İzocam, Global Reporting Initiative (GRI) standartlarına uyumlu hazırladığı ilk Sürdürülebilirlik Raporu ile yalıtım sektöründeki öncülüğünü pekiştirdi.
Türkiye yalıtım sektörünün 60 yıllık markası İzocam, sürdürülebilirlik vizyonunu somut adımlarla güçlendirmeye devam ediyor. Enerji verimliliğini kuruluş amacının merkezine yerleştiren İzocam, bu anlayışla Türkiye yalıtım sektöründe bir ilk olarak 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Global Reporting Initiative (GRI) 2021 Evrensel Standardı’na uyumlu hazırlanan rapor, şirketin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanındaki performansını şeffaf biçimde ortaya koyuyor.
İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, “60’ıncı yılımızda ‘Biz Geleceğiz’ diyerek çıktığımız bu yolda sürdürülebilirlik, bizim için yalnızca bir strateji değil, kurumsal kimliğimizin temel taşıdır. Türkiye yalıtım sektöründe bir ilki gerçekleştirerek yayımladığımız 2024 Sürdürülebilirlik Raporumuz, bu sorumluluğun somut bir yansımasıdır. GRI standartlarıyla uyumlu olacak şekilde hazırladığımız Sürdürülebilirlik Raporumuzun amacı; enerji verimliliğini kuruluş amacımızın temelinde kabul ederek, üretim süreçlerimizden ürünlerimize, toplumsal katkılarımızdan kurumsal yönetim anlayışımıza kadar tüm faaliyetlerimizde benimsediğimiz sürdürülebilirlik ilkelerini şeffaf bir biçimde ortaya koymaktır. Bu kapsamda; çevresel etkilerimizi, sosyal sorumluluklarımızı, kurumsal yönetim yaklaşımımızı ve genel sürdürülebilirlik performansımızı detaylandıran kapsamlı bir rapor hazırladık” diye konuştu.
2024 Sürdürülebilirlik Raporu’nun, tüm paydaşların katılımıyla gerçekleştirilen önemlilik analizi sonucunda oluşturulduğunu da açıklayan Murat Savcı, raporda “çok yüksek öncelikli” olarak belirlenen başlıkları; iş sağlığı ve güvenliği, ürün kalitesi ve güvenliği, müşteri memnuniyeti, iş etiği, enerji yönetimi ve yenilenebilir kaynak kullanımı, iklim değişikliğine uyum, sürdürülebilir tedarik zinciri uygulamaları ve çalışan memnuniyeti olarak sıraladı. Murat Savcı, sürdürülebilirlik raporlarının devamına ilişkin olarak ise şu açıklamalarda bulundu:
“Gerek ülkemiz gerekse yalıtım sektörümüz için önemli bir katkı olarak gördüğümüz raporumuzu, sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda her yıl yayımlamayı planlıyoruz. Ulusal ve uluslararası raporlama standartlarını dikkate alarak formatını sürekli güncelleyecek ve paydaşlarımızla şeffaf bir biçimde paylaşacağız.”
Masum görünen şakalar, kırıcı davranışlar ya da şiddete varan eylemler… Son yıllarda akran zorbalığı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, zorbalığın çeşitlerinin okul koridorlarından cep telefonu ekranlarına kadar taşındığını belirterek “Bireyler arası empati eksikliği, aile içi iletişim sorunları, sosyal beceri gelişimindeki yetersizlikler ve medya aracılığıyla şiddetin normalleştirilmesi akran zorbalığının artışında büyük rol oynuyor. Akran zorbalığı; fiziksel şiddet, sözel zorbalık, sosyal dışlama ve siber zorbalığın (aşağılayıcı mesajlar, fotoğraf paylaşma) yanı sıra bazen de “Sen bizimle oynayamazsın çünkü sen farklısın” ya da “Senin kıyafetlerin çok ucuz” gibi ifadelerle gerçekleştiriliyor” diyor.
Zorbalığa maruz kalan çocukların derin duygusal yaralar alarak kısa vadede özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, uyku bozukluğu, baş ya da mide ağrısı gibi sorunlar yaşayabildiğini belirten Sivri, uzun vadede ise depresyon, kaygı bozukluğu ve sosyal fobi gibi kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.
Zorbalığın önüne geçmek için; çocuğu iyi gözlemlemenin, okul, aile ve bireyler olarak bilinçlenmenin ve önlemler almanın kritik önem taşıdığı vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, okulda akran zorbalığına karşı alınabilecek 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Çocuğunuza bağırıp aşağılamayın!
Araştırmalar, ebeveynlerin kendi sosyal ilişkilerindeki tutumlarının çocuklar tarafından doğrudan model alındığını ortaya koyuyor. Uzman Psikolog Sena Sivri “Evde bağırma, aşağılama gibi davranışların olmaması, çocuğun benzer tutumları benimsemesini engeller. Ebeveynler ve öğretmenler, saygılı ve şiddetten uzak iletişim biçimleriyle çocuğa örnek olmalıdır” diyor.
Yargılamadan konuşun ve açık iletişim kurun
Çocukla düzenli ve yargılamayan bir şekilde konuşmak, yaşadığı olumsuz deneyimleri anlatabileceği güvenli bir ortam sağlamak çok önemli. Araştırmalar, ebeveynleriyle düzenli iletişim kuran çocukların zorbalığa maruz kaldığında durumu daha çabuk paylaştığını gösteriyor. “Bugün okulda seni üzen bir şey oldu mu?” gibi açık uçlu sorular, kapalı sorulardan daha etkili olurken, çocuğun konuşmasını, yaşadığı bir zorluk varsa daha rahat anlatmasını sağlar.
Öğretmeni ve okul yönetimiyle temasta olun
Uzman Psikolog Sena Sivri “Okul yönetimi, öğretmenler ve veliler aynı dili konuştuğunda zorbalıkla mücadelede başarı artar. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık karşıtı okul politikalarının (örneğin; Sıfır Tolerans Programı) zorbalık oranını yüzde 20’ye kadar azaltabildiğini ortaya koyuyor. Veliler düzenli olarak öğretmeni ve okul yönetimiyle iletişimde olmalı, çocuğun sınıf içi ve sosyal ilişkileri takip edilmelidir” diyor.
Güvenli alanlar oluşturun
Okulda çocukların kendilerini güvende hissedebileceği alanlar (rehberlik odası, güvenli oyun alanları) zorbalık riskini azaltır. Ayrıca teneffüslerde yeterli sayıda öğretmen gözetimi sağlanması da önemlidir. Araştırmalar, gözetimin yüksek olduğu alanlarda zorbalık vakalarının yüzde 30 oranında düştüğünü gösteriyor.
Empati kazandırın
Uzman Psikolog Sena Sivri “Zorbalığı önlemenin en etkili yollarından biri çocuklara empati kazandırmaktır. Finlandiya’da uygulanan “KiVa” programı, empati eğitiminin zorbalık vakalarını ciddi oranda düşürdüğünü kanıtladı. Çocuklar, başkalarının duygularını anlamayı öğrendiklerinde zorbalığa yönelme olasılıkları azalır” diyor.
Teknoloji ile büyüyen nesil için siber zorbalık ciddi bir risk. Çocuklara, internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler ve bu durumda nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Çocuklara “görsel veya mesaj paylaşmadan önce iki kez düşün” alışkanlığı kazandırmak, siber zorbalığı önlemede kritik bir adımdır.
Belli etmeden gözlemleyin
Akran zorbalığının yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuğu ona belli etmeden gözlemleyerek zorbalığa uğradığını ya da arkadaşına zorbalık yaptığını erken fark etmek son derece önemlidir. Zorbalığa maruz kalan ya da zorbalık uygulayan çocukların her ikisi de psikolojik destek almalıdır. Rehberlik servisi, okul psikoloğu veya çocuk psikiyatristi, yaşanan travmanın etkilerini azaltmada kritik rol oynar. Erken destek, ileride oluşabilecek ciddi ruhsal sorunları önleyebilir” diyor.
Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor. Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un kadınlarda erkeklere nazaran 15 kat daha fazla görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unda, yani her 3 kadından 1’inde Halluks Valgus teşhis edilmektedir. Bu deformitenin kadınlarda daha fazla görülmesinde ayağın anatomisine uygun olmayan ayakkabı kullanımının, bağ dokusunda esnekliğin ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir” diyor.
Stres kırığına yol açabilir!
Halluks Valgus’un ilerleyici bir özelliğe sahip olması nedeniyle deformite ilerledikçe ağrının şiddeti de artıyor ve ayağın yük dengesi bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, bu durumun komşu parmaklarda da deformiteye ve aşırı yüklenmeye bağlı stres kırıklarına neden olabileceğine işaret ederek, “Stres kırıkları göz ardı edildiğinde ağrı şiddetlenerek çok acı veren bir hale dönüşebilmektedir. Ayrıca, deformite şiddetlendikçe ayakta artroza, yani kireçlenmeye yol açabilir. Bu durum Halluks Valgus tedavisini zorlaştırarak daha büyük cerrahi müdahalelere gerek duyulmasına sebep olabilir. Bu nedenle, erken teşhis etmek, çok daha önemlisi önlem almak bu deformasyonda büyük önem taşımaktadır. Hastalarımıza önlem olarak, pençesi dar olmayan ve ayak iç kavisini destekleyen, topuğu yüksek olmayan rahat ayakkabı kullanmalarını önermekteyiz” bilgisini veriyor.
Genetik faktörlerden dar ayakkabılara…
Kesin bir nedeni olmamakla beraber Halluks Valgus’un gelişiminde genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. Her iki başparmağın da etkilenebildiği bu deformitede genetik yatkınlıkta risk yüzde 70 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ayak başparmak deformitesinde önemli sebeplerden olan genetik yatkınlık içsel faktör olarak nitelendiriliyor. Bağ dokusu esnekliği, düztabanlık, serebral palsi ve romatolojik eklem rahatsızlıkları diğer içsel faktörleri oluşturuyor. Yüksek topuklu ve dar ayakkabı kullanımı ise dışsal faktör olarak nitelendiriliyor.
Deformite arttıkça ağrı daha çok şiddetleniyor!
Halluks Valgus’un belirtileri başparmaktaki deformite arttıkça daha çok büyüyor. Hastalar en çok ayak başparmağındaki kemik çıkıntısının ayakkabıya sürtünmesi nedeniyle oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Başlangıçta sadece ayak başparmağı kenarında oluşan ağrı tablo ilerledikçe daha çok şiddetleniyor ve ayak tarak kemiğinin altında bile hissediliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un belirtilerini şöyle özetliyor:
Başparmakta dışa doğru yamukluk ve başparmak çıkıntısında ağrı
Ayak tarak kemiğinin altında ağrı
Ayakkabı giymede güçlük
Ayakta deformasyona bağlı nasır oluşması
Diğer komşu parmakların üst-üste binmesi
Tedavi hastalığın şiddetine göre planlanıyor
Ayak başparmağındaki kemik çıkıntısında tedavinin şekli hastalığın şiddetine göre planlanıyor. Deformiteyi düzeltmeden semptomları kontrol etmek amacıyla başvurulan konservatif (ameliyat dışı) yöntemlerde; ayakkabı modifikasyonu, pedler, parmak arası silikon makaralar ve Halluks Valgus atellerinden faydalanılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, ancak ameliyat dışındaki hiçbir yöntemin ayak başparmağındaki şekil bozukluğunu düzeltmediğini hatırlatarak, “Halluks Valgus’ta kesin sonuç ancak cerrahi müdahale ile mümkün olabilmektedir” diyor.
Ameliyatla deformite düzeltiliyor
İlk basamak tedaviler fayda sağlayamadığında, hastada ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk gibi şikayetlerin devamında, ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ayakta başparmak çıkıntısı ameliyatında deformitenin düzeltilmesi ve böylece ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk gibi semptomların kontrol altına alınması hedefleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, günümüzde bu işlemlerin minimal invaziv cerrahi, bir başka deyişle küçük kesilerle yapıldığını belirterek, “Ameliyatta başparmak ve tarak kemiğini aynı eksene getirip vidayla tespit ediyor ve böylece aralıklı duran tarak kemiklerini yaklaştırıyoruz. İşlemleri küçük kesiler ile gerçekleştirdiğimiz için dokular fazla hasar görmemekte ve bu sayede iyileşme süresinin kısalmasına olanak sunmaktadır“ diyor. Hastaların genellikle bir gün sonra hastaneden taburcu olduklarını söyleyen Dr. Tural Khalilov, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecini ise şöyle özetliyor: “Hastaların 3-4 hafta ayağın üzerine yük vermemelerini ve özel ayakkabıyla yürümelerini önermekteyiz. İyileşme dönemi deformitenin şiddetine bağlı olarak 4-6 hafta arasında değişebilmekte ve bu sürecin sonunda hastalarımız iş ile sosyal yaşamlarına geri dönebilmektedirler.”
Kadınların hayatındaki doğal ve güçlü bir eşik olan menopoz, dönüşümün ve içsel gücün yeniden keşfedildiği çok özel bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz, yaşamdan kopuş değil, yeniden dengeye geliş sürecidir. Her kadın, kendi ikinci baharınının mimarıdır. İkinci baharda kendinizi yenilemeniz, doğru bilgi, bilinçli tercihler ve düzenli sağlık takibi ile bu dönemi daha sağlıklı, daha özgür ve daha huzurlu geçirebilmeniz mümkündür. Kendinize kulak verin, bedeninizin sesine duyarlı olun ve bu yeni dönemi bir fırsat gibi kucaklayın” diyor. Doç. Dr. Gülfem Başol, menopozda kendinizi yenilemenizin, ‘İkinci bahar’ olarak da adlandırılan bu dönemi fiziksel, ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı geçirebilmenizin basit ama etkili yollarını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Uyku düzeninize dikkat edin
Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte birçok kadında uykuya dalmakta güçlük, gece terlemeleri ve sık uyanmalar görülür. Oysa kaliteli uyku, bağışıklık sisteminden ruh haline kadar birçok şeyi doğrudan etkiler. Akşamları ağır yemeklerden kaçınmak, mavi ışık yayan ekranları sınırlamak, ılık bir duş ya da bitki çayları gibi küçük dokunuşlar uyku kalitesini artırır. Gerekirse bir uzmandan destek almak, uyku sorunlarını kronik hale gelmeden çözmek için önemlidir.
Sağlıklı ve bilinçli beslenin
Menopozla birlikte kemik erimesi riski, kilo artışı ve insülin direnci gibi durumlar ön plana çıkar. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin gıdalar (yoğurt, kefir, sardalya, yeşil yapraklı sebzeler) kemik sağlığı için vazgeçilmezdir. Protein alımına dikkat edilmesi kas kaybını engeller. Lif açısından zengin sebzeler ve tam tahılların tüketilmesi, şeker ve işlenmiş gıdaların azaltılması önemlidir. Doktorun tetkikler sonrası ihtiyacınıza göre vereceği kalsiyum ve D vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri büyük fayda sağlar. Ancak vitamin ve takviye kullanımında bilinçli olmak son derece önemlidir. Çünkü gelişigüzel alınan takviyeler karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir, bazıları ilaçlarla etkileşime girebilir. En doğru yol, kişiye özel beslenme ve takviye planını bir uzman eşliğinde belirlemektir.
Sigaradan uzak durun
Sigara kullanımı menopozu hem erken başlatabilir hem de semptomların şiddetini artırabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara içen kadınlarda sıcak basması, kemik kaybı ve kalp hastalığı riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca sigara, östrojenin vücutta etkili kullanılmasını engelleyerek hormon dengesini daha da bozabilir. Bu dönemde sigarayı bırakmak sadece menopoz şikayetlerini hafifletmekle kalmaz, genel yaşam kalitesini de ciddi oranda artırır.
Bu yanlışlara düşmeyin!
Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz döneminde çok sık karşılaşılan yanlışlardan biri, “nasılsa geçti artık” diyerek kadın sağlığını ihmal etmektir. Oysa bu dönem, meme sağlığından kalp-damar sağlığına kadar düzenli kontrollerin daha da önemli hale geldiği bir evredir. Bir diğer yaygın hata, hormon tedavilerine kulaktan dolma bilgilerle yaklaşmak veya tümden reddetmektir. Oysa uygun hastaya, uygun doz ve formda verilen hormon replasman tedavileri (HRT), sıcak basmaları, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltmada oldukça etkilidir. Aynı zamanda kemik erimesi ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de olabilir. HRT her kadın için uygun olmayabilir; ancak bu tedavi seçeneği, doğru hasta seçiminde oldukça yüz güldürücü sonuçlar verir” diyor.
Düzenli egzersiz yapın
Fiziksel aktivite sadece kilo kontrolü için değil; kemik sağlığı, kas gücü, ruh hali ve hatta sıcak basmaları üzerinde bile olumlu etkiler sağlar. Haftada en az 3-4 gün 30 dakika tempolu yürüyüş, yoga veya hafif ağırlık egzersizleri hem vücuda hem zihne iyi gelir. Egzersiz, endorfin salgısını artırarak ruh halini iyileştirir; böylece menopozun getirdiği dalgalanmalarla baş etmek daha kolay olur.
Mutlaka düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopozla birlikte değişen hormon dengesi, kemik sağlığı, meme ve rahim sağlığı açısından düzenli kontrolleri zorunlu kılar. Kemik yoğunluğu ölçümü, mamografi, smear testi gibi taramalar bu dönemde aksatılmamalıdır. Aynı zamanda kardiyovasküler risklerin artma ihtimali nedeniyle kan basıncı, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin takibi de önemlidir. Sağlıkla geçen bir ikinci bahar için yılda bir yapılan rutin kontrol, hayat kurtarıcı olabilir.
Hayatı yeniden keşfedin, kendinize alan açın
Menopoz sadece biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda kadınlık bilincinin yeniden tanımlandığı bir yolculuktur. Artık çocuk büyütme telaşı azalmış, iş hayatında belli bir noktaya gelinmiştir. Bu zamanı, ertelediğiniz hobiler, seyahatler, kitaplar ve dostluklarla taçlandırın. Meditasyon, nefes çalışmaları ya da sanatsal uğraşlar, zihinsel detoks etkisi yaratır. Çünkü ikinci bahar, sadece bedensel değil; ruhsal bir uyanış dönemidir.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-24.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-04 16:52:122025-09-04 16:52:12Menopozda bu hatalara çok sık düşülüyor!
Türkiye’nin ilk skyrunning yarışı Corendon Tahtalı Run To Sky, 2026 yılında 12. kez koşulacak. 8–10 Mayıs 2026 tarihleri arasında yerli ve yabancı yüzlerce sporcu, zirveye koşacak.
1 Eylül’de başlayan kayıtlar, 2026 Mayıs ayının başına kadar devam edecek. tahtaliruntosky.com adresinden 1 -15 Eylül 2025 tarihleri arasında kayıt yaptıran katılımcılar, avantajlı erken kayıt döneminden yararlanıyor.
Parkurlar – 2026 Yenilikleri: Phaselis Run İlk Kez Düzenleniyor
KemeRun (12 km, 370 m+): Kemer merkezinden Çalıştepe’ye uzanan keyifli ve kısa bir parkur.
Run To Sky (27 km, 2.650 m+): Çıralı’dan Tahtalı Zirvesi’ne uzanan Türkiye’nin ilk skyrunning rotası.
Phaselis Run (43 km, 1.261 m+): Kemer’i doğal ve kültürel güzelliklerini koşarak keşfetme fırsatı sunan 43 km’lik Phaselis Run parkuru, antik kent içinde koşmak isteyenler için yepyeni bir parkur sunuyor.
Türkiye Yüksek Dağ Koşularında Dünya Sahnesinde
Geçtiğimiz yıl, Skyrunner® World Series kapsamına giren yarış, 25 ülkeden 500’e yakın koşucuyu ağırladı. Ayrıca uluslararası arenada önemli başarılara imza atmış Skyrunner Dünya Şampiyonları da yarışta yer aldı. Bu başarı, Corendon Tahtalı Run To Sky’ı dünya çapında tanınan bir etkinlik hâline getirdi ve Antalya’nın doğal ve kültürel zenginliklerini uluslararası sporcularla buluşturdu.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/09/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-14.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2025-09-04 16:16:092025-09-04 16:16:09Tahtalı Run to Sky 2026 kayıtları başladı
Elif Uras’ın kadın emeğini tarihsel ve maddi kültür bağlamında yeniden düşünmeye davet eden Ellerinde Toprak başlıklı sergisi, 16 Eylül – 8 Kasım tarihleri arasında Galerist’te izleyiciyle buluşuyor.
Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin (KTSM) desteğiyle gerçekleşen sergide, sanatçının New York’ta torna ve elde şekillendirme teknikleriyle ürettiği seramik işleri, Osmanlı’dan bu yana Türk çiniciliğinin tarihi merkezi olan İznik’te döküm yöntemiyle ürettiği eserleriyle ilk kez bir araya geliyor.
Sergi 8 Kasım 2025 tarihine dek, pazar günleri hariç her gün 11.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
İzocam, ‘Biz Geleceğiz’ diyerek Sürdürülebilirlik Raporu yayınlandı!
İzocam, Global Reporting Initiative (GRI) standartlarına uyumlu hazırladığı ilk Sürdürülebilirlik Raporu ile yalıtım sektöründeki öncülüğünü pekiştirdi.
Türkiye yalıtım sektörünün 60 yıllık markası İzocam, sürdürülebilirlik vizyonunu somut adımlarla güçlendirmeye devam ediyor. Enerji verimliliğini kuruluş amacının merkezine yerleştiren İzocam, bu anlayışla Türkiye yalıtım sektöründe bir ilk olarak 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Global Reporting Initiative (GRI) 2021 Evrensel Standardı’na uyumlu hazırlanan rapor, şirketin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanındaki performansını şeffaf biçimde ortaya koyuyor.
İzocam Genel Direktörü Murat Savcı, “60’ıncı yılımızda ‘Biz Geleceğiz’ diyerek çıktığımız bu yolda sürdürülebilirlik, bizim için yalnızca bir strateji değil, kurumsal kimliğimizin temel taşıdır. Türkiye yalıtım sektöründe bir ilki gerçekleştirerek yayımladığımız 2024 Sürdürülebilirlik Raporumuz, bu sorumluluğun somut bir yansımasıdır. GRI standartlarıyla uyumlu olacak şekilde hazırladığımız Sürdürülebilirlik Raporumuzun amacı; enerji verimliliğini kuruluş amacımızın temelinde kabul ederek, üretim süreçlerimizden ürünlerimize, toplumsal katkılarımızdan kurumsal yönetim anlayışımıza kadar tüm faaliyetlerimizde benimsediğimiz sürdürülebilirlik ilkelerini şeffaf bir biçimde ortaya koymaktır. Bu kapsamda; çevresel etkilerimizi, sosyal sorumluluklarımızı, kurumsal yönetim yaklaşımımızı ve genel sürdürülebilirlik performansımızı detaylandıran kapsamlı bir rapor hazırladık” diye konuştu.
Rapordaki Öncelikler Paydaş Katılımıyla Belirlendi
2024 Sürdürülebilirlik Raporu’nun, tüm paydaşların katılımıyla gerçekleştirilen önemlilik analizi sonucunda oluşturulduğunu da açıklayan Murat Savcı, raporda “çok yüksek öncelikli” olarak belirlenen başlıkları; iş sağlığı ve güvenliği, ürün kalitesi ve güvenliği, müşteri memnuniyeti, iş etiği, enerji yönetimi ve yenilenebilir kaynak kullanımı, iklim değişikliğine uyum, sürdürülebilir tedarik zinciri uygulamaları ve çalışan memnuniyeti olarak sıraladı. Murat Savcı, sürdürülebilirlik raporlarının devamına ilişkin olarak ise şu açıklamalarda bulundu:
“Gerek ülkemiz gerekse yalıtım sektörümüz için önemli bir katkı olarak gördüğümüz raporumuzu, sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda her yıl yayımlamayı planlıyoruz. Ulusal ve uluslararası raporlama standartlarını dikkate alarak formatını sürekli güncelleyecek ve paydaşlarımızla şeffaf bir biçimde paylaşacağız.”
İzocam 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’nu incelemek için tıklayın!
Akran zorbalığı tehlikesi büyüyor!
Masum görünen şakalar, kırıcı davranışlar ya da şiddete varan eylemler… Son yıllarda akran zorbalığı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, zorbalığın çeşitlerinin okul koridorlarından cep telefonu ekranlarına kadar taşındığını belirterek “Bireyler arası empati eksikliği, aile içi iletişim sorunları, sosyal beceri gelişimindeki yetersizlikler ve medya aracılığıyla şiddetin normalleştirilmesi akran zorbalığının artışında büyük rol oynuyor. Akran zorbalığı; fiziksel şiddet, sözel zorbalık, sosyal dışlama ve siber zorbalığın (aşağılayıcı mesajlar, fotoğraf paylaşma) yanı sıra bazen de “Sen bizimle oynayamazsın çünkü sen farklısın” ya da “Senin kıyafetlerin çok ucuz” gibi ifadelerle gerçekleştiriliyor” diyor.
Zorbalığa maruz kalan çocukların derin duygusal yaralar alarak kısa vadede özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, uyku bozukluğu, baş ya da mide ağrısı gibi sorunlar yaşayabildiğini belirten Sivri, uzun vadede ise depresyon, kaygı bozukluğu ve sosyal fobi gibi kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.
Zorbalığın önüne geçmek için; çocuğu iyi gözlemlemenin, okul, aile ve bireyler olarak bilinçlenmenin ve önlemler almanın kritik önem taşıdığı vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, okulda akran zorbalığına karşı alınabilecek 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Araştırmalar, ebeveynlerin kendi sosyal ilişkilerindeki tutumlarının çocuklar tarafından doğrudan model alındığını ortaya koyuyor. Uzman Psikolog Sena Sivri “Evde bağırma, aşağılama gibi davranışların olmaması, çocuğun benzer tutumları benimsemesini engeller. Ebeveynler ve öğretmenler, saygılı ve şiddetten uzak iletişim biçimleriyle çocuğa örnek olmalıdır” diyor.
Çocukla düzenli ve yargılamayan bir şekilde konuşmak, yaşadığı olumsuz deneyimleri anlatabileceği güvenli bir ortam sağlamak çok önemli. Araştırmalar, ebeveynleriyle düzenli iletişim kuran çocukların zorbalığa maruz kaldığında durumu daha çabuk paylaştığını gösteriyor. “Bugün okulda seni üzen bir şey oldu mu?” gibi açık uçlu sorular, kapalı sorulardan daha etkili olurken, çocuğun konuşmasını, yaşadığı bir zorluk varsa daha rahat anlatmasını sağlar.
Uzman Psikolog Sena Sivri “Okul yönetimi, öğretmenler ve veliler aynı dili konuştuğunda zorbalıkla mücadelede başarı artar. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık karşıtı okul politikalarının (örneğin; Sıfır Tolerans Programı) zorbalık oranını yüzde 20’ye kadar azaltabildiğini ortaya koyuyor. Veliler düzenli olarak öğretmeni ve okul yönetimiyle iletişimde olmalı, çocuğun sınıf içi ve sosyal ilişkileri takip edilmelidir” diyor.
Okulda çocukların kendilerini güvende hissedebileceği alanlar (rehberlik odası, güvenli oyun alanları) zorbalık riskini azaltır. Ayrıca teneffüslerde yeterli sayıda öğretmen gözetimi sağlanması da önemlidir. Araştırmalar, gözetimin yüksek olduğu alanlarda zorbalık vakalarının yüzde 30 oranında düştüğünü gösteriyor.
Uzman Psikolog Sena Sivri “Zorbalığı önlemenin en etkili yollarından biri çocuklara empati kazandırmaktır. Finlandiya’da uygulanan “KiVa” programı, empati eğitiminin zorbalık vakalarını ciddi oranda düşürdüğünü kanıtladı. Çocuklar, başkalarının duygularını anlamayı öğrendiklerinde zorbalığa yönelme olasılıkları azalır” diyor.
Teknoloji ile büyüyen nesil için siber zorbalık ciddi bir risk. Çocuklara, internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler ve bu durumda nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Çocuklara “görsel veya mesaj paylaşmadan önce iki kez düşün” alışkanlığı kazandırmak, siber zorbalığı önlemede kritik bir adımdır.
Akran zorbalığının yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuğu ona belli etmeden gözlemleyerek zorbalığa uğradığını ya da arkadaşına zorbalık yaptığını erken fark etmek son derece önemlidir. Zorbalığa maruz kalan ya da zorbalık uygulayan çocukların her ikisi de psikolojik destek almalıdır. Rehberlik servisi, okul psikoloğu veya çocuk psikiyatristi, yaşanan travmanın etkilerini azaltmada kritik rol oynar. Erken destek, ileride oluşabilecek ciddi ruhsal sorunları önleyebilir” diyor.
Her 3 kadından 1’inin sorunu: Ayak başparmağında kemik çıkıntısı!
Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor. Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un kadınlarda erkeklere nazaran 15 kat daha fazla görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unda, yani her 3 kadından 1’inde Halluks Valgus teşhis edilmektedir. Bu deformitenin kadınlarda daha fazla görülmesinde ayağın anatomisine uygun olmayan ayakkabı kullanımının, bağ dokusunda esnekliğin ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir” diyor.
Stres kırığına yol açabilir!
Halluks Valgus’un ilerleyici bir özelliğe sahip olması nedeniyle deformite ilerledikçe ağrının şiddeti de artıyor ve ayağın yük dengesi bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, bu durumun komşu parmaklarda da deformiteye ve aşırı yüklenmeye bağlı stres kırıklarına neden olabileceğine işaret ederek, “Stres kırıkları göz ardı edildiğinde ağrı şiddetlenerek çok acı veren bir hale dönüşebilmektedir. Ayrıca, deformite şiddetlendikçe ayakta artroza, yani kireçlenmeye yol açabilir. Bu durum Halluks Valgus tedavisini zorlaştırarak daha büyük cerrahi müdahalelere gerek duyulmasına sebep olabilir. Bu nedenle, erken teşhis etmek, çok daha önemlisi önlem almak bu deformasyonda büyük önem taşımaktadır. Hastalarımıza önlem olarak, pençesi dar olmayan ve ayak iç kavisini destekleyen, topuğu yüksek olmayan rahat ayakkabı kullanmalarını önermekteyiz” bilgisini veriyor.
Genetik faktörlerden dar ayakkabılara…
Kesin bir nedeni olmamakla beraber Halluks Valgus’un gelişiminde genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. Her iki başparmağın da etkilenebildiği bu deformitede genetik yatkınlıkta risk yüzde 70 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ayak başparmak deformitesinde önemli sebeplerden olan genetik yatkınlık içsel faktör olarak nitelendiriliyor. Bağ dokusu esnekliği, düztabanlık, serebral palsi ve romatolojik eklem rahatsızlıkları diğer içsel faktörleri oluşturuyor. Yüksek topuklu ve dar ayakkabı kullanımı ise dışsal faktör olarak nitelendiriliyor.
Deformite arttıkça ağrı daha çok şiddetleniyor!
Halluks Valgus’un belirtileri başparmaktaki deformite arttıkça daha çok büyüyor. Hastalar en çok ayak başparmağındaki kemik çıkıntısının ayakkabıya sürtünmesi nedeniyle oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Başlangıçta sadece ayak başparmağı kenarında oluşan ağrı tablo ilerledikçe daha çok şiddetleniyor ve ayak tarak kemiğinin altında bile hissediliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un belirtilerini şöyle özetliyor:
Tedavi hastalığın şiddetine göre planlanıyor
Ayak başparmağındaki kemik çıkıntısında tedavinin şekli hastalığın şiddetine göre planlanıyor. Deformiteyi düzeltmeden semptomları kontrol etmek amacıyla başvurulan konservatif (ameliyat dışı) yöntemlerde; ayakkabı modifikasyonu, pedler, parmak arası silikon makaralar ve Halluks Valgus atellerinden faydalanılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, ancak ameliyat dışındaki hiçbir yöntemin ayak başparmağındaki şekil bozukluğunu düzeltmediğini hatırlatarak, “Halluks Valgus’ta kesin sonuç ancak cerrahi müdahale ile mümkün olabilmektedir” diyor.
Ameliyatla deformite düzeltiliyor
İlk basamak tedaviler fayda sağlayamadığında, hastada ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk gibi şikayetlerin devamında, ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ayakta başparmak çıkıntısı ameliyatında deformitenin düzeltilmesi ve böylece ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk gibi semptomların kontrol altına alınması hedefleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, günümüzde bu işlemlerin minimal invaziv cerrahi, bir başka deyişle küçük kesilerle yapıldığını belirterek, “Ameliyatta başparmak ve tarak kemiğini aynı eksene getirip vidayla tespit ediyor ve böylece aralıklı duran tarak kemiklerini yaklaştırıyoruz. İşlemleri küçük kesiler ile gerçekleştirdiğimiz için dokular fazla hasar görmemekte ve bu sayede iyileşme süresinin kısalmasına olanak sunmaktadır“ diyor. Hastaların genellikle bir gün sonra hastaneden taburcu olduklarını söyleyen Dr. Tural Khalilov, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecini ise şöyle özetliyor: “Hastaların 3-4 hafta ayağın üzerine yük vermemelerini ve özel ayakkabıyla yürümelerini önermekteyiz. İyileşme dönemi deformitenin şiddetine bağlı olarak 4-6 hafta arasında değişebilmekte ve bu sürecin sonunda hastalarımız iş ile sosyal yaşamlarına geri dönebilmektedirler.”
Menopozda bu hatalara çok sık düşülüyor!
Kadınların hayatındaki doğal ve güçlü bir eşik olan menopoz, dönüşümün ve içsel gücün yeniden keşfedildiği çok özel bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz, yaşamdan kopuş değil, yeniden dengeye geliş sürecidir. Her kadın, kendi ikinci baharınının mimarıdır. İkinci baharda kendinizi yenilemeniz, doğru bilgi, bilinçli tercihler ve düzenli sağlık takibi ile bu dönemi daha sağlıklı, daha özgür ve daha huzurlu geçirebilmeniz mümkündür. Kendinize kulak verin, bedeninizin sesine duyarlı olun ve bu yeni dönemi bir fırsat gibi kucaklayın” diyor. Doç. Dr. Gülfem Başol, menopozda kendinizi yenilemenizin, ‘İkinci bahar’ olarak da adlandırılan bu dönemi fiziksel, ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı geçirebilmenizin basit ama etkili yollarını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte birçok kadında uykuya dalmakta güçlük, gece terlemeleri ve sık uyanmalar görülür. Oysa kaliteli uyku, bağışıklık sisteminden ruh haline kadar birçok şeyi doğrudan etkiler. Akşamları ağır yemeklerden kaçınmak, mavi ışık yayan ekranları sınırlamak, ılık bir duş ya da bitki çayları gibi küçük dokunuşlar uyku kalitesini artırır. Gerekirse bir uzmandan destek almak, uyku sorunlarını kronik hale gelmeden çözmek için önemlidir.
Menopozla birlikte kemik erimesi riski, kilo artışı ve insülin direnci gibi durumlar ön plana çıkar. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin gıdalar (yoğurt, kefir, sardalya, yeşil yapraklı sebzeler) kemik sağlığı için vazgeçilmezdir. Protein alımına dikkat edilmesi kas kaybını engeller. Lif açısından zengin sebzeler ve tam tahılların tüketilmesi, şeker ve işlenmiş gıdaların azaltılması önemlidir. Doktorun tetkikler sonrası ihtiyacınıza göre vereceği kalsiyum ve D vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri büyük fayda sağlar. Ancak vitamin ve takviye kullanımında bilinçli olmak son derece önemlidir. Çünkü gelişigüzel alınan takviyeler karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir, bazıları ilaçlarla etkileşime girebilir. En doğru yol, kişiye özel beslenme ve takviye planını bir uzman eşliğinde belirlemektir.
Sigara kullanımı menopozu hem erken başlatabilir hem de semptomların şiddetini artırabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara içen kadınlarda sıcak basması, kemik kaybı ve kalp hastalığı riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca sigara, östrojenin vücutta etkili kullanılmasını engelleyerek hormon dengesini daha da bozabilir. Bu dönemde sigarayı bırakmak sadece menopoz şikayetlerini hafifletmekle kalmaz, genel yaşam kalitesini de ciddi oranda artırır.
Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz döneminde çok sık karşılaşılan yanlışlardan biri, “nasılsa geçti artık” diyerek kadın sağlığını ihmal etmektir. Oysa bu dönem, meme sağlığından kalp-damar sağlığına kadar düzenli kontrollerin daha da önemli hale geldiği bir evredir. Bir diğer yaygın hata, hormon tedavilerine kulaktan dolma bilgilerle yaklaşmak veya tümden reddetmektir. Oysa uygun hastaya, uygun doz ve formda verilen hormon replasman tedavileri (HRT), sıcak basmaları, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltmada oldukça etkilidir. Aynı zamanda kemik erimesi ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de olabilir. HRT her kadın için uygun olmayabilir; ancak bu tedavi seçeneği, doğru hasta seçiminde oldukça yüz güldürücü sonuçlar verir” diyor.
Fiziksel aktivite sadece kilo kontrolü için değil; kemik sağlığı, kas gücü, ruh hali ve hatta sıcak basmaları üzerinde bile olumlu etkiler sağlar. Haftada en az 3-4 gün 30 dakika tempolu yürüyüş, yoga veya hafif ağırlık egzersizleri hem vücuda hem zihne iyi gelir. Egzersiz, endorfin salgısını artırarak ruh halini iyileştirir; böylece menopozun getirdiği dalgalanmalarla baş etmek daha kolay olur.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopozla birlikte değişen hormon dengesi, kemik sağlığı, meme ve rahim sağlığı açısından düzenli kontrolleri zorunlu kılar. Kemik yoğunluğu ölçümü, mamografi, smear testi gibi taramalar bu dönemde aksatılmamalıdır. Aynı zamanda kardiyovasküler risklerin artma ihtimali nedeniyle kan basıncı, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin takibi de önemlidir. Sağlıkla geçen bir ikinci bahar için yılda bir yapılan rutin kontrol, hayat kurtarıcı olabilir.
Menopoz sadece biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda kadınlık bilincinin yeniden tanımlandığı bir yolculuktur. Artık çocuk büyütme telaşı azalmış, iş hayatında belli bir noktaya gelinmiştir. Bu zamanı, ertelediğiniz hobiler, seyahatler, kitaplar ve dostluklarla taçlandırın. Meditasyon, nefes çalışmaları ya da sanatsal uğraşlar, zihinsel detoks etkisi yaratır. Çünkü ikinci bahar, sadece bedensel değil; ruhsal bir uyanış dönemidir.
Tahtalı Run to Sky 2026 kayıtları başladı
Türkiye’nin ilk skyrunning yarışı Corendon Tahtalı Run To Sky, 2026 yılında 12. kez koşulacak. 8–10 Mayıs 2026 tarihleri arasında yerli ve yabancı yüzlerce sporcu, zirveye koşacak.
1 Eylül’de başlayan kayıtlar, 2026 Mayıs ayının başına kadar devam edecek. tahtaliruntosky.com adresinden 1 -15 Eylül 2025 tarihleri arasında kayıt yaptıran katılımcılar, avantajlı erken kayıt döneminden yararlanıyor.
Parkurlar – 2026 Yenilikleri: Phaselis Run İlk Kez Düzenleniyor
Türkiye Yüksek Dağ Koşularında Dünya Sahnesinde
Geçtiğimiz yıl, Skyrunner® World Series kapsamına giren yarış, 25 ülkeden 500’e yakın koşucuyu ağırladı. Ayrıca uluslararası arenada önemli başarılara imza atmış Skyrunner Dünya Şampiyonları da yarışta yer aldı. Bu başarı, Corendon Tahtalı Run To Sky’ı dünya çapında tanınan bir etkinlik hâline getirdi ve Antalya’nın doğal ve kültürel zenginliklerini uluslararası sporcularla buluşturdu.
Elif Uras’un yeni sergisi “Ellerinde Toprak”
Elif Uras’ın kadın emeğini tarihsel ve maddi kültür bağlamında yeniden düşünmeye davet eden Ellerinde Toprak başlıklı sergisi, 16 Eylül – 8 Kasım tarihleri arasında Galerist’te izleyiciyle buluşuyor.
Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin (KTSM) desteğiyle gerçekleşen sergide, sanatçının New York’ta torna ve elde şekillendirme teknikleriyle ürettiği seramik işleri, Osmanlı’dan bu yana Türk çiniciliğinin tarihi merkezi olan İznik’te döküm yöntemiyle ürettiği eserleriyle ilk kez bir araya geliyor.
Sergi 8 Kasım 2025 tarihine dek, pazar günleri hariç her gün 11.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
Adres: Meşrutiyet Cad. 67/1, Passage Petits Champs, Tepebaşı/İstanbul
Telefon: +90 212 252 18 96