Bir Küçük Lahmacun Meselesi
Yaklaşık üç yıl önce, pandemiden hemen sonra, Bodrum’da lüks bir markanın adisyonunun paylaşılmasıyla başlayan lahmacun tartışması, bugün korkunç bir itibar zedelenmesi ve algı yönetimi skandalına dönüştü. Bodrum nasıl bu hale geldi, neler yaşandı?

70’lerin sonunda ve 80’lerin başında Bodrum’un yıldızı parlamaya başladı. Bu dönemde, Ahmet Ertegün ve Süleyman Demir gibi isimler, gönüllü turizm elçileri olarak büyük katkı sağladı. O dönemde lüks yoktu, ancak masmavi koyları, misafirperverliği ve dünya çapında ünlü eğlence hayatıyla Bodrum, vazgeçilmez bir tatil beldesi oldu.

O dönemde dünyaca ünlü yıldızların Bodrum tatilleri manşetlerdeydi. Drone çekimlerinin olmadığı bir zamanda, BBC Bodrum’u helikopterle görüntüleyerek tüm Avrupa’ya tanıtıyordu. Marka değeri her geçen gün artan Bodrum, kısa sürede global markaların dikkatini çekmeye başladı. Koylardaki arsalar tek tek bu markalara satıldı, simge haline gelmiş yerel markalar kapılarını kapattı. Bu noktaya gelinmesinin ana nedeni, büyüme sürecinin doğru yönetilememesiydi. Sanat, tarih, eğlence ve doğal güzelliklerle anılan Bodrum, büyüdü ama değişti. Arazi sahiplerinden yerel yöneticilere, turizmcilerden STK’lara kadar herkesin bu süreçte sorumluluğu var.
Lahmacun meselesine gelirsek, her markanın segmenti, verdiği hizmet ve maliyeti farklıdır ve bunu fiyatlarına yansıtmak zorundadır. Bugün 30-35.000 Euro’ya satılan çantalardan bahsediliyor. O çantanın maliyeti büyük ihtimalle 1000 Euro’yu geçmiyordur. Geri kalan, markanın getirdiği prestije biçilen değerdir. Bu ürünü ya da hizmeti almak isteyen, bütçesi olan alır. Aynı şey bu küçük lahmacun için de geçerli. O aslında lahmacunun bedeli değil, o lahmacunu o mekânda, o markanın verdiği hizmet eşliğinde yemenin bedelidir.

Şu an Bodrum’da global bir üne sahip yaklaşık 10 büyük marka hizmet veriyor. Geride yüzlerce otel ve esnaf kalıyor. 10 markanın fiyatlarıyla değerlendirme yapmak ne kadar adil?
Peki, bu aşamaya nasıl gelindi? Aslında tek bir cevabı var: “Liyakat eksikliği.” Bodrum gibi yıldızlaşan beldeler için mutlaka stratejik iletişim yönetimi planlanmalı. Geçtiğimiz beş yıl içinde, Bodrum’un iletişimi, temel eğitimini bile tamamlamamış, mesleğinin ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız danışmanlara emanetti. Dolayısıyla ne strateji ne de planlama vardı. Bu süre zarfında yapılan tek şey, sponsorluklarla bir bina inşa edilmesiydi. O kadar. “Bodrum’umuza herkes nasıl olsa akın akın gelir” düşüncesiyle iletişim ve tanıtım durdu. Bir gazeteci tanıyan herkes beyanat vermeye başladı. Her basına konuşan kendi popülerliğini, her basın mensubu ise sonucunu düşünmeden kendi manşetini yazdı. Lahmacun, “İç Anadolu” mutfağına aittir diyerek kriz yönetilmeye çalışılması, hala iletişim adına büyük yanlışlar yapıldığını gösteriyor.

Herkes Bodrum hakkında konuşmak için kendini otorite görmeye başladı. Bir türlü birlik sağlanamadı. Bütün bu dinamikler, günümüz ekonomik durumu ile birleşince ortaya bir iletişim faciası çıktı.
Sonuç olarak, gerekli önlemler ve planlamalar yapılmadıkça, liyakat ile hareket edilmedikçe Bodrum’un marka değeri erimeye devam ediyor ve edecek.

Ayça Öztürk
ayca@premsarts.com
pause journal

