Sağlık sorunları için aplikasyon

Sabancı Topluluğu şirketlerinden MediSA yeni geliştirdiği uygulamasını ücretsiz olarak tüm tüketicilerin kullanımına sundu. Doğru ve güvenilir sağlık bilgisine en hızlı şekilde ulaşılmasını sağlayan MediSA App, sigortalı olma şartı aranmaksızın tüm kullanıcılara kişiselleştirilmiş asistan hizmeti sağlıyor. Aksigorta poliçe sahipleri ise ayrıcalıklı Online Doktor ve ‘Belirtim Nedir?’ çözümlerinden yararlanabiliyor.

Sağlık sigortacılığı fonksiyonlarını tele-sağlık, sağlıklı yaşam ve hastalık yönetimi alanları ile birleştirerek müşterilerine bütüncül bir deneyim sunmayı amaçlayan MediSA, bu vizyon doğrultusunda geliştirdiği uygulaması MediSA App’i devreye aldı. Apple Store ve Google Play üzerinden, ücretsiz olarak indirilebilen uygulama, MediSA’nın sağlıktaki ‘yol arkadaşlığı’ modelini dijital dünyaya taşıyor.

“DİJİTAL DÜŞÜNEN, DİJİTALİN YARATICI GÜCÜNÜ ARKASINA ALAN BİR MARKAYIZ”

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan MediSA Kurucu Genel Müdürü Esra Öge, MediSA’nın sağlık sigorta şirketinin ötesinde, müşterilerin sağlık yolculuğunda tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir özel sağlık sistemi sunduğunu hatırlatırken, “Biz ilk günden bu yana hep şunu söyledik: ‘Biz, sadece ihtiyaç anında müşterilerimizin aklına gelen bir marka olmayacağız. Sağlık yolculuklarının her bir adımında onlara destek vereceğiz. Onların sağlıktaki yol arkadaşları olacağız.’ MediSA App de aslında bu güçlü vaadin vazgeçilmez bir unsuru. Uygulama üzerinden verdiğimiz ve neredeyse tamamı ücretsiz olarak tüm bireylere açık olan hizmetlerle, biz aslında en temelde onların sağlıklı kalmalarını; gerektiği zaman en doğru bilgilere ulaşabilmelerini ve uçtan uca sağlık deneyimini alabilmelerini amaçlıyoruz. Dolayısıyla sağlıktaki değer zincirinin her bir adımında yer alıyoruz. Geçtiğimiz yıl içerisinde, Aksigorta ile hayata geçirdiğimiz stratejik iş birliğimiz kapsamında, bugün uygulamamızdaki tele-sağlık ve ’Belirtim Nedir’ hizmetleri Aksigorta poliçe sahiplerinin kullanımına sunuyoruz. MediSA, genel anlamda dijital düşünen, dijitalin yaratıcı gücünü arkasına almış bir marka. Bu doğrultuda, sağlık ekosisteminin gelişmesi için, çalışmaya, üretmeye, farklı düşünmeye, yapılmayanı yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Flokser Kimya’dan pratik ve kalıcı çözümler

Flokser Kimya, inovatif çözümler geliştirerek fark yaratmaya devam ediyor. Poliüretan teknolojisinin sınırlarını genişleterek yeni kullanım alanlarının önünü açan Flokser Kimya, poliüretan sert köpük sistemlerindeki çözümleri sayesinde, uygulama alanlarında karşılaşılan pek çok temel soruna pratik ve kalıcı çözümler sunuyor.

Dünya üzerinde 55’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştirerek, poliüretan, poliüre, poliester ürünleri ile birçok sektöre inovatif çözümler sunan Flokser Kimya, poliüretan sert köpük sistemlerinde yenilikçi ve özelleştirilmiş çözümler sunuyor. Çevre dostu yaklaşımıyla HFO ve su bazlı şişirici ajanlar kullanarak düşük ısıl iletkenlik, üstün mekanik mukavemet ve yangına karşı yüksek direnç gibi özelliklere sahip sistemler üreten Flokser Kimya’nın bu alandaki ürün yelpazesi, soğuk depolama panellerinden yalıtım spreylerine, sandviç panellerden dekoratif yapı elemanlarına kadar geniş bir uygulama alanını kapsıyor.

En verimli yalıtım malzemeleri

Sert poliüretan köpük sistemlerinin ana kullanım alanını ısı yalıtımı oluşturuyor. Düşük ısıl iletkenlik katsayısı sayesinde piyasadaki en verimli yalıtım malzemelerinden birisi olan poliüretan köpük, bu üstün özelliği sayesinde, daha ince kesitlerle yüksek yalıtım performansı sağlıyor. Böylece kullanıldığı alanlarda yapıya binen toplam ağırlığın azalmasını mümkün kılıyor.

Düşük ısıl iletkenlik değerleri sayesinde Flokser Kimya’nın sistemleri, geleneksel malzemelere kıyasla daha ince kesitlerle aynı yalıtım performansını sağlayabiliyor. Sprey sistemleri, özellikle detaylı yüzeylerde veya zor ulaşılabilen alanlarda, uygulama kolaylığı ve yüzeye tam yapışma özelliğiyle ısı köprüsü oluşumunu engelliyor, böylece sızdırmazlığı artırıyor. Ayrıca ürünler, yüksek mekanik dayanım ile darbeye maruz kalan yapı elemanlarında uzun ömürlü kullanım sağlıyor. Sürekli hat sistemlerinde yüksek üretim hızına uyum göstermesi ise endüstriyel ölçekte verimlilik açısından büyük avantaj sunuyor. Alev geciktirici etkiye sahip özel sistemlerle, yangın güvenliği gereksinimi olan alanlarda da fark yaratıyor.

“Poliüretan teknolojisinin sınırlarını genişletiyoruz”

Flokser Kimya CEO’su Ekin Tükek, hazır ürünlerin yanı sıra müşterinin üretim hattı, uygulama şekli ve nihai ürün beklentilerine özel sistemler geliştirdiklerini belirtiyor. Bu sayede standart çözümlerin ulaşamadığı performans seviyelerine ulaşabildiklerini, uygulama kolaylığı, proses uyumu ve ürün dayanımı açısından rakiplerinden ayrıştıklarını belirten Tükek, “Çözümlerimiz, Avrupa normlarına uyum, düşük VOC emisyonları, gelişmiş yanmazlık performansı, çevre dostu şişirici ajan seçenekleri ve yüksek verimlilik gibi pek çok avantajı bir arada sunar. Ayrıca kullanıcı dostu işlenebilirlik özellikleriyle sahada güvenilir sonuçlar veriyor. Bizi farklılaştıran bir diğer önemli yön ise Ar-Ge ekibimizin poliüretan köpüğün geleneksel olarak kullanılmadığı alanlara da çözümler taşıyor olması. Özellikle savunma sanayinde, malzemenin mekanik ve fiziksel özelliklerini formülasyon yoluyla değiştirerek, zorlu koşullara uygun, özel performans kriterlerini karşılayan yenilikçi sistemler geliştiriyoruz. Bu sayede poliüretan teknolojisinin sınırlarını genişleterek yeni kullanım alanlarının önünü açıyoruz” dedi.

Eksun Gıda’nın brüt karı ise 562,2 milyon TL

Eksun Gıda, 2025 yılı ara dönem finansal sonuçlarını ve stratejik gelişmelerini Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden paylaştı. Şirket, yatırım gücünü artıran stratejik adımlar ile operasyonel verimliliği geliştiren çalışmalarını sürdürerek geçen yılın aynı dönemine kıyasla daha güçlü bir finansal tablo ortaya koydu. 2025 yılı 6 aylık dönemde Eksun Gıda’nın net satış hasılatı 5 Milyar TL, brüt karı ise 562,2 milyon TL olarak gerçekleşti.

Sinangil ve Sinangil Gluten YOK markalarıyla 200’ü aşkın ürün çeşidini bünyesinde barındıran Eksun Gıda, kamuoyuyla paylaştığı ikinci çeyrek raporuyla güçlü ve istikrarlı büyüme potansiyelini pekiştirdi. Türkiye Muhasebe Standartları 29 (TMS 29) enflasyon muhasebesi ilkelerine uygun olarak hazırlanan sonuçlara göre 6 aylık dönemde net satış hasılatı 5 Milyar TL olan Eksun Gıda’nın brüt kârı 562,2 Milyon TL, brüt kâr marjı ise yüzde 11,2 olarak gerçekleşti. Enflasyon muhasebesi uygulanmamış verilere göre ise Eksun Gıda, yılın ilk 6 ayında 129 Milyon TL net dönem kârı elde ederek finansal gücünü bir kez daha ortaya koydu.

“Finansal istikrarımız, büyüme stratejimizin en güçlü göstergesi”

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan, “Şirketimiz, geçen yılın aynı dönemine kıyasla brüt kâr ve marjında kayda değer bir iyileşme, FAVÖK tarafında ise güçlü bir artış elde etti. Bu yılın ilk 6 ayında brüt kârımız yüzde 6,1 artışla 562,2 milyon TL’ye yükseldi. Geçtiğimiz yıl aynı dönemde 41,5 milyon TL esas faaliyet zararı açıklayan şirketimiz, bu yıl 67,1 milyon TL esas faaliyet kârı elde ederken; 21,3 milyon TL olan FAVÖK tutarını 143,8 milyon TL’ye yükseltmiştir. Enflasyon muhasebesi uygulanmamış verilere göre ise, yılın ilk 6 ayında 129 milyon TL net dönem kârına ulaşılarak, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 30 artış sağlanmıştır. Bu verilerle, sürdürülebilir büyüme yolundaki hedeflerimize kararlılıkla devam etmekteyiz” ifadelerini kullandı.

İBF Doğan İnşaat 50. Yıla özel film hazırladı

İBF Doğan İnşaat, yarım asırlık başarı hikayesini tamamen yapay zekâ destekli özel bir kısa filmle taçlandırdı. Kuruluşunun 50. yılına özel “Yarım Asırlık Geçmiş” mottolu imaj filmi, Türkiye inşaat sektöründe bu yöntemle çekilen ilk reklam filmi olma özelliğini taşıyor. Film, firmanın geçmişten günümüze uzanan başarı öyküsünü ve güncel projelerini ekrana taşırken, geleceğe dönük vizyonunu da güçlü bir şekilde gözler önüne seriyor.

İBF Doğan İnşaat, bugüne kadar 3.082 bağımsız bölüm ve 518.873,00 m² inşaat alanına sahip lüks projeler üretti. Şirket, 2.388 bağımsız bölüm ve 403.576,00 m² inşaat alanını teslim ederken, 694 bağımsız bölüm ve 115.297,00 m² inşaat alanlı projelerinin inşası ise sürüyor.

Kuruluşundan bu yana sıfırdan yükselen ve Türkiye’nin birçok şehrinde projeler geliştiren İBF Doğan İnşaat, Kayseri merkezli çalışmalarının yanı sıra İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Balıkesir’de de önemli projeler yürüterek, çalışmalarında depreme dayanıklılık, kalite, konfor, işlevsellik ve zamanında teslimi öncelik olarak benimsiyor.

Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!

Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, özellikle erkeklerde görülme oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.

Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor

Fıtığın Latince ‘yırtılma’ kelimesinden türetildiği ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, “Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.

Belirtiler sinsi olabilir

Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”

Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor

Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, ‘Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”

Nüks ihtimali olabiliyor

Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.

Korunmak için bunlara dikkat!

Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncı artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.

Topallama 3 günden fazla sürüyorsa, dikkat!

Ritmi bozulan bir yürüyüş, minik adımların aksaması, koşma ve zıplama gibi hareketlerde yaşanan zorlanma… Çocukluk çağında sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan topallama genellikle 1 ila 10 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor. Bazı durumlarda ciddi ortopedik ya da enfeksiyöz hastalıkların ilk sinyali olabiliyor; ihmal edildiğinde kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Ailelerin çocuğun yürüyüşündeki en küçük değişimi bile ciddiye alması gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp “Topallama hiçbir zaman sadece bir ağrı belirtisi olarak geçiştirilmemeli. Çünkü bazı durumlarda bu, saatler içinde eklemde kalıcı hasar, kemik deformitesi hatta yaşam boyu sürecek olan sakatlıklarla sonuçlanabiliyor. Erken tanı sayesinde hem fiziksel gelişim hem de psikososyal iyilik hali korunuyor. Aileler ‘nasıl olsa geçer’ diyerek beklemek yerine mutlaka bir uzmana başvurmalıdır” diyerek uyarıda bulunuyor.

Yürürken bacağın normalden farklı hareket etmesi, yükün eşit dağılmaması ya da ağrı nedeniyle yürüme düzeninin bozulması şeklinde ortaya çıkan topallama; bazı çocuklarda geçici kas yorgunluğuna bağlı olabilirken, bazılarında kemik, eklem veya sinir sistemine dair önemli bir hastalığa işaret ediyor. Çocuklar hareket kısıtlılığı nedeniyle koşma ve zıplama gibi aktivitelerde zorlanabiliyor. Vücut yükünün dengesiz dağılması, zamanla kalça, diz ve omurga hizasında bozulmalara neden olabiliyor. Ayrıca bu çocuklarda düşme ve yaralanma riski de önemli ölçüde artıyor.

Pek çok yönden olumsuz etkiliyor

Topallamanın en belirgin sonuçları fiziksel olsa da, uzun sürmesi psikolojik ve sosyal yaşamı da etkiliyor. Prof. Dr. Levent Eralp, fiziksel etkileri şöyle özetliyor: “Koşma, zıplama gibi aktivitelerde zorlanması nedeniyle hareket kısıtlılığı oluşuyor. Kas-iskelet sistemi gelişiminde ortaya çıkan durumlarda, çocukta dengesiz yüklenme, kalça-diz-omurga hizalanmasında sorunlar gelişiyor. Dengesiz yürümesi ise kazalara davetiye çıkarıyor. Bütün bu olumsuz etkiler, yaşıtları gibi hareket edemeyen bu çocukları fiziksel olduğu kadar, psikolojik ve sosyal olarak da etkiliyor.”

Nedeni yaşa göre değişiyor

Çocuklarda topallamanın, küçük travmalardan enfeksiyonlara, kalça çıkığı ya da romatizmal hastalıklara kadar pek çok farklı nedene bağlı olabileceğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp’e göre, bu durumların bir kısmı kendiliğinden düzelirken, bazıları ise acil müdahale gerektirecek kadar ciddi olabiliyor. Özellikle uzun süren ya da giderek şiddetlenen topallamalarda, altta yatan sebebin erken dönemde araştırılması büyük önem taşıyor.

Topallamanın nedenleri, çocuğun yaş grubuna göre değişiklik gösteriyor. 0-3 yaş arası çocuklarda en sık görülen sebepleri doğumsal kalça çıkığı, enfeksiyonlar (septik artrit ve osteomyelit) ile travmalar oluşturuyor. 3-6 yaş grubunda geçici sinovit adı verilen iyi huylu ve kendiliğinden düzelen kalça iltihapları öne çıkarken, Perthes hastalığı ve septik artrit gibi daha ciddi tablolar da gözlemlenebiliyor. 6-10 yaş aralığında travmalar, Perthes hastalığı, büyüme ağrıları ve juvenil artrit gibi romatizmal hastalıklar topallamaya yol açabiliyor. 10 yaş üzeri ergenlik döneminde ise SCFE (kaymış femoral epifiz) adı verilen kalça bozuklukları, spor yaralanmaları, romatolojik hastalıklar ve nadiren de olsa kemik tümörlerinin tanı koyarken dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle topallamanın süresi, eşlik eden belirtiler ve çocuğun yaşı, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor.

Dikkat! Bu durumlarda doktora başvurun

Bazı nedenler kalıcı eklem hasarı, kalça gelişim bozukluğu hatta yaşamı tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla tanının gecikmesi, tedavi sürecini zorlaştırmakla kalmıyor; çocuğun hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Erken teşhisin, çocuğun hem mevcut sağlığını hem de ilerleyen yaşlardaki gelişimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Birkaç gün süren topallamalarda, özellikle ağrıya eşlik eden ateş, gece uyanma, eklemde şişlik ve kızarıklık gibi belirtiler varsa, topallama travmaya bağlı oluştuysa, şikayetler tekrarlıyor veya hiç geçmiyorsa, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları önem taşıyor. Topallamayla birlikte ayağını kullanmak istemeyen, halsiz düşen veya kilo kaybı yaşayan çocuklarda da daha ciddi hastalıkların araştırılması gerekebiliyor” diyor.

Tedavi seçenekleri sorunun nedenine göre değişiyor
Topallamanın altta yatan nedenine göre tedavi yaklaşımı da değişiyor. Her topallama cerrahi gerektirmese de bazı durumlarda ameliyat, çocuğun sağlıklı gelişimi ve kalıcı hasarların önlenmesi için şart hale geliyor. Örneğin, kaymış femoral epifiz durumunda kalça başı kaydığı için epifizi vida ile sabitleme veya Perthes hastalığında, ileri evrelerde kalçanın düzgün şekillenmesi için kemik düzeltme ameliyatlarına ihtiyaç duyuluyor. Septik artrit gibi acil durumlarda da vakit kaybetmeden eklemi cerrahi olarak boşaltmak ve enfeksiyonu kontrol altına almak büyük önem taşıyor.

Cerrahi işlem bazı durumlarda kaçınılmaz oluyor

Cerrahi gereken bir diğer önemli durumun kemik iltihapları ve tümörler olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp “Osteomyelit gibi enfeksiyonlarda iltihaplı dokunun temizlenmesi ve uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekiyor. Tümör vakalarında, tümörün çıkarılması, gerekirse protezle desteklenmesi ve onkoloji ekibiyle tedavinin sürdürülmesi şarttır. Ayrıca travmatik kırıklar veya büyüme plağı yaralanmalarında da kemiklerin düzgün kaynaması için plak ya da vida uygulamaları yapılabiliyor. Her vaka için ayrı bir planlama yapıyoruz ve erken tanı sayesinde çoğu zaman çocuklar tamamen sağlığına kavuşuyor” ifadelerini kullanıyor.