar ve veterinerler gibi aktif sağlık çalışanları da kampanyadan yararlanabilecek. Başvuru için kurum kimlik kartı ile birlikte resmi görev yazısı veya özel muayenehanesi olanlar için vergi levhası talep edilecek.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/10/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-58.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-10-11 17:21:282025-10-11 17:21:55Hyundai’den eğitim, sağlık ve hukuk çalışanlarına özel kampanya
10 Ekim tüm dünyada Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor ve ruh sağlığına dikkat çekiliyor. Özellikle pandemi sonrası antidepresan kullanımı giderek artış gösteriyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Türkiye’de antidepresan kullanımı son 10 yılda neredeyse iki katına çıktı. Bugün her 100 kişiden 6’sının antidepresan kullandığını belirten Şalcıoğlu, “Antidepresan kullanımındaki bu sıçrama toplumun kolektif olarak yaşadığı zorlanmayı yansıtıyor” dedi.
Ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekmek için her yıl 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, bugün vesilesiyle Türkiye’deki ruh sağlığını değerlendirirken, güncel verileri de paylaştı.
Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı
Türkiye’de antidepresan kullanımının son 10 yılda neredeyse iki katına çıktığını belirten Şalcıoğlu, şunları söyledi:
“2010’ların başında her 100 kişiden yaklaşık 3’ü düzenli antidepresan kullanırken, bugün bu sayı 6’ya yaklaştı. Pandemiyle birlikte bu artış daha da hızlandı: 2020 sonrası sadece iki yıl içinde piyasaya sürülen antidepresan miktarında yaklaşık 10 milyon kutuluk bir artış yaşandı. Bu veriler, toplumda ruh sağlığı sorunlarının artışıyla birlikte sosyal koşulları ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıkları da düşündürüyor.”
Antidepresan kullananların yüzde 70’i kadın
Antidepresan kullanımında en büyük farkın kadınlarda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Şalcıoğlu, şöyle devam etti:
“Reçetelerin yaklaşık yüzde 70’i kadınlara yazılıyor. Yani antidepresan kullanan her 10 kişiden 7’si kadın. Bu fark, kadınların daha fazla ruh sağlığı sorunları geliştirmesinden mi yoksa erkeklere göre tedavi aramaya daha fazla açık olmalarından mı kaynaklanıyor, bu hâlâ tartışmalı bir konu. Yaş grubunda ise 35 yaş üstü bireyler öne çıkıyor. Özellikle 36-50 yaş aralığında kullanım yaygın. Ancak gençler arasında da son yıllarda artış olduğu gözleniyor. Bu gençlerin gittikçe daha fazla ruh sağlığı sorunları için risk altında olduğuna işaret ediyor. İllere göre dağılımda dikkat çeken farklar var: Büyükşehirlerde kullanım oranları daha yüksek. Bazı şehirlerde, özellikle batı ve iç Anadolu bölgelerinde, kişi başına düşen antidepresan kullanımı diğer illere göre iki kata kadar çıkabiliyor. Büyük şehirlerde yaşamın zorlukları burada belirleyici bir faktör olabilir.”
Birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor
Prof. Dr. Şalcıoğlu, bu artışın nedenlerini ise şöyle özetledi:
“Ruh sağlığı sorunları hem Türkiye’de hem dünyada artıyor. Pandemi sonrası dönemde, ekonomik kriz, işsizlik, belirsizlik, göç ve doğal afetler gibi toplumsal koşullar, özellikle Türkiye’de kaygı, umutsuzluk ve depresyon gibi ruhsal sorunların daha görünür hale gelmesine yol açtı. Böyle bir ortamda antidepresan kullanımındaki artış bir yönüyle toplumun ruh sağlığına dair farkındalığının artması, damgalayıcı tutumların zayıflaması ve bireylerin yardım arayışına daha açık hale gelmesiyle ilişkili olabilir. Ancak madalyonun öteki yüzünde sistemsel sınırlılıklar var. Süresi kısıtlı poliklinik muayenelerinde, ilaç reçete etmek genellikle en hızlı müdahale biçimi haline geliyor. Birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor.
İlaçların bir kısmı reçetesiz temin edilebildiği için, kendi kendine ilaca başlama veya sürdürme davranışı da yaygınlaşıyor. Bu durum, resmi kullanım verilerinin bile ötesinde bir tabloyu işaret ediyor. İlaç daha erişilebilir olsa da araştırmalar, özellikle bilişsel ve davranışçı terapi gibi bilimsel temelli psikoterapi yaklaşımlarının daha uzun vadeli ve kalıcı çözümler sunduğunu gösteriyor. Ne yazık ki hem maddi hem de yapısal engeller, toplumun geniş kesimlerinin bu tür bilimsel temelli terapilere ulaşmasını zorlaştırıyor. Bu noktada ilaç endüstrisinin rolü de göz ardı edilemez. Psikolojik sorunların yalnızca biyolojik ya da kimyasal temelli hastalıklar gibi çerçevelenmesi (medikalizasyon), antidepresanların yaygın biçimde önerilmesini kolaylaştırıyor. Elbette ilaç tedavisi bazı durumlarda gerekli ve faydalı olabilir. Ancak bu faydanın bireyler arası farkları, yan etkileri ve alternatif müdahale yolları göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekir.”
Kişi başına düşenantidepresan tüketimi iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 yükseldi
Pandemiyle birlikte Türkiye’de antidepresan kullanımının belirgin şekilde artığına değinen Profesör, “Kişi başına düşen tüketim sadece iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 yükseldi. Ancak aynı dönemde psikiyatri reçetelerinde düşüş gözlemlendi. Bu da birçok kişinin doktora başvurmadan, kendi kararıyla ilaç kullanmaya yöneldiğini gösteriyor. Nitekim pandemi sırasında dünya genelinde kendi kendine ilaç kullanma oranının yüzde 48’in üzerine çıktığını görüyoruz. Pandemi sırasında ilaç kullanımdaki artışın arkasında kapanmaların yol açtığı yalnızlık ve belirsizlik, hastalığa yakalanma korkusu, kayıplar, ekonomik zorluklar ve işsizlik gibi etkenler var. Ayrıca ev içi çatışmaların artması, kadınların artan bakım yükü ve sosyal desteğin zayıflaması da bu tabloyu derinleştirdi. Antidepresan kullanımındaki bu sıçrama toplumun kolektif olarak yaşadığı zorlanmayı yansıtıyor” diye konuştu.
Türkiye’de antidepresan kullanımı birçok Avrupa ülkesinin gerisinde
Türkiye’deki antidepresan kullanımını dünya genelinde değerlendiren akademisyen, şunları söyledi:
“Türkiye’de antidepresan kullanımı artıyor ama hâlâ birçok Avrupa ülkesinin gerisindeyiz. OECD verilerine göre Türkiye, üye ülkeler arasında antidepresan kullanım oranı en düşük ülkelerden biri. Örneğin, İzlanda, Portekiz, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde kişi başına düşen antidepresan kullanımı Türkiye’nin 3 ila 4 katı kadar. Ancak bu fark, Türkiye’de toplumun daha sağlıklı olduğunu değil, psikoterapiye ve psikiyatrik hizmetlere erişimin daha sınırlı olduğunu gösteriyor da olabilir. Batı ülkelerinde psikoterapi hizmetleri daha yaygın ve erişilebilir düzeyde olduğu için insanlar, Türkiye’de örneğindeki gibi, sadece ilaca yönelmiyor. Yani düşük oranlar her zaman olumlu bir tabloya işaret etmiyor.”
Antidepresanların yanlış ya da gereksiz kullanımı riskli
Antidepresan kullanım süresi ve miktarlarıyla ilgili de konuşan Şalcıoğlu, “Elimizdeki bilimsel kaynaklarda, Türkiye’de antidepresanların ortalama kullanım süresi ya da bireysel doz tercihlerine dair güvenilir bir veri bulunmuyor. Klinik rehberlerde genellikle 6 ay ve üzeri kullanım önerilir, ancak bu süre vakaya göre değişir. Genellikle kişilerin bu süreyi aştığını, yıllarca ilaç kullanabildiğini görüyoruz. Antidepresan kullanımını anlayabilmek için daha detaylı saha araştırmalarına ihtiyaç var” dedi. Gereksiz kullanımın riskler taşıdığını belirten Şalcıoğlu, şunları söyledi:
“Antidepresanlar yanlış ya da gereksiz kullanıldıklarında ciddi riskler taşırlar. Öncelikle biyolojik açıdan, yan etkiler (uyku bozuklukları, kilo değişimi, cinsel işlev sorunları, mide‑bağırsak yakınmaları vb.) görülebilir; bazı ilaçlarda ani kesilme sendromu yaşanabilir. Uzun süreli ve kontrolsüz kullanım, beynin kimyasal dengesini yapay biçimde değiştirebilir. Psikolojik açıdan ise en önemli risk, duygusal dayanıklılığın ve başa çıkma becerilerinin zayıflamasıdır. Kişi her zorlanmada ilaca yönelme eğilimi geliştirebilir; bu da psikoterapi veya yaşam koşullarını değiştirme gibi daha kalıcı çözümleri geciktirebilir. Toplumsal düzeyde ise, ‘hızlı çözüm’ kültürü ve sağlık sisteminin ilaca dayalı yapısı güçlenir; böylece ruhsal sıkıntıların altında yatan sosyo‑ekonomik nedenler görünmez hale gelir. Bu nedenle ilaçlar, doğru tanı, düzenli izlem ve gerektiğinde psikoterapi desteğiyle birlikte kullanıldığında anlamlı bir fayda sağlar.”
Ruh sağlığı hizmetlerinin, psikoterapilerle desteklenmesi gerekiyor
Prof. Dr. Şalcıoğlu ruh sağlığını korumak için atılması gereken adımlarla ilgili ise şöyle konuştu:
“Ruh sağlığını sadece bireysel değil, kamusal bir iyilik hali olarak görmek zorundayız ve bu da yapısal çözümler gerektiriyor. Önleyici adımlar bu çerçevede büyük önem taşıyor: Okullarda duygusal okuryazarlık eğitimlerinin verilmesi, sosyal bağları güçlendiren topluluk temelli programların hayata geçirilmesi, ekonomik güvencesizlikle mücadele edilmesi, bireysel dayanıklılığı artırmakla kalmaz, toplumsal ruh sağlığını da güçlendirir. Bu noktada Türkiye’de sayısı 100 bini aşan psikoloji lisans mezunu önemli bir kaynak oluşturuyor. Etkili psikoterapi yaklaşımları alanında eğitilen psikologlar farkındalık ve erken müdahale programlarında etkin biçimde değerlendirilerek toplum ruh sağlığına katkı sunabilir. Sorunlar ortaya çıktığında ise, müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu aşamada yalnızca ilaca dayalı kısa süreli çözümler kalıcı iyilik halini sağlamak için yeterli değil. Ruh sağlığı hizmetlerinin, bilimsel etkinliği kanıtlanmış psikoterapilerle desteklenmesi gerekir. Bilimsel temelli psikoterapilerin sağlık sistemine entegre edilmesi ve bu alanda çalışan personelin psikolojik müdahale konusunda eğitilmesi, Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerinin ilaç odaklı yaklaşımdan iyileşme odaklı bir modele dönüşmesi için en kritik adımdır.”
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/10/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-57.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-10-11 17:12:342025-10-11 17:13:07Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı
Albayrak Beton, şimdi de ihalesini kazandığı ‘Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin yönetim binası projesinin inşaatı için düğmeye bastı.
Metrolardan kamu binalarına, alt yapıdan eğitim kurumlarına ve nitelikli gayrimenkul projelerine kadar geniş bir yelpazede hizmet veren Albayrak Beton, şimdi de ihalesini kazandığı müzik eserleri alanında faaliyet gösteren ilk meslek kuruluşu ‘Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (MESAM) yönetim binası projesinde düğmeye bastı.
İstanbul Şişli’de Prof. Dr. Bülent Tarcan Caddesi üzerinde konumlanan MESAM’ın yönetim binası, yaklaşık 3 bin metrekarelik bir inşaat alanına sahip bulunuyor. Bina, dört bodrum kat ve beş normal kattan oluşan dokuz katlı tek bir bloktan meydana geliyor. Betonarme karkas yapıdan oluşacak binanın cephesinde porselen seramik, yarı kapaklı cephe sistemi ve kenet kaplama beraber kullanılacak. Bina tamamlandığında 126 kişi kapasiteli bir konferans salonu, ofis katları ve bir yönetim katına sahip olacak. Özel detaylarla çözümlenen projede, akustik tavan ve duvar panelleri, cam panel ofis bölmeleri ve birinci sınıf malzemeler kullanılacak.
Bir yıl içinde teslim edilmesi planlanıyor
Projeyle ilgili açıklamalarda bulunan Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak “Türkiye’nin göz bebeği bir kurumun yönetim binasını inşa ediyor olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyoruz. Benim bir sanatçı topluluğuna vefa borcum var, bu inşaatla bu borcu ödemiş oluyorum. İhaleye Kefelioğlu İnşaat ile adi ortaklık sözleşmesi kapsamında ve yüzde 50 finansal ortaklıkla girmiştik. Şimdi 170 milyon TL yatırımla hayata geçireceğimiz binanın temellerini atarak inşaatına başladık.
Yaklaşık 3 bin metrekarelik bir inşaat alanına sahip bulunan bina, dört bodrum kat ve beş normal kattan oluşan dokuz katlı tek bir bloktan meydana geliyor. Tamamlandığında güvenli, konforlu, modern ve şık bir görünüme sahip olacak projemizi 12 ay içerisinde bitirmeyi planladık. Ancak zamanından önce sözleşme hükümlerine uygun şekilde teslim etmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/10/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-53.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-10-11 15:57:412025-10-11 16:08:53Albayrak Beton, MESAM projesi star aldı
ZF, mobiliteyi daha akıllı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir hale getirmek için otobüs teknolojilerindeki en yeni ürün ve çözümlerini busworld 2025 fuarında sergiliyor.
ZF, karbonsuzlaştırma, otomasyon, akıllı şasi, güvenlik ve dijital çözümlerden oluşan kapsamlı portföyü ile, dünya çapındaki müşterilerinin yeni verimlilik ve performans seviyelerini ortaya çıkarmalarını ve Toplam Sahip Olma Maliyetini (TCO) azaltmalarını sağlıyor.
busworld 2025’te öne çıkan ürünler
ZF fuarda, geleceğin otobüs ve yolcu otobüsü platformları için yeni nesil aksların prömiyerini yapıyor. Bunlar arasında, mevcut montaj noktalarını korurken, iyileştirilmiş geri kazanım kapasitesi ve azaltılmış ağırlık sayesinde genel enerji tasarrufu sağlayan A134 aksı da yer alıyor. ZF ayrıca %20’ye kadar daha yüksek tork kapasitesine sahip olan ve bir önceki nesle kıyasla %4’ten fazla daha düşük enerji tüketimi sağlayan AV134 portal aksının ayrıntılarını da açıklayacak. Seri üretimin 2027 yılında başlaması planlanıyor.
ZF ayrıca, en yeni merkezi elektrikli tahriki CeTrax 2 dual ile minimum %94,5* verimlilik oranına ulaşan elektrikli aktarım organları için yeni performans verileri sunuyor. En yeni elektrikli aksı AxTrax 2 LF de SORT testlerine göre önceki modele kıyasla %20 enerji tasarrufu sağlayabiliyor ve 6×2’nin yanı sıra 6×4 konfigürasyonları da destekleyerek OEM’lere tasarım esnekliği sağlıyor.
Elektrikli destek sistemleri portföyüne yeni eklemeler de yapan ZF, yakın zamanda pazara sürülen yağsız e-comp Scroll kompresörünü içeren yeni geliştirilmiş bir Hava Besleme Ünitesini de öne çıkarıyor. Bu sistemler verimliliği artırırken, elektrikli otobüslerin sessiz çalışması göz önüne alındığında giderek daha fazla odaklanılan bir alan olan Gürültü, Titreşim ve Sertlik (NVH) düzeylerini önemli ölçüde azaltıyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/10/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-52.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-10-11 14:20:242025-10-11 14:20:42Otobüs teknolojilerinde akıllı mobilite çözümleri pazarda hızlı büyüyor
Dardanel yeni ürünlerini Anuga Gıda Fuarı’nda tanıttı
Dardanel, 4–8 Ekim 2025 tarihleri arasında Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Anuga Gıda Fuarı’na katıldı.
Beslenme alışkanlıkları hızla değişim gösteriyor ve yenilikçi beslenme trendleri küresel bazda hızla yaygınlaşıyor. Uluslararası gıda fuarları küresel çapta tedarikçilerle, üreticilerin bir araya gelerek yeni iş birlikleri oluşturdukları stratejik alanlar olarak öne çıkıyor. Dardanel, dünyanın en büyük ve önemli fuarlarından biri olan ve 110 ülkeden 8.000 katılımcının yer aldığı Anuga Gıda Fuarı’nda uluslararası büyüme stratejisi çerçevesinde sağlıklı, kaliteli ve yenilikçi ürün çeşitleri ile yer alarak, ihracat coğrafyasını genişletecek stratejik iş birliği görüşmeleri gerçekleştirdi.
Yenilikçi ürünler
Fuar kapsamında tanıtılan “Cook in the Bag” serisi, pratik ve kokusuz pişirme özelliğiyle evde balık keyfini kolaylaştıran bir çözüm olarak öne çıktı. Özel soslar ve sebzeli garnitürlerle sunulan somon, çipura ve levrek seçenekleri, fuar ziyaretçilerine zahmetsiz bir pişirme deneyimi sundu. Ton balığı kategorisinde yenilikçi bir yaklaşım sergileyen jalapenolu ton poşet, füme deniz ürünleri ve donuk sushi çeşitleri ile Boom Roll gibi ürünler ise global alıcıların dikkatini çekti.
Google’ın Türkiye ekonomisine katkısı 340 milyar TL’ye ulaştı
Google ve Public First iş birliğiyle hazırlanan Türkiye Ekonomik Etki Raporu, yapay zekânın Türkiye ekonomisine yön verecek gücünü ve Google’ın dijital dönüşüme katkılarını ortaya koyuyor. Rapora göre, Türkiye’nin dijital ekosistemine yatırılan her 1 TL, ekonomiye 5,6 TL olarak geri dönüyor.
Türkiye, dijital ekonominin birçok alanında bölgesel bir güç hâline gelirken, yapay zekâ ve dijital teknolojiler bu dönüşümün merkezine yerleşiyor. Google da bu dönüşüme, kullanıcılara, işletmelere ve kamu kurumlarına platform ve araçlarıyla yeni fırsatlar sunarak katkı sağlıyor. Public First tarafından Google iş birliğiyle hazırlanan Türkiye Ekonomik Etki Raporu, bu katkının ekonomik büyüme üzerindeki somut etkilerini ortaya koyarken, yapay zekânın önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin kalkınmasında üstleneceği kritik rolü vurguluyor.
Rapora göre, Türkiye’nin dijital ekosistemine yatırılan her 1 TL, ülke ekonomisine ortalama 5,6 TL geri dönüş sağlıyor. 2024 yılı itibarıyla Google’ın Arama, Ads, Haritalar, Play, Cloud ve YouTube gibi ürünlerinin Türkiye ekonomisine doğrudan katkısı 340 milyar TL (10 milyar ABD doları) seviyesinde gerçekleşti. Bu katkı, Türkiye’nin GSYİH’sinin yaklaşık %0,8’ine denk gelirken 260 binden fazla kişilik istihdamı destekliyor.
“Türkiye’nin teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten ve yön veren bir ülke olmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz”
Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu raporla ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Google olarak Türkiye’nin dijital dönüşümüne uzun vadeli bir bakışla katkı sunuyoruz. Yapay zekâ, bu dönüşümün itici gücü olmaya devam edecek. Public First tarafından hazırlanan Türkiye Ekonomik Etki Raporu da bu tabloyu açıkça ortaya koyuyor: Yapay zekâ 2035 yılına kadar Türkiye’nin GSYİH’sine yıllık %7,4’ün üzerinde katkı sağlayabilir. Bu yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, toplumsal gelişim ve yenilikçilik açısından da önemli bir potansiyel anlamına geliyor. Rapora göre katılımcıların %73’ü Türkiye’nin bir ‘Yapay Zekâ Süper Gücü’ olmayı stratejik öncelik haline getirmesi gerektiğini belirtirken, işletmelerin %90’ı yapay zekâ araçlarının ülke ekonomisi için büyük bir fırsat sunduğunu düşünüyor. Kullanıcı tarafında da yapay zekâya hızlı bir adaptasyon gözleniyor; örneğin Google Gemini’ın günlük aktif kullanıcı sayısı 2025’in ilk yarısında iki kattan fazla arttı. Biz de Google olarak, Türkiye’nin bu dönüşüm sürecinde teknolojiyi sadece kullanan değil, üreten ve yön veren bir ülke olmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz. Hem ekonomiye hem de topluma fayda sağlayacak teknolojileri herkes için erişilebilir hale getirmeye, Türkiye’de yapay zekâ odaklı büyümeyi destekleyecek yatırımlarımıza devam edeceğiz.”
Raporun öne çıkan verileri ve İstatistikleri
Hyundai’den eğitim, sağlık ve hukuk çalışanlarına özel kampanya
Hyundai Motor Türkiye, sağlık çalışanları, hakim, savcı, avukat ve öğretmenlere yönelik özel satış destek kampanyası başlattı.
Hyundai Motor Türkiye, Ekim ayı boyunca sağlık çalışanları, hakim, savcı, avukat ve öğretmenlere özel bir satış desteği uygulaması gerçekleştiriyor. Bu kapsamda belirtilen özel meslek grubu çalışanları, belirli modellerde geçerli %2 indirimle Hyundai sahibi olabilecek.
Uygulama, sadece TUCSON 1.6 CRDI Elite 4X2 DCT ve TUCSON 1.6 CRDI Elite Plus 4X4 modellerinde geçerli olup, hak sahiplerine %2 oranında özel indirim sunuluyor. Her kullanıcı sadece 1 araç için bu fırsattan yararlanabilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı devlet ve özel okullarda aktif görev yapan öğretmenler ile üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışan akademisyenler de kampanyadan faydalanabilecek. Başvuru sırasında öğretmen/akademisyen kimliği ve kurumdan alınmış resmi yazının sunulması yeterli.
Doktorlar, diş hekimleri, hemşireler, eczacılar ve veterinerler gibi aktif sağlık çalışanları da kampanyadan yararlanabilecek. Başvuru için kurum kimlik kartı ile birlikte resmi görev yazısı veya özel muayenehanesi olanlar için vergi levhası talep edilecek.
Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı
10 Ekim tüm dünyada Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor ve ruh sağlığına dikkat çekiliyor. Özellikle pandemi sonrası antidepresan kullanımı giderek artış gösteriyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Türkiye’de antidepresan kullanımı son 10 yılda neredeyse iki katına çıktı. Bugün her 100 kişiden 6’sının antidepresan kullandığını belirten Şalcıoğlu, “Antidepresan kullanımındaki bu sıçrama toplumun kolektif olarak yaşadığı zorlanmayı yansıtıyor” dedi.
Ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekmek için her yıl 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak anılıyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, bugün vesilesiyle Türkiye’deki ruh sağlığını değerlendirirken, güncel verileri de paylaştı.
Antidepresan kullanımı son 10 yılda iki katına çıktı
Türkiye’de antidepresan kullanımının son 10 yılda neredeyse iki katına çıktığını belirten Şalcıoğlu, şunları söyledi:
“2010’ların başında her 100 kişiden yaklaşık 3’ü düzenli antidepresan kullanırken, bugün bu sayı 6’ya yaklaştı. Pandemiyle birlikte bu artış daha da hızlandı: 2020 sonrası sadece iki yıl içinde piyasaya sürülen antidepresan miktarında yaklaşık 10 milyon kutuluk bir artış yaşandı. Bu veriler, toplumda ruh sağlığı sorunlarının artışıyla birlikte sosyal koşulları ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıkları da düşündürüyor.”
Antidepresan kullananların yüzde 70’i kadın
Antidepresan kullanımında en büyük farkın kadınlarda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Şalcıoğlu, şöyle devam etti:
“Reçetelerin yaklaşık yüzde 70’i kadınlara yazılıyor. Yani antidepresan kullanan her 10 kişiden 7’si kadın. Bu fark, kadınların daha fazla ruh sağlığı sorunları geliştirmesinden mi yoksa erkeklere göre tedavi aramaya daha fazla açık olmalarından mı kaynaklanıyor, bu hâlâ tartışmalı bir konu. Yaş grubunda ise 35 yaş üstü bireyler öne çıkıyor. Özellikle 36-50 yaş aralığında kullanım yaygın. Ancak gençler arasında da son yıllarda artış olduğu gözleniyor. Bu gençlerin gittikçe daha fazla ruh sağlığı sorunları için risk altında olduğuna işaret ediyor. İllere göre dağılımda dikkat çeken farklar var: Büyükşehirlerde kullanım oranları daha yüksek. Bazı şehirlerde, özellikle batı ve iç Anadolu bölgelerinde, kişi başına düşen antidepresan kullanımı diğer illere göre iki kata kadar çıkabiliyor. Büyük şehirlerde yaşamın zorlukları burada belirleyici bir faktör olabilir.”
Birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor
Prof. Dr. Şalcıoğlu, bu artışın nedenlerini ise şöyle özetledi:
“Ruh sağlığı sorunları hem Türkiye’de hem dünyada artıyor. Pandemi sonrası dönemde, ekonomik kriz, işsizlik, belirsizlik, göç ve doğal afetler gibi toplumsal koşullar, özellikle Türkiye’de kaygı, umutsuzluk ve depresyon gibi ruhsal sorunların daha görünür hale gelmesine yol açtı. Böyle bir ortamda antidepresan kullanımındaki artış bir yönüyle toplumun ruh sağlığına dair farkındalığının artması, damgalayıcı tutumların zayıflaması ve bireylerin yardım arayışına daha açık hale gelmesiyle ilişkili olabilir. Ancak madalyonun öteki yüzünde sistemsel sınırlılıklar var. Süresi kısıtlı poliklinik muayenelerinde, ilaç reçete etmek genellikle en hızlı müdahale biçimi haline geliyor. Birçok kişi terapiye değil, sadece reçeteye ulaşabiliyor.
İlaçların bir kısmı reçetesiz temin edilebildiği için, kendi kendine ilaca başlama veya sürdürme davranışı da yaygınlaşıyor. Bu durum, resmi kullanım verilerinin bile ötesinde bir tabloyu işaret ediyor. İlaç daha erişilebilir olsa da araştırmalar, özellikle bilişsel ve davranışçı terapi gibi bilimsel temelli psikoterapi yaklaşımlarının daha uzun vadeli ve kalıcı çözümler sunduğunu gösteriyor. Ne yazık ki hem maddi hem de yapısal engeller, toplumun geniş kesimlerinin bu tür bilimsel temelli terapilere ulaşmasını zorlaştırıyor. Bu noktada ilaç endüstrisinin rolü de göz ardı edilemez. Psikolojik sorunların yalnızca biyolojik ya da kimyasal temelli hastalıklar gibi çerçevelenmesi (medikalizasyon), antidepresanların yaygın biçimde önerilmesini kolaylaştırıyor. Elbette ilaç tedavisi bazı durumlarda gerekli ve faydalı olabilir. Ancak bu faydanın bireyler arası farkları, yan etkileri ve alternatif müdahale yolları göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekir.”
Kişi başına düşen antidepresan tüketimi iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 yükseldi
Pandemiyle birlikte Türkiye’de antidepresan kullanımının belirgin şekilde artığına değinen Profesör, “Kişi başına düşen tüketim sadece iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 yükseldi. Ancak aynı dönemde psikiyatri reçetelerinde düşüş gözlemlendi. Bu da birçok kişinin doktora başvurmadan, kendi kararıyla ilaç kullanmaya yöneldiğini gösteriyor. Nitekim pandemi sırasında dünya genelinde kendi kendine ilaç kullanma oranının yüzde 48’in üzerine çıktığını görüyoruz. Pandemi sırasında ilaç kullanımdaki artışın arkasında kapanmaların yol açtığı yalnızlık ve belirsizlik, hastalığa yakalanma korkusu, kayıplar, ekonomik zorluklar ve işsizlik gibi etkenler var. Ayrıca ev içi çatışmaların artması, kadınların artan bakım yükü ve sosyal desteğin zayıflaması da bu tabloyu derinleştirdi. Antidepresan kullanımındaki bu sıçrama toplumun kolektif olarak yaşadığı zorlanmayı yansıtıyor” diye konuştu.
Türkiye’de antidepresan kullanımı birçok Avrupa ülkesinin gerisinde
Türkiye’deki antidepresan kullanımını dünya genelinde değerlendiren akademisyen, şunları söyledi:
“Türkiye’de antidepresan kullanımı artıyor ama hâlâ birçok Avrupa ülkesinin gerisindeyiz. OECD verilerine göre Türkiye, üye ülkeler arasında antidepresan kullanım oranı en düşük ülkelerden biri. Örneğin, İzlanda, Portekiz, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde kişi başına düşen antidepresan kullanımı Türkiye’nin 3 ila 4 katı kadar. Ancak bu fark, Türkiye’de toplumun daha sağlıklı olduğunu değil, psikoterapiye ve psikiyatrik hizmetlere erişimin daha sınırlı olduğunu gösteriyor da olabilir. Batı ülkelerinde psikoterapi hizmetleri daha yaygın ve erişilebilir düzeyde olduğu için insanlar, Türkiye’de örneğindeki gibi, sadece ilaca yönelmiyor. Yani düşük oranlar her zaman olumlu bir tabloya işaret etmiyor.”
Antidepresanların yanlış ya da gereksiz kullanımı riskli
Antidepresan kullanım süresi ve miktarlarıyla ilgili de konuşan Şalcıoğlu, “Elimizdeki bilimsel kaynaklarda, Türkiye’de antidepresanların ortalama kullanım süresi ya da bireysel doz tercihlerine dair güvenilir bir veri bulunmuyor. Klinik rehberlerde genellikle 6 ay ve üzeri kullanım önerilir, ancak bu süre vakaya göre değişir. Genellikle kişilerin bu süreyi aştığını, yıllarca ilaç kullanabildiğini görüyoruz. Antidepresan kullanımını anlayabilmek için daha detaylı saha araştırmalarına ihtiyaç var” dedi. Gereksiz kullanımın riskler taşıdığını belirten Şalcıoğlu, şunları söyledi:
“Antidepresanlar yanlış ya da gereksiz kullanıldıklarında ciddi riskler taşırlar. Öncelikle biyolojik açıdan, yan etkiler (uyku bozuklukları, kilo değişimi, cinsel işlev sorunları, mide‑bağırsak yakınmaları vb.) görülebilir; bazı ilaçlarda ani kesilme sendromu yaşanabilir. Uzun süreli ve kontrolsüz kullanım, beynin kimyasal dengesini yapay biçimde değiştirebilir. Psikolojik açıdan ise en önemli risk, duygusal dayanıklılığın ve başa çıkma becerilerinin zayıflamasıdır. Kişi her zorlanmada ilaca yönelme eğilimi geliştirebilir; bu da psikoterapi veya yaşam koşullarını değiştirme gibi daha kalıcı çözümleri geciktirebilir. Toplumsal düzeyde ise, ‘hızlı çözüm’ kültürü ve sağlık sisteminin ilaca dayalı yapısı güçlenir; böylece ruhsal sıkıntıların altında yatan sosyo‑ekonomik nedenler görünmez hale gelir. Bu nedenle ilaçlar, doğru tanı, düzenli izlem ve gerektiğinde psikoterapi desteğiyle birlikte kullanıldığında anlamlı bir fayda sağlar.”
Ruh sağlığı hizmetlerinin, psikoterapilerle desteklenmesi gerekiyor
Prof. Dr. Şalcıoğlu ruh sağlığını korumak için atılması gereken adımlarla ilgili ise şöyle konuştu:
“Ruh sağlığını sadece bireysel değil, kamusal bir iyilik hali olarak görmek zorundayız ve bu da yapısal çözümler gerektiriyor. Önleyici adımlar bu çerçevede büyük önem taşıyor: Okullarda duygusal okuryazarlık eğitimlerinin verilmesi, sosyal bağları güçlendiren topluluk temelli programların hayata geçirilmesi, ekonomik güvencesizlikle mücadele edilmesi, bireysel dayanıklılığı artırmakla kalmaz, toplumsal ruh sağlığını da güçlendirir. Bu noktada Türkiye’de sayısı 100 bini aşan psikoloji lisans mezunu önemli bir kaynak oluşturuyor. Etkili psikoterapi yaklaşımları alanında eğitilen psikologlar farkındalık ve erken müdahale programlarında etkin biçimde değerlendirilerek toplum ruh sağlığına katkı sunabilir. Sorunlar ortaya çıktığında ise, müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu aşamada yalnızca ilaca dayalı kısa süreli çözümler kalıcı iyilik halini sağlamak için yeterli değil. Ruh sağlığı hizmetlerinin, bilimsel etkinliği kanıtlanmış psikoterapilerle desteklenmesi gerekir. Bilimsel temelli psikoterapilerin sağlık sistemine entegre edilmesi ve bu alanda çalışan personelin psikolojik müdahale konusunda eğitilmesi, Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerinin ilaç odaklı yaklaşımdan iyileşme odaklı bir modele dönüşmesi için en kritik adımdır.”
Albayrak Beton, MESAM projesi star aldı
Albayrak Beton, şimdi de ihalesini kazandığı ‘Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin yönetim binası projesinin inşaatı için düğmeye bastı.
Metrolardan kamu binalarına, alt yapıdan eğitim kurumlarına ve nitelikli gayrimenkul projelerine kadar geniş bir yelpazede hizmet veren Albayrak Beton, şimdi de ihalesini kazandığı müzik eserleri alanında faaliyet gösteren ilk meslek kuruluşu ‘Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (MESAM) yönetim binası projesinde düğmeye bastı.
İstanbul Şişli’de Prof. Dr. Bülent Tarcan Caddesi üzerinde konumlanan MESAM’ın yönetim binası, yaklaşık 3 bin metrekarelik bir inşaat alanına sahip bulunuyor. Bina, dört bodrum kat ve beş normal kattan oluşan dokuz katlı tek bir bloktan meydana geliyor. Betonarme karkas yapıdan oluşacak binanın cephesinde porselen seramik, yarı kapaklı cephe sistemi ve kenet kaplama beraber kullanılacak. Bina tamamlandığında 126 kişi kapasiteli bir konferans salonu, ofis katları ve bir yönetim katına sahip olacak. Özel detaylarla çözümlenen projede, akustik tavan ve duvar panelleri, cam panel ofis bölmeleri ve birinci sınıf malzemeler kullanılacak.
Bir yıl içinde teslim edilmesi planlanıyor
Projeyle ilgili açıklamalarda bulunan Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak “Türkiye’nin göz bebeği bir kurumun yönetim binasını inşa ediyor olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyoruz. Benim bir sanatçı topluluğuna vefa borcum var, bu inşaatla bu borcu ödemiş oluyorum. İhaleye Kefelioğlu İnşaat ile adi ortaklık sözleşmesi kapsamında ve yüzde 50 finansal ortaklıkla girmiştik. Şimdi 170 milyon TL yatırımla hayata geçireceğimiz binanın temellerini atarak inşaatına başladık.
Yaklaşık 3 bin metrekarelik bir inşaat alanına sahip bulunan bina, dört bodrum kat ve beş normal kattan oluşan dokuz katlı tek bir bloktan meydana geliyor. Tamamlandığında güvenli, konforlu, modern ve şık bir görünüme sahip olacak projemizi 12 ay içerisinde bitirmeyi planladık. Ancak zamanından önce sözleşme hükümlerine uygun şekilde teslim etmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.
Otobüs teknolojilerinde akıllı mobilite çözümleri pazarda hızlı büyüyor
ZF, mobiliteyi daha akıllı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir hale getirmek için otobüs teknolojilerindeki en yeni ürün ve çözümlerini busworld 2025 fuarında sergiliyor.
ZF, karbonsuzlaştırma, otomasyon, akıllı şasi, güvenlik ve dijital çözümlerden oluşan kapsamlı portföyü ile, dünya çapındaki müşterilerinin yeni verimlilik ve performans seviyelerini ortaya çıkarmalarını ve Toplam Sahip Olma Maliyetini (TCO) azaltmalarını sağlıyor.
busworld 2025’te öne çıkan ürünler
ZF fuarda, geleceğin otobüs ve yolcu otobüsü platformları için yeni nesil aksların prömiyerini yapıyor. Bunlar arasında, mevcut montaj noktalarını korurken, iyileştirilmiş geri kazanım kapasitesi ve azaltılmış ağırlık sayesinde genel enerji tasarrufu sağlayan A134 aksı da yer alıyor. ZF ayrıca %20’ye kadar daha yüksek tork kapasitesine sahip olan ve bir önceki nesle kıyasla %4’ten fazla daha düşük enerji tüketimi sağlayan AV134 portal aksının ayrıntılarını da açıklayacak. Seri üretimin 2027 yılında başlaması planlanıyor.
ZF ayrıca, en yeni merkezi elektrikli tahriki CeTrax 2 dual ile minimum %94,5* verimlilik oranına ulaşan elektrikli aktarım organları için yeni performans verileri sunuyor. En yeni elektrikli aksı AxTrax 2 LF de SORT testlerine göre önceki modele kıyasla %20 enerji tasarrufu sağlayabiliyor ve 6×2’nin yanı sıra 6×4 konfigürasyonları da destekleyerek OEM’lere tasarım esnekliği sağlıyor.
Elektrikli destek sistemleri portföyüne yeni eklemeler de yapan ZF, yakın zamanda pazara sürülen yağsız e-comp Scroll kompresörünü içeren yeni geliştirilmiş bir Hava Besleme Ünitesini de öne çıkarıyor. Bu sistemler verimliliği artırırken, elektrikli otobüslerin sessiz çalışması göz önüne alındığında giderek daha fazla odaklanılan bir alan olan Gürültü, Titreşim ve Sertlik (NVH) düzeylerini önemli ölçüde azaltıyor.