DASH diyetinin, yüksek tansiyon problemini tedavi etmek için geliştirilmiş bir beslenme planı olduğunu belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Nimet Kültekin, “Diyetin temel ilkeleri tuzu düşük düzeyde tutup; toplam yağ, şeker, kolesterol ve doymuş yağlardan fakir; protein, potasyum, magnezyum, kalsiyumdan ve liften zengin bir beslenme oluşturmaktır” dedi.
Tansiyon yükselmesinin genetik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ifade eden VM Medical Park Ankara Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Nimet Kültekin, “Genetik faktörlere müdahale edemesek de beslenme, fiziksel aktivite, psiko-sosyal faktörleri içerdiği düşünülen çevresel faktörlere müdahale ederek yüksek tansiyon riskini azaltabiliriz” diye konuştu.
Dyt. Nimet Kültekin
2025’TE HİPERTANSİYONLU ORANI YÜZDE 29’A ÇIKACAK
DASH diyetinin, yüksek tansiyon problemini tedavi etmek için geliştirilmiş bir beslenme planı olduğunu söyleyen Dyt. Kültekin, “Hipertansiyon tanısı alan bireylerin sayısı tüm dünyada gün geçtikçe artmakta ve ölümler için en başta gelen risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Dünyada yetişkinlerin 2000 yılında dörtte birinin hipertansiyonu olduğu ve bu oranın 2025 yılında yüzde 29’a çıkacağı tahmin edilmektedir” dedi.
AKDENİZ DİYETİNE BENZİYOR
Hipertansiyon hastalarının DASH diyetini uygulayabileceğine değinen Dyt. Kültekin, “Hipertansiyon ile mücadele için tanımlanan DASH diyeti (Dietary Approaches to Stop Hypertension – hipertansiyonu durduran diyet yaklaşımı) kan basıncını düşürmeye, kilo vermeye, böbrek taşı oluşumunun azaltılmasına, diyabet gelişiminin önlenmesine yardımcıdır. Akdeniz diyetine benzer bir diyet olan DASH diyeti, bütün dünyada kabul görmüş bir beslenme düzenidir” ifadelerini kullandı.
TUZ DÜŞÜK DÜZEYDE TUTULMALI
Beslenme planın nasıl olması gerektiğinden bahseden Dyt. Kültekin, “Diyetin temel ilkeleri tuzu dolayısıyla sodyumu düşük düzeyde tutup; toplam yağ, şeker, kolesterol ve doymuş yağlardan fakir; protein, potasyum, magnezyum, kalsiyumdan ve liften zengin bir beslenme oluşturmaktır. Diyetin sebze ve meyve, tam tahıl, kurubaklagil, yağlı tohum, kümes hayvanı ve balıktan zengin; kırmızı et, işlenmiş et ürünü, sakatatlar, işlenmiş karbonhidrat, şekerli içeceklerden, paketli ürünlerden fakir olması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
DASH BESLENME PLANI
Dyt. Kültekin, DASH diyeti örneğini şu şekilde paylaştı:
Günde 4-5 porsiyon sebze: 240 g çiğ yeşil yapraklı sebze, 120 g pişmiş sebze 1 porsiyon sebze yerine geçmektedir. Sebzeler lif, vitamin ve minerallerle doludur. Dondurulmuş veya konserve yerine mevsiminde taze sebze yemeniz daha iyi olur.
Günde 4-5 porsiyon meyve: Meyveler de sebzeler gibi; lif, potasyum ve magnezyum gibi mineraller ve vitaminler yönünden zengindirler.120 g taze meyve, 60 g kurutulmuş meyve, 180 g meyve suyu 1 porsiyon meyveye örnek olarak verilebilir. Meyveler, yemeklerle ya da az yağlı yoğurt veya sütle birlikte ara öğün olarak tüketilebilir.
Günde 6-8 porsiyon tahıl: Ekmek, bulgur, pirinç ve makarna bu gruba girmektedir. 1 dilim tam buğday ekmeği, 120 g haşlanmış pirinç veya makarna veya 30 g kahvaltılık tahıl 1 porsiyon tahıl grubuna girmektedir. Bu diyette tam tahıllara yer verilmelidir. Çünkü bu besinler işlenmiş tahıllara göre daha fazla lif ve besin öğeleri içerir. Beyaz pirinç yerine esmer pirinç veya bulgur, normal makarna yerine tam buğdaylı makarna ve beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek kullanılmalıdır.
Günde 2-3 porsiyon süt ürünleri: Süt ve süt ürünleri düşük yağlı veya yağsız olarak tercih edilmelidir. Aksi takdirde yağ alımı fazla olabilmektedir. 240 g yağsız süt veya yoğurt veya kefir, 45-50 g peynir 1 porsiyon süt ve süt ürününe örnek olarak verilebilir.
6 porsiyondan az yağsız et, tavuk ve balık: Et ürünleri iyi birer protein, demir, çinko ve B vitamini kaynaklarıdır. Et, tavuk ve balığın yağsız olanları tercih edilmelidir. Balık seçiminde; somon ve ton balığı gibi omega 3 yağ asidi açısından zengin kalp dostlu balıklar tercih edilmelidir. Pişmiş et/tavuk /balık veya 1 yumurta 1 porsiyon ile eşdeğerdir.
Haftada 4-5 porsiyon kuruyemişler, tohumlar ve baklagiller: 45 g sert kabuklu yemiş, 2 yemek kaşığı yağlı tohum (keten tohumu gibi), 120 g pişmiş kurubaklagil 1 porsiyona örnek olarak verilebilir.
Günde 2-3 porsiyon katı ve sıvı yağlar: 1 tatlı kaşığı sıvıyağ, 1 tatlı kaşığı tereyağı veya margarin 1 porsiyon yağa örnek verilebilir.
Haftada 5 porsiyondan az tatlı: 1 yemek kaşığı şeker veya 1 yemek kaşığı şeker içeren tatlı, 1 yemek kaşığı reçel, 240 g limonata 1 porsiyon tatlı ile eşdeğerdir.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN YASAKLAR
DASH diyeti yaparken kaçınılması gereken yiyecekler ve içecekler olduğunu vurgulayan Dyt. Kültekin, ”Uzak durulması gerekenler arasında şeker, kurabiye, cips, asitli ve gazlı içecekler, tuzlu kuruyemişler, hamur işleri, paketli atıştırmalıklar, hazır paketli makarna ve erişteler ve salata sosları yer almaktadır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/02/j-115.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-02-24 10:37:252024-02-24 14:03:51DASH diyeti ile yüksek tansiyon önlenebilir
Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını dile getiren uzmanlar, ihtiyacı olmadığı halde kilo verme sonunun ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebildiğini söylüyor. Diyet kavramının çok yanlış empoze edildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Beslenme süreci kişinin yaşam arkadaşıdır. Uygulanan beslenme listelerinin yaşam tarzına paralel olarak hazırlanıp yürütülmesi gerekiyor.” dedi.
Doç. Dr. Arslan: “Eğer gerçekten sağlıklı kilo vermek ve verilen kilo tekrardan geri alınmak istenmiyorsa diyetisyenlere gidilerek destek alınmalı.”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, sağlıklı beslenme ve diyet konusunu değerlendirdi.
Doç. Dr. Müge Arslan
“Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler yer alıyor”
Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Nasıl ki yetersiz ve dengesiz beslenme paralelinde obezite sorununu getiriyorsa, ortoreksiya nevroza denilen sağlıklı beslenme takıntısı sorunuyla da karşıyayız. İdeal ağırlığında olmasına rağmen biraz daha, biraz daha, biraz daha ile gelip daha sonrasında çok ciddi bir sağlık problemine yol açan bir olay karşımıza çıkıyor. Bazı kişilerde vücut ağırlığı ideal olsa bile yine de biraz daha vermek istiyorum şeklinde yanlış düşünce oluyor. Beynin eğitilmesi denilen bir süreçten bahsediyoruz. Öncelikle vücut analizi yapılıp, kişinin gerçekten kilo vermeye ihtiyacı var mı, yok mu? Bunun çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. Daha sonra bir uzman eşliğinde yeterli ve dengeli beslenme önemli. İhtiyacı olmadığı halde kilo verme süreçleri beraberinde hormonal değişikliklerden tutun, sonu ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor.” dedi.
10 kilo verdiyse 20 kilo geri alıyorlar…
İnsanların doğru ya da yanlış birtakım yöntemler uygulayarak kilo verdiklerine dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, şunları dile getirdi:
“Zayıflıyorlar demiyorum, kilo veriyorlar. Fakat sonrasında 10 kilo verdiyse 20 kilo geri alıyor. 5 kilo verdiyse 10 kilo belki daha fazlasında geri alıyor. Yanlış uygulanan her metot, metabolizmaya bir çarpı koyuyor ve sonrasında daha fazla kilo olarak geliyor. ‘Hocam 3 ay boyunca sizin her dediğinizi yapacağız, egzersize çok fazla yoğunluk vereceğiz, aç kal deyin, aç kalacağız’ diyenler var. Temeldeki hata bu. Yetersiz ve dengesiz beslenme çözüldüğü zaman kilo alma gibi bir sorun olmuyor.”
“Diyet kavramı çok yanlış empoze ediliyor”
Diyet kavramının çok yanlış empoze edildiğine de dikkat çeken Arslan, “Diyet denince insanlar yetersiz beslendiklerini, yalnızca tek bir besin grubuna yönelik ya da sadece protein ağırlıklı sebze, meyve ağırlıklı besleneceklerini, aç kalacaklarını düşünüyorlar. Beslenme süreci kişinin yaşam arkadaşıdır. Bu nedenden ötürü yaşam arkadaşınızla birlikte hareket edebilmek çok önemli. Uygulanan beslenme listelerinin yaşam tarzına paralel olarak hazırlanıp yürütülmesi gerekiyor.” diye anlattı.
Yıllarca makarna yiyen birine sen makarna yemeyeceksin demek gerçekçi değil!
Yıllarca makarna yiyen bir insana ‘sen makarna yemeyeceksin’ demenin gerçekçi olmadığına işaret eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Önemli olan makarnayı da yaşam tarzına adapte ederek sağlığını bozmayacak şekilde pişirilme yöntemleriyle beslenme sürecine dahil etmek.” dedi.
Popüler diyetlere de işaret eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Çeşitli diyetler uygulanıyor. Atkins vardı, taş devri diyeti çıktı. Ketojenik diyet var. Glutensiz diyet bir ara çok modaydı. Fakat bunların tamamı Gastrointestinal (sindirim) sistemin mikrobiyotasını bozuyor ve çok ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor.” diye konuştu.
Kilo alma ya da verme sadece tartıdaki görülen rakam değil…
Doç. Dr. Müge Arslan, kilo verme sürecinin nasıl olduğuna vakıf olmak gerektiğini kaydederek, “Zaten bu oturduğu zaman, o vermesi gereken kiloyu verdikten sonra daha fazla kilo vermek istiyorum düşüncesi ortadan kalkıyor ve sağlıklı bir süreç geliyor. Nedir bu? Öncelikle ideal ağırlığın ne olduğunun analiz edilmesi lazım. Sadece beden kitle indeksini düşünerek ‘ben kiloluyum, obezim, şişmanım’ diye insanlar kendine komut veriyor. Fakat beden kitle indeksi boy ve kiloya endeks alarak ortaya çıkan bir ortalamadır. Yağı hesaba katmayan bir kriterdir. Bu nedenden ötürü insanlar kilo alma ya da verme eylemlerini sadece tartıdaki gördükleri rakamın düşüklüğü ya da yüksekliği olarak algılıyorlar. Bu nedenden ötürü kişinin beynine ideal ağırlığını, ideal vücut yağını ve buna göre nasıl bir yolda ilerleyeceğini söylemesi lazım.” şeklinde konuştu.
Yağ ideale gelmediği sürece o verilen kilo tekrardan geri geliyor…
İnsanların çok hızlı bir şekilde ve kısa sürede kilo verme hedefi içerisinde olduklarını, bunun da çok yanlış bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müge Arslan, “Çünkü kilo verme süreci kişiye göre değişir. Morbid obez denilen aşırı derecede şişman olan bir birey, fazla miktarda vücut ağırlığı olduğu için daha hızlı kilo verirken, zayıf diye kategorize edilen vücut ağırlığının altında olan ya da ideal vücut ağırlığında olan kişiler çok daha yavaş kilo verebilirler. Nedir bunun ortalaması? Literatür, bunu haftada yarım kiloyla bir kilo arası der. Ama kişiye göre değişen bir süreçtir. Bir manken danışan haftada 300 gram veriyor. Bu onlar için iyi bir sayı. Fakat çok aşırı kilolu dediğimiz morbid obez danışan haftada 4 kilo 5 kilo verebiliyor. Bu su kaybı oluyor. Verilen kilonun geri alınması konusu da bu. Yani vücut ağırlığınız iniyor aşağıya. Siz kilo verdim diyorsunuz, ama yağ ideale gelmediği sürece o verilen kilo tekrardan geri geliyor.” dedi.
“Kilo alma ya da verme süreci sadece beslenmeyle alakalı değil”
Kilo alma ya da verme sürecinin sadece beslenmeyle alakalı olmadığını da belirten Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:
“Egzersiz de önemli bir yere sahip. Yani alınan enerji ve harcanan enerjinin dengesiyle alakalı bir süreçten bahsediyoruz. Yaşın, ciddi bir önemi var. Zamanın ilerlemesiyle beraber her 10 yılda bir bazal metabolizma yavaşlıyor. Spesifik süreçler var menopoz süreci gibi. Özel dönemler var hamilelik süreci gibi, emzirme süreci gibi. Bazı hastalıkların araya girdiği süreçler var hipotiroidi gibi haşimato gibi. Endokrinolojik birtakım hastalıklar gibi. Bunların hepsi aslında kilo alma sürecini tetikliyor.
Fakat egzersiz olmayan bir hayat da oldukça önemli. Bunun için insanlar çalışma hayatında çok aktif oldukları için özellikle masa başı çalışanlara, pratik önerilerde bulunuyoruz. Mesela arabalarını iş yerlerinden birazcık daha uzağa çekerek yürümek gibi, asansör kullanmamak gibi. Hafta sonları sahil kenarında ya da parkta, bahçede yürüyüş gibi… Bunlar hayatı hareketlendirebilecek küçük ip uçları. Beslenmenizi de düzelterek bunlara dikkat ettiğinizde kilo almanın önüne geçiyorsunuz.”
“Beslenme sadece tek besin grubuna yönelik bir şey değil”
Beslenme sürecinin pazar haline geldiğini, besin destekleri ve zayıflama pazarı denilen bir süreç haline geldiğini dile getiren Doç. Dr. Müge Arslan, şunları söyledi:
“Beslenme sadece tek besin grubuna yönelik bir şey değildir. Kişinin aldığı karbonhidrat, protein ve yağ miktarıdır. Kişi karbonhidrat da almalı, protein de almalı ve yağ da almalı. Bu denge o bireye özgü ayarlanmalı. Yapılan en büyük hatalardan bir tanesi bir kişinin zayıfladığı listeyi birçok kişinin uygulaması… Eğitimsiz insanların çok fazla basında göz önünde olması ve bunların beslenmeye yönelik tüyo vermesi. Yanlış ve yetersiz beslendiğinden dolayı yaşamını kaybeden çok fazla insan var. Sağlık sorununa neden olan çok fazla insan var.
Eğer gerçekten sağlıklı kilo vermek ve verilen kilo tekrardan geri alınmak istenmiyorsa diyetisyenlere gidilerek destek alınması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Beslenme uzmanı ve diyetisyenler tarafından vücut analizi yapılarak beslenme süreçlerinin ayarlanması oldukça önemli.”
Temeldeki sorun yaşam tarzına adapte edilmemiş diyet listeleri…
Doç. Dr. Müge Arslan, tek başına diyet ya da tek başına egzersizin etkili olamayacağını ifade ederek, “Bunların ikisi de bir bütün. Temeldeki sorun yaşam tarzına adapte edilmemiş diyet listeleri ve yaşam tarzını adapte edilmemiş egzersiz programları ile başka bir hayata bürünmek.” dedi.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/02/j-114.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-02-24 09:22:142024-02-24 05:24:46Popüler diyetler çok ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor!
SushiCo’nun unutulmaz lezzetleri tekrar geri dönüyor
SushiCo’nun deneyimli şefleri, yıllar önce SushiCo severlerin damaklarında iz bırakan o eşsiz tatları, orijinal reçetelere sadık kalarak yeniden hazırlıyor.
“Oldies But Goldies” konsepti, SushiCo’nun yenilikçilik ve mevsimsellik ilkeleri çerçevesinde şekilleniyor. Her yıl mayıs ve kasım aylarında menüsünü yenileyen marka, bu kez şubat ayında geçmişin lezzetlerini günümüze taşıyor.
Türkiye’nin en köklü ve en geniş Uzak Doğu lezzetleri zinciri SushiCo’nun deneyimli şefleri, başta Phaya ve Zhu Shandi olmak üzere uzun yıllar boyunca geliştirdikleri ve müşteriler tarafından sevgiyle anılan lezzetleri, aynı tutku ve özenle tekrar hazırlıyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/02/b-4.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-02-24 08:05:142024-02-24 05:06:47SushiCo’nun unutulmaz lezzetleri tekrar geri dönüyor
Günümüzde radyonüklit tedavi yöntemleri, kanser tedavisinde önde gelen modellerden birini oluşturuyor. Radyoaktif ajanlar kontrollü ve amaca yönelik olarak doğru şekilde kullanıldığında, bazı hastalıkların tedavisini ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkiliyor. Radyoiyot tedavisinin, tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanıldığını belirten Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Emel Ceylan sık sorulan soruları yanıtladı.
Doç. Dr. Emel Ceylan
Atom tedavisi nedir?
Halk arasında ‘radyoiyot’ tedavisi atom tedavisi olarak bilinir. Radyaktif iyot 131’in yaydığı beta ışınları tedavi amacıyla kullanılırken, daha uzun mesafeli gama ışınları, görüntü elde etmeye olanak sağlar. Atom tedavisi kapsül veya sıvı şeklinde uygulanıp ağız yoluyla alınır. Sıvı şekli su tadındadır ve hastayı rahatsız etmez.
Tedavi kimlere uygulanır?
Atom tedavisi tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi durumunda (zehirli guatr) ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanılır. Hipertiroidi tedavisinde düşük dozlarda, tiroit kanserinde ise daha yüksek dozlarda uygulanır. Bu tedavinin hamile ve emziren hastalara uygulanması doğru değildir.
Atom tedavisinden sonraki süreç nedir?
Hastanın aldığı doz yatmasını gerektirecek düzeyde ise izolasyon amacıyla özel olarak hazırlanmış odalarda bir süre kalırlar. Bu odalar genellikle aydınlık ve konforludur. Bu odaların duvarlarında ve kapılarında özel malzemeler vardır ancak dışarıdan fark edilmez. Hastanın üzerinde bulunan radyoiyottan yayılan ışınların miktarı azaldıktan ve halk arasına karışılabilecek yasal doz sınırının altına indikten sonra hastalar taburcu edilebilir.
Taburcu olduktan sonra hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?
Atom tedavisinden sonra uyulması gereken üç önemli konu var. Mesafe, süre ve temizlik.
Hastanın aldığı doza göre değişmekle beraber yaklaşık 1-2 hafta kadar dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Kalabalık ortamlarda uzun süreli bulunmamak, ev halkı ile uzun süreli ve yakın mesafede bulunmamak gibi. Hijyen diğer önemli bir faktör. Verilen radyoiyot idrarla atıldığından tuvalet temizliğine, çamaşır, çatal kaşık gibi eşyaların temizliğine özen gösterilmeli.
Radyoiyot tedavisi öncesinde iyottan fakir diyet önerisi İyot içeren madde ve yiyecekleri tedavi öncesi doktorunuzun önerdiği sürelerde kısıtlamanız önerilir. Buradaki amaç tedavi öncesi iyot açlığını artırmaktır. Tedaviden sonra normal beslenmenize dönebilirsiniz.
Kısıtlanması önerilenler:
İyotlu tuz (iyotsuz tuz kullanılabilir)
İyot içeren öksürük şurupları ve vitamin preparatları
İyot içeren vitamin ve mineral ilaçları
İyotlu pansuman ve gargaralar
Saç boyası yaptırılması
Tentürdiyot
Deniz ürünleri (Balık, karides, vb.)
Süt ve süt ürünleri (süt, yoğurt, ayran, vb.)
Soya sosları
Hazır konserveler, hazır şarküteri ürünleri (salam, sucuk vb.)
Kuru fasulye denilince ilk sırada akla gelen Çömlek Kuru Fasulye, Ramazan ayı boyunca hizmet veremeye devam ediyor.
Çömlek Kuru Fasulye Ramazan ayı boyunca misafirlerine Çamlıca Kulesi ve Adalar manzarası eşliğinde, zengin menüsü ve geleneksel Türk Mutfağı tatları ile Ramazan keyfi yaşatıyor.
Çömlek Kuru Fasulye Restoran’nın bu seneki Ramazan Menüsü, tereyağlı süzme mercimek çorbası, hurma, bal, tereyağı, tulum peyniri, söğüş salatalık-domates ve zeytinden oluşan iftariyelikler ile birlikte servis edilen acılı ezme ve közlenmiş patlıcan ile başlıyor. Ara sıcak olarak servis edilecek içli köftenin yanında turşu, yoğurt ve çoban salata masayı donatacak.
İmza ürünü olan taş fırında kısık ve ağır ateşte, özel çömlekte pişirilen kuru fasulye ve eşlikçisi pilav servis edilecek ilk ana yemek. Günlük olarak değişecek etli yemekler; çoban kavurma, etli güveç, tas kebabı, kağıt kebabı, dana rosto, macar kebabı, hünkar beğendi, çökertme kebabı ve orman kebabı, her güne özel, seçmeli olarak sunulacak ikinci ana yemek olacak.
Dönüşümlü olarak servis edilecek, güllaç, trileçe, ev baklavası, laz tatlısı ve Çömlek’in meşhur sütlacı, seçenekli tatlılar olarak iftar sofranızı lezzet şölenine dönüştürecek.
Yemeğinize eşlik edecek limitsiz meşrubat, üzüm şırası, demirhindi şerbeti ve çay ikramları ile tamamlayacağınız bu lezzetli menü kişi başı 950 TL.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/02/j-113.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-02-24 06:00:102024-02-24 04:02:48Ramazan’da Çömlek Kuru Fasulye
Hyundai, geleceğe yönelik elektrifikasyon stratejisi kapsamında, yepyeni bir B-SUV modeli daha Türkiye’de satışa sunuyor. Yeni KONA Elektrik, en son teknolojik donanımlar, konfor ve rahatlık özellikleriyle son derece iddialı.
B-SUV segmentindeki en kapsamlı ürün paketlerinden birini sunan Hyundai, şimdi de kullanıcılar için tamamen elektrikli Yeni KONA modelini 1.499.000 TL’ye satışa sunuyor.
Satışa sundukları yeni modelle ilgili olarak görüşlerini dile getiren Hyundai Assan Genel Müdürü Murat Berkel, “Yeni KONA Elektrik, dikkat çekici tarzı ve üstün donanım özellikleriyle, B-SUV segmentinde daha da iddialı bir konuma gelecek. Kaliteli ve konforlu iç mekanının yanı sıra üst düzey sürüş özellikleriyle de Türk tüketicilerinin beklentilerini fazlasıyla karşılayacak. Bu yıl satışa sunduğumuz ve IONIQ 6’dan sonra çok cazip fiyatlı ikinci tamamen elektrikli model olan Yeni KONA Elektrik, Hyundai’nin Türkiye’deki EV pazar payına ve satışlarına önemli ölçüde artırmasını sağlayacak. Türk tüketicilerinin beğenerek satın almak isteyeceği en uygun ve en donanımlı elektrikli modelleri pazara sunmaktan dolayı mutluyuz. Fiyatları ve donanımlarıyla dikkat çeken EV model atağımız, 2024 yılında tüm hızıyla devam edecek” dedi.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/02/j-112.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-02-24 05:33:442024-02-24 03:37:13Yeni KONA Elektrik, erişilebilir fiyatıyla
DASH diyeti ile yüksek tansiyon önlenebilir
DASH diyeti ile yüksek tansiyon önlenebilir
DASH diyetinin, yüksek tansiyon problemini tedavi etmek için geliştirilmiş bir beslenme planı olduğunu belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Nimet Kültekin, “Diyetin temel ilkeleri tuzu düşük düzeyde tutup; toplam yağ, şeker, kolesterol ve doymuş yağlardan fakir; protein, potasyum, magnezyum, kalsiyumdan ve liften zengin bir beslenme oluşturmaktır” dedi.
Tansiyon yükselmesinin genetik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ifade eden VM Medical Park Ankara Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Nimet Kültekin, “Genetik faktörlere müdahale edemesek de beslenme, fiziksel aktivite, psiko-sosyal faktörleri içerdiği düşünülen çevresel faktörlere müdahale ederek yüksek tansiyon riskini azaltabiliriz” diye konuştu.
Dyt. Nimet Kültekin
2025’TE HİPERTANSİYONLU ORANI YÜZDE 29’A ÇIKACAK
DASH diyetinin, yüksek tansiyon problemini tedavi etmek için geliştirilmiş bir beslenme planı olduğunu söyleyen Dyt. Kültekin, “Hipertansiyon tanısı alan bireylerin sayısı tüm dünyada gün geçtikçe artmakta ve ölümler için en başta gelen risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Dünyada yetişkinlerin 2000 yılında dörtte birinin hipertansiyonu olduğu ve bu oranın 2025 yılında yüzde 29’a çıkacağı tahmin edilmektedir” dedi.
AKDENİZ DİYETİNE BENZİYOR
Hipertansiyon hastalarının DASH diyetini uygulayabileceğine değinen Dyt. Kültekin, “Hipertansiyon ile mücadele için tanımlanan DASH diyeti (Dietary Approaches to Stop Hypertension – hipertansiyonu durduran diyet yaklaşımı) kan basıncını düşürmeye, kilo vermeye, böbrek taşı oluşumunun azaltılmasına, diyabet gelişiminin önlenmesine yardımcıdır. Akdeniz diyetine benzer bir diyet olan DASH diyeti, bütün dünyada kabul görmüş bir beslenme düzenidir” ifadelerini kullandı.
TUZ DÜŞÜK DÜZEYDE TUTULMALI
Beslenme planın nasıl olması gerektiğinden bahseden Dyt. Kültekin, “Diyetin temel ilkeleri tuzu dolayısıyla sodyumu düşük düzeyde tutup; toplam yağ, şeker, kolesterol ve doymuş yağlardan fakir; protein, potasyum, magnezyum, kalsiyumdan ve liften zengin bir beslenme oluşturmaktır. Diyetin sebze ve meyve, tam tahıl, kurubaklagil, yağlı tohum, kümes hayvanı ve balıktan zengin; kırmızı et, işlenmiş et ürünü, sakatatlar, işlenmiş karbonhidrat, şekerli içeceklerden, paketli ürünlerden fakir olması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
DASH BESLENME PLANI
Dyt. Kültekin, DASH diyeti örneğini şu şekilde paylaştı:
Günde 4-5 porsiyon sebze: 240 g çiğ yeşil yapraklı sebze, 120 g pişmiş sebze 1 porsiyon sebze yerine geçmektedir. Sebzeler lif, vitamin ve minerallerle doludur. Dondurulmuş veya konserve yerine mevsiminde taze sebze yemeniz daha iyi olur.
Günde 4-5 porsiyon meyve: Meyveler de sebzeler gibi; lif, potasyum ve magnezyum gibi mineraller ve vitaminler yönünden zengindirler.120 g taze meyve, 60 g kurutulmuş meyve, 180 g meyve suyu 1 porsiyon meyveye örnek olarak verilebilir. Meyveler, yemeklerle ya da az yağlı yoğurt veya sütle birlikte ara öğün olarak tüketilebilir.
Günde 6-8 porsiyon tahıl: Ekmek, bulgur, pirinç ve makarna bu gruba girmektedir. 1 dilim tam buğday ekmeği, 120 g haşlanmış pirinç veya makarna veya 30 g kahvaltılık tahıl 1 porsiyon tahıl grubuna girmektedir. Bu diyette tam tahıllara yer verilmelidir. Çünkü bu besinler işlenmiş tahıllara göre daha fazla lif ve besin öğeleri içerir. Beyaz pirinç yerine esmer pirinç veya bulgur, normal makarna yerine tam buğdaylı makarna ve beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek kullanılmalıdır.
Günde 2-3 porsiyon süt ürünleri: Süt ve süt ürünleri düşük yağlı veya yağsız olarak tercih edilmelidir. Aksi takdirde yağ alımı fazla olabilmektedir. 240 g yağsız süt veya yoğurt veya kefir, 45-50 g peynir 1 porsiyon süt ve süt ürününe örnek olarak verilebilir.
6 porsiyondan az yağsız et, tavuk ve balık: Et ürünleri iyi birer protein, demir, çinko ve B vitamini kaynaklarıdır. Et, tavuk ve balığın yağsız olanları tercih edilmelidir. Balık seçiminde; somon ve ton balığı gibi omega 3 yağ asidi açısından zengin kalp dostlu balıklar tercih edilmelidir. Pişmiş et/tavuk /balık veya 1 yumurta 1 porsiyon ile eşdeğerdir.
Haftada 4-5 porsiyon kuruyemişler, tohumlar ve baklagiller: 45 g sert kabuklu yemiş, 2 yemek kaşığı yağlı tohum (keten tohumu gibi), 120 g pişmiş kurubaklagil 1 porsiyona örnek olarak verilebilir.
Günde 2-3 porsiyon katı ve sıvı yağlar: 1 tatlı kaşığı sıvıyağ, 1 tatlı kaşığı tereyağı veya margarin 1 porsiyon yağa örnek verilebilir.
Haftada 5 porsiyondan az tatlı: 1 yemek kaşığı şeker veya 1 yemek kaşığı şeker içeren tatlı, 1 yemek kaşığı reçel, 240 g limonata 1 porsiyon tatlı ile eşdeğerdir.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN YASAKLAR
DASH diyeti yaparken kaçınılması gereken yiyecekler ve içecekler olduğunu vurgulayan Dyt. Kültekin, ”Uzak durulması gerekenler arasında şeker, kurabiye, cips, asitli ve gazlı içecekler, tuzlu kuruyemişler, hamur işleri, paketli atıştırmalıklar, hazır paketli makarna ve erişteler ve salata sosları yer almaktadır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Popüler diyetler çok ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor!
Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını dile getiren uzmanlar, ihtiyacı olmadığı halde kilo verme sonunun ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebildiğini söylüyor. Diyet kavramının çok yanlış empoze edildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Beslenme süreci kişinin yaşam arkadaşıdır. Uygulanan beslenme listelerinin yaşam tarzına paralel olarak hazırlanıp yürütülmesi gerekiyor.” dedi.
Doç. Dr. Arslan: “Eğer gerçekten sağlıklı kilo vermek ve verilen kilo tekrardan geri alınmak istenmiyorsa diyetisyenlere gidilerek destek alınmalı.”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, sağlıklı beslenme ve diyet konusunu değerlendirdi.
Doç. Dr. Müge Arslan
“Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler yer alıyor”
Kilo almanın temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme ile hormonal değişiklikler ve zamanın ilerlemesiyle beraber metabolizma hızının yavaşlamasının yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Nasıl ki yetersiz ve dengesiz beslenme paralelinde obezite sorununu getiriyorsa, ortoreksiya nevroza denilen sağlıklı beslenme takıntısı sorunuyla da karşıyayız. İdeal ağırlığında olmasına rağmen biraz daha, biraz daha, biraz daha ile gelip daha sonrasında çok ciddi bir sağlık problemine yol açan bir olay karşımıza çıkıyor. Bazı kişilerde vücut ağırlığı ideal olsa bile yine de biraz daha vermek istiyorum şeklinde yanlış düşünce oluyor. Beynin eğitilmesi denilen bir süreçten bahsediyoruz. Öncelikle vücut analizi yapılıp, kişinin gerçekten kilo vermeye ihtiyacı var mı, yok mu? Bunun çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. Daha sonra bir uzman eşliğinde yeterli ve dengeli beslenme önemli. İhtiyacı olmadığı halde kilo verme süreçleri beraberinde hormonal değişikliklerden tutun, sonu ölüme kadar giden çok ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor.” dedi.
10 kilo verdiyse 20 kilo geri alıyorlar…
İnsanların doğru ya da yanlış birtakım yöntemler uygulayarak kilo verdiklerine dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, şunları dile getirdi:
“Zayıflıyorlar demiyorum, kilo veriyorlar. Fakat sonrasında 10 kilo verdiyse 20 kilo geri alıyor. 5 kilo verdiyse 10 kilo belki daha fazlasında geri alıyor. Yanlış uygulanan her metot, metabolizmaya bir çarpı koyuyor ve sonrasında daha fazla kilo olarak geliyor. ‘Hocam 3 ay boyunca sizin her dediğinizi yapacağız, egzersize çok fazla yoğunluk vereceğiz, aç kal deyin, aç kalacağız’ diyenler var. Temeldeki hata bu. Yetersiz ve dengesiz beslenme çözüldüğü zaman kilo alma gibi bir sorun olmuyor.”
“Diyet kavramı çok yanlış empoze ediliyor”
Diyet kavramının çok yanlış empoze edildiğine de dikkat çeken Arslan, “Diyet denince insanlar yetersiz beslendiklerini, yalnızca tek bir besin grubuna yönelik ya da sadece protein ağırlıklı sebze, meyve ağırlıklı besleneceklerini, aç kalacaklarını düşünüyorlar. Beslenme süreci kişinin yaşam arkadaşıdır. Bu nedenden ötürü yaşam arkadaşınızla birlikte hareket edebilmek çok önemli. Uygulanan beslenme listelerinin yaşam tarzına paralel olarak hazırlanıp yürütülmesi gerekiyor.” diye anlattı.
Yıllarca makarna yiyen birine sen makarna yemeyeceksin demek gerçekçi değil!
Yıllarca makarna yiyen bir insana ‘sen makarna yemeyeceksin’ demenin gerçekçi olmadığına işaret eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Önemli olan makarnayı da yaşam tarzına adapte ederek sağlığını bozmayacak şekilde pişirilme yöntemleriyle beslenme sürecine dahil etmek.” dedi.
Popüler diyetlere de işaret eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Çeşitli diyetler uygulanıyor. Atkins vardı, taş devri diyeti çıktı. Ketojenik diyet var. Glutensiz diyet bir ara çok modaydı. Fakat bunların tamamı Gastrointestinal (sindirim) sistemin mikrobiyotasını bozuyor ve çok ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor.” diye konuştu.
Kilo alma ya da verme sadece tartıdaki görülen rakam değil…
Doç. Dr. Müge Arslan, kilo verme sürecinin nasıl olduğuna vakıf olmak gerektiğini kaydederek, “Zaten bu oturduğu zaman, o vermesi gereken kiloyu verdikten sonra daha fazla kilo vermek istiyorum düşüncesi ortadan kalkıyor ve sağlıklı bir süreç geliyor. Nedir bu? Öncelikle ideal ağırlığın ne olduğunun analiz edilmesi lazım. Sadece beden kitle indeksini düşünerek ‘ben kiloluyum, obezim, şişmanım’ diye insanlar kendine komut veriyor. Fakat beden kitle indeksi boy ve kiloya endeks alarak ortaya çıkan bir ortalamadır. Yağı hesaba katmayan bir kriterdir. Bu nedenden ötürü insanlar kilo alma ya da verme eylemlerini sadece tartıdaki gördükleri rakamın düşüklüğü ya da yüksekliği olarak algılıyorlar. Bu nedenden ötürü kişinin beynine ideal ağırlığını, ideal vücut yağını ve buna göre nasıl bir yolda ilerleyeceğini söylemesi lazım.” şeklinde konuştu.
Yağ ideale gelmediği sürece o verilen kilo tekrardan geri geliyor…
İnsanların çok hızlı bir şekilde ve kısa sürede kilo verme hedefi içerisinde olduklarını, bunun da çok yanlış bir süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müge Arslan, “Çünkü kilo verme süreci kişiye göre değişir. Morbid obez denilen aşırı derecede şişman olan bir birey, fazla miktarda vücut ağırlığı olduğu için daha hızlı kilo verirken, zayıf diye kategorize edilen vücut ağırlığının altında olan ya da ideal vücut ağırlığında olan kişiler çok daha yavaş kilo verebilirler. Nedir bunun ortalaması? Literatür, bunu haftada yarım kiloyla bir kilo arası der. Ama kişiye göre değişen bir süreçtir. Bir manken danışan haftada 300 gram veriyor. Bu onlar için iyi bir sayı. Fakat çok aşırı kilolu dediğimiz morbid obez danışan haftada 4 kilo 5 kilo verebiliyor. Bu su kaybı oluyor. Verilen kilonun geri alınması konusu da bu. Yani vücut ağırlığınız iniyor aşağıya. Siz kilo verdim diyorsunuz, ama yağ ideale gelmediği sürece o verilen kilo tekrardan geri geliyor.” dedi.
“Kilo alma ya da verme süreci sadece beslenmeyle alakalı değil”
Kilo alma ya da verme sürecinin sadece beslenmeyle alakalı olmadığını da belirten Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:
“Egzersiz de önemli bir yere sahip. Yani alınan enerji ve harcanan enerjinin dengesiyle alakalı bir süreçten bahsediyoruz. Yaşın, ciddi bir önemi var. Zamanın ilerlemesiyle beraber her 10 yılda bir bazal metabolizma yavaşlıyor. Spesifik süreçler var menopoz süreci gibi. Özel dönemler var hamilelik süreci gibi, emzirme süreci gibi. Bazı hastalıkların araya girdiği süreçler var hipotiroidi gibi haşimato gibi. Endokrinolojik birtakım hastalıklar gibi. Bunların hepsi aslında kilo alma sürecini tetikliyor.
Fakat egzersiz olmayan bir hayat da oldukça önemli. Bunun için insanlar çalışma hayatında çok aktif oldukları için özellikle masa başı çalışanlara, pratik önerilerde bulunuyoruz. Mesela arabalarını iş yerlerinden birazcık daha uzağa çekerek yürümek gibi, asansör kullanmamak gibi. Hafta sonları sahil kenarında ya da parkta, bahçede yürüyüş gibi… Bunlar hayatı hareketlendirebilecek küçük ip uçları. Beslenmenizi de düzelterek bunlara dikkat ettiğinizde kilo almanın önüne geçiyorsunuz.”
“Beslenme sadece tek besin grubuna yönelik bir şey değil”
Beslenme sürecinin pazar haline geldiğini, besin destekleri ve zayıflama pazarı denilen bir süreç haline geldiğini dile getiren Doç. Dr. Müge Arslan, şunları söyledi:
“Beslenme sadece tek besin grubuna yönelik bir şey değildir. Kişinin aldığı karbonhidrat, protein ve yağ miktarıdır. Kişi karbonhidrat da almalı, protein de almalı ve yağ da almalı. Bu denge o bireye özgü ayarlanmalı. Yapılan en büyük hatalardan bir tanesi bir kişinin zayıfladığı listeyi birçok kişinin uygulaması… Eğitimsiz insanların çok fazla basında göz önünde olması ve bunların beslenmeye yönelik tüyo vermesi. Yanlış ve yetersiz beslendiğinden dolayı yaşamını kaybeden çok fazla insan var. Sağlık sorununa neden olan çok fazla insan var.
Eğer gerçekten sağlıklı kilo vermek ve verilen kilo tekrardan geri alınmak istenmiyorsa diyetisyenlere gidilerek destek alınması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Beslenme uzmanı ve diyetisyenler tarafından vücut analizi yapılarak beslenme süreçlerinin ayarlanması oldukça önemli.”
Temeldeki sorun yaşam tarzına adapte edilmemiş diyet listeleri…
Doç. Dr. Müge Arslan, tek başına diyet ya da tek başına egzersizin etkili olamayacağını ifade ederek, “Bunların ikisi de bir bütün. Temeldeki sorun yaşam tarzına adapte edilmemiş diyet listeleri ve yaşam tarzını adapte edilmemiş egzersiz programları ile başka bir hayata bürünmek.” dedi.
SushiCo’nun unutulmaz lezzetleri tekrar geri dönüyor
SushiCo’nun unutulmaz lezzetleri tekrar geri dönüyor
SushiCo’nun deneyimli şefleri, yıllar önce SushiCo severlerin damaklarında iz bırakan o eşsiz tatları, orijinal reçetelere sadık kalarak yeniden hazırlıyor.
“Oldies But Goldies” konsepti, SushiCo’nun yenilikçilik ve mevsimsellik ilkeleri çerçevesinde şekilleniyor. Her yıl mayıs ve kasım aylarında menüsünü yenileyen marka, bu kez şubat ayında geçmişin lezzetlerini günümüze taşıyor.
Türkiye’nin en köklü ve en geniş Uzak Doğu lezzetleri zinciri SushiCo’nun deneyimli şefleri, başta Phaya ve Zhu Shandi olmak üzere uzun yıllar boyunca geliştirdikleri ve müşteriler tarafından sevgiyle anılan lezzetleri, aynı tutku ve özenle tekrar hazırlıyor.
Atom tedavisi nedir?
Günümüzde radyonüklit tedavi yöntemleri, kanser tedavisinde önde gelen modellerden birini oluşturuyor. Radyoaktif ajanlar kontrollü ve amaca yönelik olarak doğru şekilde kullanıldığında, bazı hastalıkların tedavisini ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkiliyor. Radyoiyot tedavisinin, tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanıldığını belirten Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Emel Ceylan sık sorulan soruları yanıtladı.
Doç. Dr. Emel Ceylan
Atom tedavisi nedir?
Halk arasında ‘radyoiyot’ tedavisi atom tedavisi olarak bilinir. Radyaktif iyot 131’in yaydığı beta ışınları tedavi amacıyla kullanılırken, daha uzun mesafeli gama ışınları, görüntü elde etmeye olanak sağlar. Atom tedavisi kapsül veya sıvı şeklinde uygulanıp ağız yoluyla alınır. Sıvı şekli su tadındadır ve hastayı rahatsız etmez.
Tedavi kimlere uygulanır?
Atom tedavisi tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi durumunda (zehirli guatr) ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanılır. Hipertiroidi tedavisinde düşük dozlarda, tiroit kanserinde ise daha yüksek dozlarda uygulanır. Bu tedavinin hamile ve emziren hastalara uygulanması doğru değildir.
Atom tedavisinden sonraki süreç nedir?
Hastanın aldığı doz yatmasını gerektirecek düzeyde ise izolasyon amacıyla özel olarak hazırlanmış odalarda bir süre kalırlar. Bu odalar genellikle aydınlık ve konforludur. Bu odaların duvarlarında ve kapılarında özel malzemeler vardır ancak dışarıdan fark edilmez. Hastanın üzerinde bulunan radyoiyottan yayılan ışınların miktarı azaldıktan ve halk arasına karışılabilecek yasal doz sınırının altına indikten sonra hastalar taburcu edilebilir.
Taburcu olduktan sonra hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?
Atom tedavisinden sonra uyulması gereken üç önemli konu var. Mesafe, süre ve temizlik.
Hastanın aldığı doza göre değişmekle beraber yaklaşık 1-2 hafta kadar dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Kalabalık ortamlarda uzun süreli bulunmamak, ev halkı ile uzun süreli ve yakın mesafede bulunmamak gibi. Hijyen diğer önemli bir faktör. Verilen radyoiyot idrarla atıldığından tuvalet temizliğine, çamaşır, çatal kaşık gibi eşyaların temizliğine özen gösterilmeli.
Radyoiyot tedavisi öncesinde iyottan fakir diyet önerisi
İyot içeren madde ve yiyecekleri tedavi öncesi doktorunuzun önerdiği sürelerde kısıtlamanız önerilir. Buradaki amaç tedavi öncesi iyot açlığını artırmaktır. Tedaviden sonra normal beslenmenize dönebilirsiniz.
Kısıtlanması önerilenler:
Ramazan’da Çömlek Kuru Fasulye
Kuru fasulye denilince ilk sırada akla gelen Çömlek Kuru Fasulye, Ramazan ayı boyunca hizmet veremeye devam ediyor.
Çömlek Kuru Fasulye Ramazan ayı boyunca misafirlerine Çamlıca Kulesi ve Adalar manzarası eşliğinde, zengin menüsü ve geleneksel Türk Mutfağı tatları ile Ramazan keyfi yaşatıyor.
Çömlek Kuru Fasulye Restoran’nın bu seneki Ramazan Menüsü, tereyağlı süzme mercimek çorbası, hurma, bal, tereyağı, tulum peyniri, söğüş salatalık-domates ve zeytinden oluşan iftariyelikler ile birlikte servis edilen acılı ezme ve közlenmiş patlıcan ile başlıyor. Ara sıcak olarak servis edilecek içli köftenin yanında turşu, yoğurt ve çoban salata masayı donatacak.
İmza ürünü olan taş fırında kısık ve ağır ateşte, özel çömlekte pişirilen kuru fasulye ve eşlikçisi pilav servis edilecek ilk ana yemek. Günlük olarak değişecek etli yemekler; çoban kavurma, etli güveç, tas kebabı, kağıt kebabı, dana rosto, macar kebabı, hünkar beğendi, çökertme kebabı ve orman kebabı, her güne özel, seçmeli olarak sunulacak ikinci ana yemek olacak.
Dönüşümlü olarak servis edilecek, güllaç, trileçe, ev baklavası, laz tatlısı ve Çömlek’in meşhur sütlacı, seçenekli tatlılar olarak iftar sofranızı lezzet şölenine dönüştürecek.
Yemeğinize eşlik edecek limitsiz meşrubat, üzüm şırası, demirhindi şerbeti ve çay ikramları ile tamamlayacağınız bu lezzetli menü kişi başı 950 TL.
Yeni KONA Elektrik, erişilebilir fiyatıyla
Hyundai, geleceğe yönelik elektrifikasyon stratejisi kapsamında, yepyeni bir B-SUV modeli daha Türkiye’de satışa sunuyor. Yeni KONA Elektrik, en son teknolojik donanımlar, konfor ve rahatlık özellikleriyle son derece iddialı.
B-SUV segmentindeki en kapsamlı ürün paketlerinden birini sunan Hyundai, şimdi de kullanıcılar için tamamen elektrikli Yeni KONA modelini 1.499.000 TL’ye satışa sunuyor.
Satışa sundukları yeni modelle ilgili olarak görüşlerini dile getiren Hyundai Assan Genel Müdürü Murat Berkel, “Yeni KONA Elektrik, dikkat çekici tarzı ve üstün donanım özellikleriyle, B-SUV segmentinde daha da iddialı bir konuma gelecek. Kaliteli ve konforlu iç mekanının yanı sıra üst düzey sürüş özellikleriyle de Türk tüketicilerinin beklentilerini fazlasıyla karşılayacak. Bu yıl satışa sunduğumuz ve IONIQ 6’dan sonra çok cazip fiyatlı ikinci tamamen elektrikli model olan Yeni KONA Elektrik, Hyundai’nin Türkiye’deki EV pazar payına ve satışlarına önemli ölçüde artırmasını sağlayacak. Türk tüketicilerinin beğenerek satın almak isteyeceği en uygun ve en donanımlı elektrikli modelleri pazara sunmaktan dolayı mutluyuz. Fiyatları ve donanımlarıyla dikkat çeken EV model atağımız, 2024 yılında tüm hızıyla devam edecek” dedi.