Hızla ivme kazanan CBDC’lerin yakın gelecekte hayatımızın parçası haline geleceği bir gerçek. Merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC) finans ekosistemindeki bankalara, müşterilere ve halka etkisi üzerine bir rapor hazırlayan KPMG’nin Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, “CBDC’lerin hayatımızın bir parçası olacağı tartışmasız bir gerçek” dedi.
Dijital teknoloji, modern yaşamın her alanını şekillendirmeye devam ederken merkez bankası dijital para birimleri (CBDC) de hükümetler, finansal kurumlar ve işletmeler için odak noktası olmaya başladı. KPMG Türkiye’nin Fintech ve Dijital Finans Birimi de CBDC’lerin finans ekosistemindeki bankalara, müşterilere ve halka etkisini analiz ettiği “Dijital Para Devrimi: CBDC” isimli bir bilgi dokümanı (whitepaper) paylaştı.
Dünyada, merkez bankaları tarafından doğrudan ve dolaylı ihraç çerçevelerinde çeşitli CBDC modellerinin deneme aşamasında olduğuna dikkat çekilen dokümanda, doğrudan ihraç tarafında, Doğu Karayip adalarındaki “DCash” projesi örnek olarak gösteriliyor. Bu uygulamada merkez bankası birincil finansal kurum olarak konumlandırılırken kullanıcılar, hesaplarını doğrudan merkez bankası üzerinden açabiliyor. Bu uygulama merkez bankasını, tüketici işleriyle doğrudan ilgilenen birincil finans kurumu olarak konumlandırıyor. Dolaylı ihraç tarafında ise Çin’in “e-CNY” ve Nijerya’nın “eNaira” projeleri örnek gösteriliyor. Bu uygulamalarda CBDC’ler ticari bankaların aracı olarak hareket ettiği üçüncü taraf platformlara ihraç ediliyor. Ticari bankalar da CBDC’leri dağıtarak uzlaşma acenteleri haline geliyor ve AML/KYC gibi operasyonel konularda sorumluluk alıyor.
İşletmeler ve ticari bankalar üzerindeki etkisi
KPMG Türkiye’nin “Dijital Para Devrimi: CBDC” dokümanında, CBDC’lerin ödemeleri basitleştirdiği, özellikle sınır ötesi ticaret için işlem maliyetlerini azalttığı ve şu anda finansal çözümlere ulaşamayan nüfusa finansal hizmetlerin sunulmasını sağladığı üzerinde de duruluyor.
Ancak, CBDC’ler aynı zamanda mevcut ödeme sistemlerinde maliyetli ve karmaşık değişikliklere neden olabiliyor ve siber saldırılar, dolandırıcılık gibi riskleri de beraberinde getirebiliyor. Bunun yanı sıra doğrudan dijital işlemler için bir yol sunan CBDC modelleri, ticari bankaların geleneksel aracı rolünü sınırlayabiliyor. Bunun sonucunda da bankalar arasında müşteri sadakatini artıran değerli ürünler ve hizmetler sunma konusundaki rekabet zedelenebiliyor. Bu da CBDC’lerin bankaların uzun vadeli kârlılığı üzerindeki etkisi hakkında daha büyük sorunları gündeme getirebilir.
Ancak mevcut bankacılık kanalları üzerinden çalışacak şekilde tasarlanmaları durumunda CBDC’ler, bankalar için yönetilecek yeni bir ürün haline gelebilir ve bu da yeni gelir kaynakları doğurabilir.
Fırsatlar ve riskler
Bilgi dokümanında CBDC’lerin önemli avantajları ve dezavantajlarına da yer veriliyor. Buna göre ödemeleri daha verimli hale getirme ve uzlaşma sürelerini azaltma potansiyelleri CBDC’lerin önemli avantajları arasında gösteriliyor. Ayrıca merkez bankalarına maliyet tasarrufu ve para politikası üzerinde daha iyi kontrol sağlayabilme imkânı sunuyorlar. Tüketiciler ve işletmeler için ise nakit paraya karşı risk içermeyen dijital alternatif sunuyorlar. Finansal hizmetlerin kullanımı kolaylaştığından hizmet alamayan bölgelerde hizmetlere erişimi sağlayabiliyorlar.
Ancak dokümana göre CBDC’lerin bazı olumsuz yönleri de bulunuyor. İstenen etkiyi almak için yaygın kullanıma ihtiyaç duyuluyor, bu nedenle tüketicilerin ve satıcıların CBDC’leri kullanmaya ve kabul etmeye istekli olmaları gerekiyor. Ayrıca bankaların, yeni risklere karşı teknolojik yatırımları yapmaları gerekiyor. CBDC’ler vergilendirmeyi basitleştirebilirken, denetimi zorlaştırabilecek düzenleyici zorluklar ortaya çıkarabiliyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2023/12/666x400-cbdclerin-hayatimizin-bir-parcasi-olacagi-tartismasiz-bir-gercek-1702154125004.jpg400666pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2023-12-12 14:25:592024-06-21 10:59:05“CBDC’lerin hayatımızın bir parçası olacağı tartışmasız bir gerçek”
Bundan bir yıl önce yapay zeka asistanı ChatGPT’nin halkın kullanımına açılması dünyayı değiştirdi. Yapay zeka, hem bireylerin hem kurumların hem de ülkelerin gündeminde… Bu gündemin insanların kullanımı ve yaygınlaşmasıyla ortaya çıkacak sosyolojik ve ekonomik etkilerinden ötürü bir devrime dönüşeceği düşünülüyor. Peki bu devrim, bize hangi fırsat ve riskleri sunuyor ve biz, bu dönüşüme hazır mıyız.
30 Kasım 2022. Bu tarih, dünyanın şimdiye kadar yaşadığı en büyük milat olabilir. Zira önce küçük bir girişim olarak 2015’te yola çıkan OpenAI, 2022’de “kamuoyunun kullanımına açacak kadar” olgunlaşan ChatGPT asistanını dünyaya duyurdu. İlk dokuz ayda 100 milyon kullanıcıya ulaştı. Ve böylece Üretken Yapay Zeka, lügatımıza ve hayatımıza girdi. Artık ne insan hayatı ne iş hayatı aynı olacaktı. Ve aradan bir yıl geçti. Biz yapay zekanın hayatımızı tümüyle değiştireceğini anlamış durumdayız. Şu veri bile yapay zekanın gücünü gösteriyor; Bloomberg’de belirtildiğine göre 2022’de 40 milyar dolar olan yapay zeka pazarının 2032’de 1,4 trilyon dolarlık pazara sahip olması bekleniyor.
Bu gelişme, yapay zekanın şimdiye kadar insan hayatının her alanına dahil olmasından çok daha fazla şey ifade ediyor. Artık sadece teknolojik olarak tanımlayamayacağımız yapay zekanın etkisi, elektriğin bulunmasından da sanayi devriminden de büyük olacak. Tüm uzmanlar bu konuda hemfikir…
İTÜ Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Gülşen ERYİĞİT
“Stratejik ürünleri yerel üretmeliyiz”
Herkesin bildiği ChatGPT gibi yapay zeka botları/araçlarının üzerine kurulu olduğu LLM yapay zeka modellerinin ABC’si olan Doğal Dil İşleme (NLP) deyince Türkiye’de en çok akla gelen isim, Gülşen Eryiğit. Türkiye’nin ilk ve en köklü NLP ekibi İTÜ Doğal İşleme Grubu‘nun yöneticisi ve doğal dil işleme alanında bilimsel yayınları en çok atıf alan akademisyen.
Eryiğit sadece akademisyen değil, üniversitenin ve sanayinin pek çok alanında geliştirilen projelere danışman olarak da destek veriyor. Bu nedenle Gülşen Eryiğit, Üretken Yapay Zeka ve beraberinde gelen dönüşümü çok yakından takip ediyor. İşte Eryiğit’in bu dönüşümle ilgili görüşleri:
“Kasım 2022, araştırmacıların çok uzun yıllardır üzerinde yoğun olarak çalıştıkları doğal dil işleme teknolojilerinin mükemmel bir mühendislik ile bir araya getirildiği ve halkın deneyimlemesine sunulduğu tarihtir. Bu sayede, bu tarihe kadar sadece kısıtlı bir kitlenin ilgi alanında olan yapay zeka teknolojileri, bir anda geniş kitlelere ulaşmış ve yapay zeka, tarihinin en popüler dönemine girdi. Yapay zeka, herkes tarafından tartışılır ve tüm sektörlerin iş yapış tarzlarını yeniden sorgulatır bir konuma geldi.
Aslında bu tarihten çok daha önceleri, yapay zekadaki gelişmeler hayatımıza girmiş ve kullanılır durumdaydı. Örneğin, sağlık alanında olduğu gibi görüntü işlemeye dayalı yapay zeka araçları pek çok farklı alanda kullanılıyordu. Kasım 2022’de hizmete sunulan bir sohbet botunun devrim olarak nitelendirilmesinin nedeni, daha önce insanlara hizmet eden bazı yapay zeka araçları yerine, bu sefer insanlar ile sohbet edebilen, onların pek çok konudaki sorusuna yanıt verebilen, iletişime geçebildiğimiz gerçek bir yapay zeka karşımızda olmasıydı. Bir diğer deyişle Turing testini geçebilen bir yapay zeka karşımıza konmuştu.”
ÜRETİM SÜRECENİN AYRILMAZ PARÇASI OLACAK
Tüm uzmanlara sorduğumuz soruyu Gülşen Eryiğit’e de sorduk; “Bu gerçekten bir yapay zeka devrimi mi?” İşte cevabı:
“Evet. Bu gerçekten devrim. Geniş kitleler üzerinde yarattığı etkinin yanı sıra mevcut üretim, iletişim ve yaşam tarzlarımızda önemli değişiklikleri tetiklemeye başlaması nedeni ile bir devrim. Bu devrime hazırlık uzun yıllardır devam ediyordu, ancak bildiğimiz gibi bir devrimden söz edebilmek için geniş halk kesimlerinin desteği ve katılımı gerekir. Geçen yıl yaşadığımız bu süreç, yapay zeka konusunda büyük farkındalık ve ilgi yarattı. Bu deneyim, yapay zekanın yetenekleri konusunda ayrıntılı fikir sahibi olmayan farklı sektörlerden yöneticilerin, iş süreçlerine yapay zeka sistemlerini entegre etmek için acil stratejiler geliştirmelerinin gerekliliğini ve bunun gelecekte rekabet için kaçınılmaz olduğunu gözler önüne serdi. Mevcut pek çok uygulama ile hayatımıza girmiş olan yapay zeka teknolojileri, önümüzdeki yıllarda her alanda çok daha yaratıcı uygulamalar ile yerini sağlamlaştıracak ve üretim süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası olacak.”
EĞİTİMDE KÖKLÜ DEĞİŞİMLERE YOL AÇACAK
Doç. Dr. Gülşen Eryiğit, devrimin meslekler, sosyal ve profesyonel hayatta nasıl değişimlere neden olabileceği konusunda ise şu görüşte:
“Eğitim ve öğrenme yöntemlerimizde köklü değişikliklere yol açacağını düşünüyor ve umuyorum. Kişiselleştirmiş deneyimler sunabilecek bu teknolojiler ile bireyin öğrenme hızına yönelik eğitimler sunulabilecek, üretim ve problem çözme esnasında anında geribildirim sağlanarak öğrenicinin aktif katılımının sağlandığı bir eğitim ortamı sağlanabilecek. Bu alanda dil çevirisi, hatalı yazımların anlam ve gramer düzeyinde düzeltimi gibi deneyimlediğimiz öncül uygulamalar hızlanarak artacak ve modellerin başarımları arttıkça vazgeçilemez şekilde hayatımızda yer alacaklar. Profesyonel hayatta ise bireylerin ve işletmelerin üretim performanslarını arttırıcı pek çok uygulama hayatımıza girmeye devam edecek.
Diğer yandan yapay zeka tarafından kolayca taklit edilebilir rutin görevlerin gerçekleştirildiği mesleklerde istihdam oranı azalacak ve korunan iş gücünün şu ankinden daha zorlu konularda çalışmaları beklenecek. Örneğin bir çağrı merkezi elemanın rutin olarak cevapladığı çağrılar yapay zeka sistemleri tarafından kolayca cevaplanacak ve mevcuttan daha az sayıdaki çağrı merkezi elemanın iş zamanın büyük bölümünü daha zorlu sorgulara çözüm üreterek geçirmesi beklenecek. Belki bugün değil, ama bu hızla giderse ileride öğretmenliğin rol ve işlevinde de ciddi değişiklikler olacağını düşünüyorum. Ne tür yeni meslekler çıkabileceğini tahmin etmek, her zaman kolay değil. Ama dünya tarihindeki geçmiş deneyimler bize göstermiştir ki, insanoğlu yeni meslek türleri ortaya çıkarmakta veya var olan mesleklerin iş yapış tarzlarını dönüştürmekte oldukça başarılı.”
DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMAK ZORUNDAYIZ
Gülşen Eryiğit’in eğitimci-danışman olarak ülkemizdeki yapay zeka çalışma ve projeleriyle ilgili değerlendirmeleri de çok değerli:
“Ülkemizde özel sektörün doğal dil işleme çalışmalarına ilgisi son 10 yıldır başlamış durumda ancak dünyada fark yaratan ve rekabet gücümüzü artıracak araştırmalar ve ürünler sayıca az. Uygun ortamlarda bu fark yaratan teknolojileri üretebildiğimizi pek çok kez gösterdik. Ancak bunların bilimsel yayın, prototip ve patent düzeyinde kalmaktan öteye geçmeleri gerekiyor. Yapay zeka konusunda da yatırım yapmadan kazanım elde edemeyeceğimizi görmemiz gerekiyor. İş modellerini düzgün kurgulamak gerekli. Dışa bağımlılığı azaltmak zorundayız. Konunun popüler olması nedeni ile dış kaynaklara bağlı olarak hızla geliştirilecek pek çok ürün, bir süre sonra maliyet ve güvenlik nedeniyle atıl kalmaya mahkum. Günümüzde yapay zeka algoritmalarına erişimde sıkıntı yok, büyük-küçük her yer benzer algoritmaları kullanıyor ve bunlar büyük çoğunlukla açık kaynak. Öte yandan, firmaların en değerli varlıkları ve rekabete devam edebilmelerini sağlayacak unsur, alanlarında sahip oldukları tecrübe ve veri. Hızlı ürünler çıkarmaya çalışırken bu varlıkları dışa aktarmamak önemli. Bu nedenle fark yaratabileceğimiz veya verimliliğimizi artıracak stratejik ürünleri belirleyip yerel olarak geliştirmeye odaklanmalıyız. ”
Özcan YAHŞİ / Yapı Kredi Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı
“Dijital dönüşümüne ayak uyduran bir nesil yetiştirmeliyiz”
Üretken Yapay Zeka’nın özellikle ve öncelikle belirli bazı “iş alanları ve görevlerde” insanın yerini alması bekleniyor. Bunların satış, pazarlama ve müşteri ilişkileri olduğunu söylemek mümkün. Dijitalleşme ile birlikte bu süreçler otomatikleşirken, yeni yapay zeka modelleri bu sürece başka bir boyut kattı. Bu etkiyi en çok hissettiğimiz sektörlerden biri, verimlilik-zamanın-müşteri memnuniyetinin en önemli başarı noktası olan finans sektörü. Bu nedenle ileri teknolojiye sahip çıkan bankalarımızdan Yapı Kredi’nin teknoloji ayağının Genel Müdür Yardımcısı Özcan Yahşi’ye sorduk, “Bu devrim meselesine ne diyorsunuz?” Yahşi’nin cevabı şöyle:
“Bu süreç, kesinlikle gerçek bir devrim olarak kabul edilebilir. ChatGPT, sinir ağları ve makine öğrenimi gibi yapay zeka teknolojileri, özellikle bilgi teknoloji sektöründeki işletmelerin çalışma şeklini temelden değiştirdi. Verimliliği, müşteri deneyimini ve veri analizini geliştirerek önemli ilerlemeler sağladı. Yapay zeka, akıllı telefonlardaki sanal asistanlardan bankalardaki otomatik müşteri desteğine kadar günlük hayata giderek daha fazla entegre oluyor. Endüstriler arasındaki bu yaygın benimsemenin ve entegrasyonun, onun devrim niteliğindeki doğasını gösterdiğini düşünüyorum. Diğer taraftan, yapay zekanın etkisi bireysel işletmelerle sınırlı değil, daha geniş ekonomik ve toplumsal sonuçlara sahip. İşgücü piyasalarını yeniden şekillendiriyor, politika tartışmalarını etkiliyor ve küresel rekabet gücünü etkiliyor. Buna ek olarak yapay zeka, kaynak kullanımını optimize ederek, iklim değişikliğini izleyerek ve daha akıllı, daha verimli altyapıyı etkinleştirerek çevresel ve sürdürülebilirlik sorunlarının çözümüne yardımcı olabilir. Yapay zekanın gelişimi aynı zamanda jeopolitikten de etkileniyor; ülkeler ve şirketler yapay zeka araştırmaları ve uygulamalarında liderlik için yarışıyor. Bu rekabetin küresel anlamda derin etkilerinin olacağına inanıyorum.”
VERİMLİLİK VE ÜRETKENLİK ARTACAK
Bu tarihi dönüşümün iş yaşamındaki ve toplumsal alandaki etkileri ne olur? Özcan Yahşi, teknolojiye endeksli olan bankacılık sektöründe, hem çalışanlar hem de müşteriler üzerinde gözlem yapabildiği için bu soruyu en doğru cevaplayacak kişilerden biri. Yahşi, şöyle yorum yapıyor:
“Sosyal ve profesyonel hayatımızda, iş yapma şekillerimiz, eğitim, sağlık hizmetleri ve daha birçok alanda önemli değişiklikler görmeyi bekliyorum. Profesyonel hayatta üretken yapay zeka, veri analizi ve raporlamadan müşteri hizmetleri ve karar desteğine kadar çok çeşitli görevleri otomatikleştirecek. Bu da verimliliğin ve üretkenliğin artmasına yol açacak. Yapay zeka destekli içgörüler, ekiplerin verilere dayalı kararları daha hızlı almasına olanak tanıyacak. Bu, risk değerlendirmesini, yatırım stratejilerini ve operasyonel verimliliği iyileştirerek hem şirketler hem de müşterileri için daha iyi sonuçlara yol açabilir. Üretken yapay zeka, sohbet robotları, sanal asistanlar ve kişiselleştirilmiş öneriler aracılığıyla müşteri hizmetlerinde de devrim yaratacak. 7/24 destek sağlanmasına ve müşterilerin benzersiz ihtiyaç ve tercihlerini karşılamamıza olanak tanıyacak. Sosyal yaşamda ise üretken yapay zeka, kişiselleştirilmiş deneyimleri yeni bir düzeye taşıyacak. Yapay zeka, kişiselleştirilmiş içerik önerilerinden akıllı ev sistemlerine kadar rahatlığı artıracak ve hizmetleri bireysel tercihlere göre uyarlayacak. Yapay zeka teknolojileri, rutin görevleri otomatikleştirerek insanların daha karmaşık ve yaratıcı işlere odaklanmalarını sağlar. Diğer taraftan profesyonellere, büyük veri analizi ve değerli bilgi sunan yapay zeka destekli karar verme araçları sunar; pazarlama, e-ticaret, eğitim gibi sektörlerde kişiselleştirilmiş deneyimleri artırır. Bu nedenle çalışanlarımızın bu teknolojiye uyum sağlaması ve yeni beceriler kazanması gerekiyor.”
İŞ GÜCÜ ŞEKİL DEĞİŞTİRECEK
Yapay zeka gelişmeleriyle birlikte iş gücünün şekil değiştireceği öngörüsü üzerine de yorum yapan Özcan Yahşi, şöyle konuşuyor:
“Üretken Yapay Zeka’nın rutin ve tekrarlayan görevleri içeren mesleklerin azalmasına, bunun yerine, yaratıcılık, stratejik düşünme, insan psikolojisi, teknoloji üretme gibi alanlarda uzmanlaşmış, katma değeri yüksek işler ön plana çıkacak. Dünya genelinde ve Türkiye’de, bilgi teknolojileri, robotik, yapay zeka, veri bilimi gibi alanlarda uzmanlaşmış iş gücüne olan talebin artmasını beklemekle birlikte üretken yapay zeka teknolojilerindeki gelişmeler bu alanlardaki iş yapış şekillerini bile değiştirebilecek. Eğitim sistemlerinin bu yeni iş piyasası gerçekliklerine uyum sağlaması gerekecektir. Üretken yapay zeka alanındaki gelişmeler kullanılan teknoloji ve yaklaşımları çok kısa sürede köklü bir şekilde değiştirebiliyor. Dinamikliğe uyum sağlayabilmek için sürekli öğrenmeyi teşvik eden eğitim sistemleri ve yaklaşımlarını değerlendirmek gerekir. Türkiye’de bu değişim sürecinde genç nüfusun teknolojik becerilerini geliştirmesi ve dijital dönüşüme ayak uydurabilen bir iş gücü yaratılması önem arz ediyor.”
TÜRKİYE BİR YOL HARİTASI BELİRLEMELİ
Yapı Kredi Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Özcan Yahşi, teknolojiye hakim olan uzmanlarla çalışan ve bu alanda yetişen insan kaynağının yanı sıra Ar-Ge ekosistemine hakim olan bir yetkili olarak Türkiye’nin şöyle bir yol haritasını benimseyebileceğini dile getiriyor:
“Türkiye, yapay zeka teknolojileri konusunda öncelikle kendi iç dinamiklerini güçlendirmeli ve bu alandaki küresel gelişmelere entegre olmalı. Teknoloji üreten ve ihraç eden tarafta yer alabilmek için STEM (fen, teknoloji, mühendislik, matematik) alanlarına hem eğitim hem de akademik çıktılar anlamında yatırım yapılması, Ar-Ge ve inovasyon ekosistemlerinin desteklenmesi kritik öneme sahip. Yerli ve milli teknoloji geliştirmek, start-up kültürünü beslemek ve genç girişimcileri teşvik etmek de bu süreçte önemli adımlardır. 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu tarafından başlatılan Yapay Zeka Teknoloji Yol Haritası çalışması tüm ekosistemi bir araya getirmesi ve çıktıları bakımından oldukça faydalı bir çalışmaydı. Belirlenen yol haritasının güncel teknolojik gelişmelerle birlikte yeniden değerlendirilmesi ve ilgili paydaşlarda birlikte çalışılması faydalı olacaktır. Türkiye’nin bir yol haritası belirlerken dijital altyapısını güçlendirmesi, veri güvenliği ve siber güvenlik alanlarını da göz önüne aldığı kapsamlı stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.”
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2023/12/666x400-yapay-zeka-devrimine-hazir-miyiz-2-1702152560784.jpg400666pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2023-12-12 14:21:542024-06-21 11:00:16‘Yapay zeka devrimi’ne hazır mıyız?
TOKİ, açık artırmayla 32 ilde 169 konut, 28 ilde 192 iş yeri satacak. Alıcılar, konutlara yüzde 25 peşinat 72 ay vade, iş yerlerine ise yüzde 25 peşinat 48 ay vade ile sahip olacak. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı ise dört ilde 83 iş yeri, 65 konut ve 1 oteli, iki ilde 148 muhtelif arsayı açık artırmayla satacak. Konut ve iş yeri satışında yüzde 25’i peşin, 60 ay vade, arsa satışında yüzde 25’i peşin, 24 ay vade fırsatı sunulacak.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ); 32 ilde 169 konut, 28 ilde ise 192 iş yerini açık artırmayla satışa çıkardı. Konutlar yüzde 25 peşinat 72 ay vadeyle, iş yerleri yüzde 25 peşinat 48 ay vadeyle satılacak. Adana, Ağrı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Batman, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gümüşhane, İstanbul, İzmir, Kars, Kayseri, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Muş, Nevşehir, Niğde, Osmaniye, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ, Tokat, Tunceli, Van, Yozgat ve Zonguldak illerinde satışa sunulan konutların ihalesi 13 Aralık Çarşamba günü saat 10.30’da yapılacak. Afyonkarahisar, Ağrı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bursa, Çorum, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, Hatay, İzmir, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Niğde, Ordu, Sakarya, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Trabzon illerinde satışa sunulan iş yerlerinin satışı ise 14 Aralık Perşembe günü saat 10.30’da gerçekleştirilecek.
KDV TUTARI PEŞİN TAHSİL EDİLECEK
TOKİ’nin hemen teslimli olarak ilana çıkardığı projelerde; taşınmazlar mevcut durumu ile satışa sunulmuş olup, alıcılar taşınmazı görmüş, beğenmiş ve kabul etmiş sayılacak. İdarece bu taşınmazlarda herhangi bir tadilat ve onarım yapılmayacak. Muhammen bedeller bütün projeler için KDV hariç olarak belirlenmiş olup, 3065 sayılı yasa kapsamında geçerli KDV oranı üzerinden hesaplanan KDV tutarı projenin teslimi aşamasında peşin olarak tahsil edilecek.
Konutlar; anahtar teslim tarihinden itibaren bir yıl sonrasına kadar üçüncü kişilere devir ve temlik edilemeyecek. Vadeli konut ve iş yeri satışlarında taksit borç bakiyesi, her yılın Ocak ve Temmuz ayları öncesinde yapılmış olan ödemelerin borç bakiyesinden düşülmesi ile bir önceki altı aylık döneme ait belirtilen artış oranı memur maaş artış oranı dikkate alınarak İdare tarafından tespit edilen oranda artırılarak alıcı tarafından ödenecek. Vadeli satışlarda belirlenen peşinat oranları asgari oranlar olup, dileyen alıcılar kredilendirilen borç bakiyelerini düşürebilmek amacıyla satış tarihinde ek peşinat ödemesi hakkına sahip olacak. Ek peşinat miktarı gayrimenkul bedelinin yüzde 1’inden az olamayacak. Tekliflerin İdareye iletilmesi aşamasında alıcı adaylarının, Emlak Yönetim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.’nin KDV hariç satış bedeli üzerinden alınan yüzde 2+KDV oranındaki komisyon bedelini yatırması gerekecek. Ayrıca, sözleşmeden doğan banka komisyonu alıcıya ait olacak.
ANKARA’DA 40 GAYRİMENKUL SATIŞTA
TOKİ Ankara’da 37’si konut, üçü iş yeri olmak üzere 40 gayrimenkulü satışa çıkardı. Ankara Kızılcahamam Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde satışa sunulan 20 konutun teslimi 36 ay sonra olacak. KDV oranının yüzde 1 olduğu bu konutların teminat bedeli 200 bin lira. Ankara Haymana’da 103.9 metrekarelik iş yeri 2 milyon 483 bin 250 lira muhammen bedel, 200 bin lira teminat bedeliyle satışa çıkarıldı. İş yerlerinin teslim tarihi 12 ay sonra olacak.
İstanbul Başakşehir’de 3, İstanbul Gaziosmanpa’daki 1 konut hemen teslim şartıyla satılacak. İzmir Kemalpaşa Çamlıbel Mevkii’nde 3, İzmir Menemen’de 1, İzmir Torbalı’da 1 konutun satışı yapılacak. Bu konutların satışında da KDV oranı yüzde 1 olacak.
TOKİ’nin iş yeri satışlarında ise hemen teslimin yanı sıra, 1, 3, 6, 9 ve 12 ay sonra teslim tarihi olan gayrimenkuller dikkat çekiyor. Bu arada şunu da hatırlatalım, TOKİ’nin satışa çıkardığı konutların bazılarında KDV oranı yüzde 1, bazılarında ise yüzde 10 olarak ilan edilmiş bulunuyor. Alıcıların bu ayrıntıya dikkat etmesi gerekiyor. İş yeri satışlarında ise KDV oranı yüzde 20 olarak uygulanıyor.
500 BİN LİRA MUHAMMEN BEDELİN ALTINDA
TOKİ’nin satışa çıkardığı taşınmazlar arasında, muhammen bedeli 500 bin liranın altında olan altı gayrimenkul bulunuyor. Eskişehir Sarıcakaya’da 35.78 metrekarelik iki iş yeri 450 biner lira muhammen bedelle, Sivas Kangal’da 32 metrekarelik iki iş yeri 335 biner lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Şanlıurfa Eyyübiye’de 35.39 metrekarelik işyeri 354 bin lira, 28 metrekarelik iş yeri ise 280 bin lira muhammen bedelle ilan edildi. Söz konusu 6 işyeri için teminat bedeli 50 biner lira olarak belirlendi. Satış ilanında muhammen bedeli 500 bin lira ile 1 milyon lira arasında değişen 59 işyeri de bulunuyor.
250 civarında gayrimenkul 1 ile 3 milyon lira muhammen bedel aralığıyla satışa sunulurken, 24’ü işyeri, 18’i konut olmak üzere 42 taşınmaz ise 3-5 milyon lira muhammen bedelle satışta.
Eskişehir Odunpazarı’da 261.3 metrekarelik iş yeri 6 milyon 5 bin lira, Tekirdağ Çorlu’da 97.04 metrekarelik iş yeri 5 milyon 145 bin lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Kocaeli İzmit’te 454.5 metrekarelik iş yeri 7 milyon 691 bin lira muhammen bedelle satışta. Bu üç gayrimenkulün de teminat tutarı 400 bin lira olarak belirlendi.
Ankara Kızılcahamam’da 161.7 metrekarelik 18 konut, açık artırmayla satılacak. Çeşitli büyüklüklerde Trabzon Arsin’de sekiz iş yeri, Balıkesir Altıeylül’de dört iş yeri, Kastamonu Azdavay’da dört, Kocaeli İzmit’te dört iş yeri satışta.
KDV’DEN MUAF KONUT VE İŞ YERİ SATIŞLARI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı dört ilde 83 iş yeri, 65 konut ve 1 oteli, iki ilde 148 muhtelif arsayı açık artırmayla satışa çıkardı. Müzayedeler Emlak Yönetim tarafından düzenlenecek. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın gayrimenkul satışları KDV’den muaf olacak. Kanuni faizin uygulanacağı satışlarda, konut ve iş yerleri yüzde 25 peşin, 60 ay vade imkanıyla, arsalar yüzde 25 peşin 24 ay vade imkanıyla satılacak. Peşin ödemede yüzde 20 indirim uygulanacak. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı; Ankara Altındağ Gümüşdere’de büyüklüğü 28 metrekare ile 162 metrekare arasında, muhammen bedeli 945 bin 261,54 lira ile 7 milyon 111 bin 866,74 lira arasında değişen 68 iş yerini hemen teslim şartıyla satışa çıkardı. Konya Seydişehir Keçikapı’da 108 metrekarelik 24 konut, 1 milyon 190 bin lira ile 1 milyon 330 bin lira arasında değişen muhammen bedel, 200 bin lira teminat tutarıyla satışa çıkarıldı. 3+1 olan bu konutlar, hemen teslim edilebiliyor.
Samsun Canik Yeni’de ilana çıkarılan 62 metrekare ile 235 metrekare büyüklüğe sahip 13 iş yerinden altısı depolu. Muhammen bedelleri 2 milyon 375 bin lira ile 5 milyon 720 bin lira arasında değişen bu iş yerleri, hemen teslim edilebiliyor.
Samsun Canik Yeni’de ilana çıkarılan 41 konut da hemen teslim şartıyla ilanda. Büyüklüğü 119 metrekare ile 158 metrekare, muhammen bedelleri 2 milyon 225 bin lira ile 3 milyon 310 bin lira arasında değişen bu konutlardan sekizi 3+1, 33’ü 2+1.
DİYARBAKIR’DA SATILIK OTEL…
Kentsel Dönüşüm Başkanlığı, Diyarbakır Sur Alipaşa’da bin 274 metrekarelik oteli 33.1 milyon lira muhammen bedelle satışa çıkardı. Açık artırmayla satışı yapılacak otel için teminat tutarı 6 milyon lira olarak belirlendi. Otel zemin+bir kattan oluşuyor.
Diyarbakır Sur’da iki ticaret alanı da satışta. Diyarbakır Sur Dabanoğlu’daki 134 metrekarelik ticaret alanı 4 milyon 90 bin lira muhammen bedel, 1 milyon lira teminat tutarıyla, Diyarbakır Sur Özdemir’deki 348 metrekarelik ticaret alanı 9 milyon 750 bin lira muhammen bedelle, 1 milyon lira teminat tutarıyla satışa çıkarılmış bulunuyor.
Dört ildeki gayrimenkullerin açık artırma toplantıları, 7 Aralık’ta saat 10.30’da Ankara’da The Green Park Hotel’de, İstanbul’da TOKİ İstanbul Hizmet Binası’nda yapılacak. Ayrıca açık artırmaya,internettende (www.emlakmuzayede.com.tr) teklif verilebilecek. Kahramanmaraş ve Malatya’daki 148 muhtelif arsanın müzayedesi ise 4 Aralık’ta Malatya Kongre ve Kültür Merkezi Kemal Sunal Salonu’nda ve internet üzerinden katılımla yapılacak. Açık artırmaya, internetten üzerinden de teklif verilebilecek.
TEMİNAT BEDELLERİ 50 BİN-400 BİN LİRA ARASINDA
TOKİ’nin 32 ilde satışa çıkardığı 169 konut ve 28 ilde 192 iş yerlerinin teminat bedelleri 50 bin lira ile 400 bin lira arasında değişecek. Gayrimenkullerin katılım teminatları, muhammen bedeli 599 bin 999 liraya kadar olanlar için 50 bin lira, 600 bin lira ile 1 milyon 499 bin 999 liraya kadar olanlar için 100 bin lira, 1.5 milyon lira ile 4 milyon 999 bin 999 liraya kadar olanlar için 200 bin lira, 5 milyon lira ve üstü olanlar için 400 bin lira olacak.
KONYA TUZLUKÇU PROJESİ’NDE ÖZEL ŞARTLARLA SATIŞ
TOKİ, 126 konuttan oluşan Konya Tuzlukçu Projesi çerçevesinde 12 konutu özel şartlarla satışa çıkardı. Teminat bedelinin 150 bin lira olarak belirlendiği Konya Tuzlukçu Projesi konutlarının satışına, Tuzlukçu ilçe nüfusuna kayıtlı olanlar veya başvuru döneminden geriye doğru bir yıldan az olmamak koşuluyla Tuzlukçu da ikamet ettiğine dair nüfus müdürlüklerine, e-devlet üzerinden alınan belge ibraz edenler katılabilecek. Hemen teslimi yapılacak bu konutlara yönelik sözleşme imzalama aşamasında; doğalgaz abone bağlantı ve güvence bedeli olarak, Enerya Konya Gaz Dağıtım A.Ş. tarafından talep edilen bağımsız bölüm sayısına karşılık gelen 2 bin 182,90 lira doğalgaz abonelik bedeli, hak sahipleri tarafından yatırılacak.
İNTERNET ÜZERİNDEN DE TEKLİF VERİLEBİLECEK
-TOKİ’nin 13-14 Aralık’taki gayrimenkul satışlarına Türkiye Cumhuriyeti (TC) vatandaşı olan ve 18 yaşını doldurmuş gerçek kişiler ile TC kanunlarına uygun kurulan tüzel kişilikler başvurabilecek.
-İlana çıkarılan gayrimenkuller için düzenlenecek açık artırmalar, Ankara’da The Green Park Hotel’de, İstanbul’da TOKİ İstanbul Hizmet Binası’nda yapılacak.
-Açık artırmaya, ayrıca internetten üzerinden de (www.emlakmuzayede.com.tr) teklif verilebilecek. İnternet katılımı için kayıtlar 12 Aralık 2023 Salı günü saat 10.30’a kadar alınacak.
-Satış işlemlerine yönelik satış organizasyonu hizmetleri Emlak Yönetim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş. tarafından yerine getirilecek.
-Açık artırmaya ilişkin bankacılık hizmetleri Türkiye Halk Bankası ve Ziraat Bankası tarafından yürütülecek. Başvurular ve teminatlar bu bankaların tüm şubeleri aracılığıyla kabul edilecek.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2023/12/666x400-tokiden-konut-ve-is-yeri-satisi-1701969187768.jpg400666pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2023-12-08 11:15:422024-06-21 11:01:32TOKİ’den konut ve iş yeri satışı
Siber saldırılar 2023’te ciddi artış yaşarken, sadece 2022’de çeyrek milyar kişinin bilgisi çalındı. Fidye yazılımlarının oranı iki yıl içinde yüzde 34’ken bu rakam yüzde 64’e yükseldi. Yapay zekâ temelli saldırılar da 2024’e damga vuracak.
Son yıllarda finans ve bankacılık sektörüne yönelik saldırıların sıklığında ve karmaşıklığında önemli bir artış var. Veri ihlallerinin sayısına göre finans kurumları, en çok etkilenen ikinci sektör oldu. En çok ABD, Arjantin, Brezilya ve Çin’deki kurumlar etkilendi. Aralık 2022 itibarıyla finans ve sigorta kuruluşları dünya çapında 566 ihlal yaşadı ve bu da 254 milyondan fazla kaydın sızdırılmasına yol açtı.
Finansal hizmetlere yönelik fidye yazılımı saldırılarının oranı 2022’de yüzde 55’ten 2023’te yüzde 64’e yükseldi. Bu oran, 2021’deki yüzde 34 rakamının neredeyse iki katıdır. Şifreleme gerçekleşmeden önce 10 saldırıdan yalnızca 1’i durduruldu; bu da kuruluşların toplamda yüzde 81’inin fidye yazılımları tarafından durdurulduğunu gösteriyor.
2024’TE SALDIRILAR ARTACAK
Sektörün en büyük küresel kurumlarından biri olan Kaspersky uzmanlarına göre, yapay zeka ve otomasyonun yaygınlaşması nedeniyle tehditlerin artmasına bağlı olarak, finansal kurum ve kuruluşların 2024 yılında savunmalarını güçlendirmeleri gerekiyor. Siber güvenlik şirketi, 2024 yılına dair suç yazılımları raporu ve finansal odaklı saldırı tahminlerinde siber saldırılarda artış, doğrudan ödeme sistemlerinin istismarı, Brezilya’daki bankacılık Truva atlarının yeniden canlanması ve açık kaynaklı arka kapılı paketlerde artış öngörüyor.
İKİ TARAF DA YAPAY ZEKAYI KULLANIYOR
Siber güvenlik alanında bir yandan güvenlik firmaları yapay zekayı kullanırken bir yandan da korsanlar yapay zekayı kullanıyor. Saldırılar daha karmaşık hale gelirken siber güvenlik firmaları da saldırı daha olmadan yapay zeka sayesinde tespit yapabiliyor. Doğuş Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik İnisiyatif Lideri Eray Gözener, “Yapay zekânın siber güvenlik alanında devrim yaratan uygulamaları var. Bakarsak hem tehdit potansiyelini artırdığını hem de savunma yöntemlerini güçlendirdiğini görüyoruz. Örneğin, fidye yazılımı veya kimlik avı saldırıları gibi tehditlerin yapay zeka ile daha büyük bir kitleye daha karmaşık ve manipülatif bir yaklaşımla etki edebilmesi mümkün olurken buna karşın bizler saldırıları önceden tespit etme ve korunma konusunda yapay zekanın gelişmiş teknolojik yeteneklerinden faydalanabiliyoruz. Kurumsal düzlemde ise büyük veri analizi, makine öğrenmesi ve davranışsal analizler gibi yöntemlerle, zararlı yazılımları tespit eden Endpoint Detection and Response (EDR) sistemlerinin ve ağ güvenliği izleme çözümlerinin saldırılara daha akıllı, hassas, verimli ve otomatik tepki verme avantajını saldırganlara karşı daha esnek ve uyumlu bir savunma sağlama potansiyeline örnek olarak verebiliriz. Yapay zekadan beslenen yeni nesil çözümler sayesinde, güvenlik uzmanlarının daha spesifik ve gerçek tehditlere odaklanmalarına olanak tanıyarak, zaman ve kaynakların daha etkili kullanılması da sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
İKİ FAKTÖRLÜ DOĞRULAMA GEREKİYOR
Siber saldırı türlerinde şu anda belirgin bir değişim için gözlemlenmediğini belirten Gözener, şunları söyledi:
“Artık teknik becerilere sahip olmayan kötü niyetli kişilerin bile siber risk oluşturabildiklerini görüyor, mevcut risklerin ise daha kompleks metodolojiler izlediklerine tanık oluyoruz. Kimlik avı saldırılarında yapay zeka kullanımı, oltalama senaryolarını daha gerçekçi ve kişiselleştirilmiş hale getirirken, derin sahtecilik (deepfake) saldırıları, bilgisayar tarafından üretilen karmaşık videolar, sesler ve görüntülerle itibar zedeleme ve dolandırıcılık gibi yeni boyutlar ekleniyor. Bireyler ve kurumlar, bu tarz siber risklerden korunmak için şüpheci olmalı, güçlü parolalar belirleyerek her bir platformda tahmin edilemez farklı şifreler oluşturmalı ve iki faktörlü güvenlik doğrulaması katmanı ile saldırganların işini zorlaştırmalıdır. Doğuş Teknoloji olarak siber güvenliğin sadece ilgili ekiplerin değil, tüm bireylerin, tüm çalışanların ortak sorumluluğu olarak ele alınması ve her bir uygulamaya erişimin yetkili bir hesap gibi korunması gerektiğine inanıyoruz.”
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2023/12/666x400-fidye-saldirilarinin-orani-ikiye-katladi-1701880473135.jpg400666pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2023-12-07 17:47:252024-06-21 11:02:21Fidye saldırılarının oranı ikiye katladı
BES fonlarının getirileri, piyasalardaki dalgalanmalardan etkileniyor. Arada bir piyasalara göz atarak, belki fon dağılımını güncellemek gerekebilir. Bu hafta BES yatırımcısının borsa, altın, faiz karşısında portföyünü nasıl dengeleyebileceği konusunda ipuçları veriyoruz…
Bu yıl BES çok gündemdeydi. Hem BES’in 20. yaşını kutlaması hem mevzuattaki düzenlemeler, bütün dikkatleri üzerine çekti. Ama BES fonları para ve sermaye piyasalarında işlem gören varlıklara yatırım yapıyor. Dolayısıyla BES fonlarının getirileri de bu piyasalardaki dalgalanmalardan etkileniyor. Arada bir piyasalara göz atarak, belki fon dağılımını güncellemek gerekebilir. Öyleyse, haydi gelin, bu hafta biraz da fonlara ve piyasalara bir göz atalım, ne dersiniz?
BORSA ZİRVEDE OYALANIYOR
Piyasa denince akla ilk gelen borsa. BİST 100’de 3 Ekim’de 8.500’lerde oluşan zirveden geri dönüşle, 25 Ekim’de 7.400’ler test edildi. Bunun ardından piyasada toparlanma ve güçlenme çabası izleniyor. Ancak BİST 100’ün işlem hacmindeki daralma, şimdilik yukarı yönlü bir atağın üzerinde baskı oluşturuyor. Endeksin Mayısta 4.400 seviyelerde olduğu göz önüne alınırsa bu baskının nedeni anlaşılabilir. Diğer yandan son hızla devam eden halka arzlar ile piyasadan para çekilişi de devam ediyor. Tabii ki, bu para çıkışı da piyasadaki likiditeyi kurutuyor.
Peki bu durumda BES hisse fon ve agresif değişken fon yatırımcıları başta olmak üzere nasıl bir yol izlemeli? Burada katılımcının risk algısına ve sistemde bulunma durumuna bakmakta fayda var. 18 yaş altındakiler, gençler, sistemde henüz yeni birikim yapmaya başlayanlar ve sistemde kalacağı yolu yarılamamış olan katılımcılar; Borsa İstanbul’daki olası satış baskısını hisse fon alımına devam ederek değerlendirebilir. Böylelikle katkı paylarının karşılığında daha fazla sayıda fon payı almış olacaklar. Sistemde yolu yarılamış ya da emekliliğine yaklaşmış katılımcılar, eğer yoğun olarak hisse fon taşıyorlar ise bir miktar pozisyonlarını azaltarak sabit getiri sağlayan para piyasası fonu temkinli değişken fon, borçlanma araçları fonu gibi fonlara geçebilirler.
ALTIN PİYASASI CANLI
Yurtdışı piyasalarda altının ‘ons’ fiyatı tarihi zirve seviyesi olan 2.000-2.100 aralığında dalgalanıyor. Teknik analiz açısından 2.100 seviyesinin yukarı yönde geçilmesi altında yeni bir çıkış hareketinin başlangıcı olarak değerlendirilecek. Bu nedenle altın yatırımcıları hop oturup-hop kalkıyor. Ancak altının kendi getirisi olmadığı için altın fiyatları Amerikan tahvil faizlerinin etrafında şekilleniyor. 1980’lerde 15 seviyelerinden başlayan düşüş trendi ile 0,6’lara kadar geri çekilen Amerikan 10 yıllık tahvil faizleri şimdilerde 4,3 seviyelerinde. Analistler, Amerikan 10 yıllıklarındaki yukarı hareketin ana trend içinde bir tepki mi, yoksa yeni bir trendin başlangıcı mı olduğunu anlamaya çalışıyor. Eğer Amerikan tahvil faizleri bir çıkış trendinin başında ise ons altın fiyatları muhtemelen çok yukarıya hareket edemeyecektir, diye düşünülüyor.
Peki, BES’te altın fonlarına yatırım yapanlar ne yapmalı? BES havuzunun yaklaşık yüzde 27’si külçe altın ve altına dayalı kamu kira sertifikalarından oluşuyor. Kıymetli maden fonları, altın fonları ve değişken fonlar altın ve altına dayalı kamu kira sertifikalarını portföylerinde tutuyor. İçeride dolar/TL paritesine göre belirlenen gram altın fiyatları BES havuzunun getirisine de etki ediyor. Özellikle pariteden gelen değer artışları altın yatırımcılarını teşvik ediyor. Ha, bir de normalde getirisi olmayan altın yatırımları için BES’te yüzde 30 devlet katkısının olması katılımcıları cezbediyor. Dolayısıyla BES portföylerinde bir miktar altın bulundurmak, portföyü dengelemesi açısından önemli.
DOLAR/TL ZİRVEYE ULAŞTI MI?
Teknik analizin ana kurallarından biri, üzerinde çalışılan piyasada tam rekabetin hakim olmasıdır. Dolar/TL piyasasında kamu ağırlıklı işlemler önemli yer tuttuğu için bu piyasada tam rekabetten bahsetmek zor. Yurtdışından kaynak bulmaya çalışan ekonomi yönetimi, yüklü miktarda döviz yatırımı sağlayabilirse en azından yukarı hareketi bir süre erteleyebilir. Ancak cari açık başta olmak üzere ekonomideki dengeler kamu yönetimini de oldukça zorluyor. Parite yukarıya gittiğinde fiyatlara yansıyor ve enflasyonu azdırıyor, aşağı gittiğinde de ihracatçıların rekabet gücü azaldığı gibi, bu kez de ithalat patlıyor. Bu nedenle muhtemelen enflasyona paralel giden bir parite dengeleri sürdürmeye yardımcı olacaktır.
Peki, BES’te döviz cinsi varlıklara yatırım yapan dış borçlanma araçları fonları ve yabancı fonlarda durum ne olur? Getiri sağlanabilir mi, yoksa getiriler enflasyona yenilir mi? Görünen o ki, bu tür fonları çeşitlendirme amacıyla portföyde tutmakta fayda var.
FAİZ ENFLASYONU GEÇER Mİ?
Merkez Bankası Kasım ayında yaptığı son toplantıda faizleri yüzde yüzde 40’a yükseltti. Ancak enflasyon halen yüzde 60’ın üzerinde. Bu da faizlerin halen enflasyon karşısında getiri sağlayamadığını gösteriyor. Kamu 2024’te enflasyonun yüzde 35’lere, faizlerin de yüzde 25’lere çekilmesini öngörüyor. Bu nedenle sabit getirili varlıklara yatırım yapan borçlanma araçları fonları, para piyasası fonları, temkinli değişken fonlar ve kira sertifikası fonları olası faiz düşüş döneminde getiri sağlayabilir.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2023/12/666x400-bes-fonlarinin-getirileri-piyasalardan-nasil-etkileniyor-1701881256051.jpg400666pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2023-12-07 17:45:422024-06-21 11:03:21BES fonlarının getirileri, piyasalardan nasıl etkileniyor?
Önce başkanlık danışmanı sonra da ABD’nin 56’ncı Dışişleri Bakanı olarak, 1973-1977 arası ülkenin dış politikasına damga vuran Nobel Barış Ödüllü efsanevi diplomat, Henry Kissinger, geçen hafta hayatını kaybetti. Bir diplomat olarak yaşantısındaki renkli dönemleri derledik.Adı, Heinz’dı. 1938’de 15 yaşındayken ailesiyle birlikte Almanya’dan ABD’ye göç etmişti.
Heinz adı, Henry oldu. Yüksek okul eğitimini tamamlamasının ardından önce başkanlık danışmanı sonra da ABD’nin 56’ncı Dışişleri Bakanı olarak, 1973-1977 arası ülkenin dış politikasına damga vuracak, geliştirdiği “Mekik Diplomasisi” ile Vietnam Savaşı’nı bitirecekti. Bu çabaları, beraberinde Nobel Barış Ödülü’nü de getirdi. Söz konusu efsanevi diplomat, Henry Kissinger’dı. Geçen hafta hayatını kaybetti. Her diplomat gibi onun da yaşantısında renkli dönemler oldu. İşte birkaçı:
* “Yasadışı mı?”
1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra ABD, Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı. O zamanlar Dışişleri Bakanı olan Melih Esenbel, 10 Mart 1975’te Ankara’ya gelen Kissinger ile görüştü. Görüşmede, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi William Macomber da vardı. Esenbel, ABD’nin Hollanda gibi Avrupalı müttefikleri aracılığıyla Türkiye’ye yedek parçalar gönderebileceğini söyledi. Macomber, “Ama bu, yasadışı olur” deyince Kissinger, gülerek ünlü sözünü söyledi: Eskiden olsaydı, “Yasadışı olanı hemen yaparız, anayasaya aykırı olanı yapmak biraz zaman alır” (The illegal we do immediately, the unconstitutional takes a little longer) derdim. Ama Enformasyon Özgürlüğü Yasası’ndan (Freedom of Information Act) sonra böyle sözler söylemeye çekiniyorum (Kaynak: The New American Magazine) (1966’da ABD Kongresi’nde kabul edilen yasaya göre kayda geçen resmi konuşmalar, önemine göre üç-beş yıl arası gizli tutulur sonra kamuoyuna açıklanır).
* Dr Garipaşk kim?
Sinema dünyasıyla ilgilenenler, Stanley Kubrick’i (1929-1999) iyi bilir. 1968’de çevirdiği “2001: Bir Uzay Macerası” (2001: A Space Odyssey), ilk en başarılı kurgu bilim (science fiction) filmiydi ve Türkiye’de de büyük ilgi gördü. Kubrick, 1964’te bir kara mizah filmine de imza atmıştı. Sovyetler Birliği ile ABD arasında nükleer sürtüşmenin tetiklediği “Soğuk Savaş” korkusunu hicveden filmi “Doktor Garipaşk veya: Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim” (Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb), İngiliz aktör Peter Sellers’in (1925-1980) üç farklı rolde göründüğü, tamamen fantezi bir konunun işlendiği çalışmaydı. Film 1989’da, Amerikan Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmişti. Yönetmenliğini, prodüksiyonunu ve senaryo yazarlığını Kubrick yapmıştı. Filmde ABD adına çalışan Nazi bilim adamı Doktor Garipaşk’tan söz ediliyordu. Hızla yayılan bir şehir efsanesine göre Dr. Garipaşk, Kissinger’ın kendisiydi. Ama Kissinger bunu hemen yalanladı. “Ben o zamanlar Harvard Üniversitesi’nde ünlü olmayan, adı sanı duyulmamış bir öğretim üyesiydim. Dr Strangelove karakterinin benimle özdeşleşmesi mümkün değil” dedi. Ama bugün bile aynı inanç devam ediyor. Oysa Kubrick’in ilham aldığı kişi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’dan ABD’ye kaçan roket bilimci Wernher von Braun’dan (1912-1977) başkası değildi.
* “Size kadın gönderelim”
Kissinger 1973’te, ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla Çin’e resmi bir ziyarette bulundu. ABD’li üst düzey bir yöneticinin Çin’i ziyaret etmesi, o zamanlar büyük bir olaydı. Çin’in başında Mao Çe Tung vardı (Mao Zedong da deniyor). Görüşmeler sırasında Mao, konuya girdi: “Bizde ticaretini yapabileceğimiz çok fazla bir şey yok. Ama aşırı bir kadın nüfusumuz var. İsterseniz size on binlercesini gönderebiliriz.” Kissinger gibi bir diplomasi ustası bile bu sözler karşısında dona kaldı. Hemen başka bir konuya geçti. Ama Mao, şakasında ısrarlıydı: “Çin kadınlarını istemez misiniz? Size on milyon kadın gönderebiliriz.” Kissinger, “ABD’ye döndüğümde bunu arkadaşlarla konuşurum” demekle yetindi. Mao, daha sonra kadın çevirmeninden özür diledi ve sözlerinin kayıtlardan çıkarılmasını istedi. Ama toplantı odası Amerikalı diplomatlarla doluydu. Biri bu sözleri, büyük bir keyifle basına sızdırabilirdi. Sızdırdı da.
* En çekici erkek
Bir öğrenciyken bile kızlara çekici geliyordu. Kadınlar onunla tanışmaktan çok büyük mutluluk duyduklarını söylüyordu. 1972’de Amerikan Playboy dergisinin yaptığı bir ankette Kissinger, “en çekici” erkek seçildi. Hollywood’un ünlüleri Diane Sawyer, Candice Bergen, Jill St. John, Shirley MacLane, Liv Ulman onu, “tanıştıkları en karizmatik erkek” olarak nitelendiriyordu. 1949’dan 1969’a kadar Ann Fleischer ile evli kaldı. 1974’te ise Nancy Maginnes’le dünya evine girdi. Magazin basını, son evliliğini şiddetle eleştirdi. Ama Nancy bu eleştirilerin, “rezillik”ten başka bir şey olmadığını söyledi.
* Cameo oyuncusu
Kissinger, filmlerde ve TV dizilerinde cameo oyunculuğu yapmayı (çok kısa rollerde görünmeyi) seviyordu. 1983’te “Hanedan”, 1999’da “Kardeşimin Bakıcısı” dizilerinde göründü. Yine 1999’da, “Her Çocuk için Masallar” dizisine sesiyle katıldı. Bu kadar mı demeyin. 141 film, TV dizisi, belgesel, özel röportajda ya kendisi gözüktü ya seslendirdi ya da danışmanlık yaptı (Yaşı uygun olan okuyucularımız, TRT televizyonunda da gösterilen Hanedan dizisini hatırlayacaktır. John Forsythe, Linda Evans, Joan Collins gibi ünlülerin oynadığı dizi, beş Altın Küre ödülü almıştı).
* Ayakkabısı delik aday
1973’ün eylül ayıydı. Henry Kissinger’ın Dışişleri Bakanı olarak atanacağı bir dönemdi. Atamayı onaylayacak Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üyeleri karşısında biraz ter döktü. Oturduğu sandalyede sık sık ayaklarının konumunu değiştiriyordu. Bir ara ayağını çapraz bir konumda tutarken, o da ne? Kissinger’ın ayakkabısının altında büyük bir delik vardı. Haber ajanslarından United Press International’ın foto muhabiri, fırsatı kaçırmadı ve deklanşöre bastı. Fotoğrafın gazetelere servis edilmesinden sonra halk, Kissinger’ın evine yüzlerce çift yeni ayakkabı gönderdi. Numarası tutsun tutmasın. 1969’dan beri Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanı’ydı ve çok koşturuyordu. Ayakkabısının eskidiğini fark etmemişti bile.
* “Köpek balıklarını uzaklaştırın”
Ünlü isimleri korumak kolay bir iş değildir. Eski gizli servis ajanlarından Dennis McCarthy, 1985 yılında çıkardığı “Başkanı Korumak – Bir Gizli Servis Ajanı’nın Hikayesi” (Protecting the President – The Inside Story of a Secret Service Agent) adlı kitapta, okuyucularıyla 1977 yılından kalma bir anekdot paylaşır. Başkan değilse bile Kissinger ve eşi, her zaman yakın korumada olmuştur. Çift, Meksika’nın tatil cenneti Acapulco’da dinlenmektedir. Yüzmek için plaja indiklerinde “Köpek balıklarına dikkat” yazılı tabelalar görürler. Kissinger sadece güneşlenmeyi tercih eder. Ama karısı yüzmek istemektedir. Kissinger korumalarından, eşini köpek balıklarından uzak tutmalarını ister. Korumalar önce tebessüm eder. Ama Kissinger şaka yapmamaktadır. Gizli servis ajanlarından Dennis McCarthy, “Korkuyorsanız yüzmeyin” tavsiyesinde bulunur. Daha sonra da “Köpek balıkları kumsala çıkarsa, onlarla mücadele ederiz” der. Kissinger, isteğinin saçmalığını fark eder ve işi bu kez şakaya vurur.
* “Tıpkı ben”
ABD’de yönetimin önde gelen figürlerinin, yağlı boya portrelerinin yapılması gelenektir. Kissinger da portresinin yapılması gerekli kişiler arasındaydı. 1978’de Dışişleri Bakanlığı, Boston’lı ressam Gardner Cox ile 12 bin dolara anlaştı. Cox daha önceki dışişleri bakanlarından Dean Acheson ve Dean Rusk’ın portrelerini yapmıştı. Ama bakanlık yetkilileri biten tabloyu beğenmedi. Kissinger’ın dinamizminin yeteri kadar vurgulanmadığını ileri sürdüler. Ressamdan değişiklik yapmasını istediler. Ama Cox, bunu reddetti. Parasını da alamadı. Kendisine sadece masrafları için 700 dolar verildi. Daha sonra Houston’dan Anthony Wills ile anlaşma sağlandı. Bu kez portre o kadar başarılıydı ki Kissinger bile “Tıpkı ben” dedi. Ardından esprisini patlattı: “Tabloyu Rushmore Dağı’na asabilirsiniz” (ABD’de Güney Dakota eyaletinde bulunan Rushmore Dağı’nın bir cephesinde dört ABD başkanının, kayalara oyulmuş dev büstleri bulunur. George Washington, Abraham Lincoln, Theodore Roosevelt ve Thomas Jefferson’ın anıt büstlerinin yüksekliği 18-20 metre arasıdır. Anıtın yapımına 1936’da başlanmış, 14 yılda bitirilmiştir. Başkanlar, ABD’ye en çok hizmet etmiş olanlardan seçilmiştir).
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2023/12/666x400-henry-kissingerin-yasamina-dair-renkli-ayrintilar-1701881709994.jpg400666pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2023-12-07 17:44:092023-12-12 14:05:04Henry Kissinger’ın yaşamına dair renkli ayrıntılar
“CBDC’lerin hayatımızın bir parçası olacağı tartışmasız bir gerçek”
Hızla ivme kazanan CBDC’lerin yakın gelecekte hayatımızın parçası haline geleceği bir gerçek. Merkez bankası dijital para birimlerinin (CBDC) finans ekosistemindeki bankalara, müşterilere ve halka etkisi üzerine bir rapor hazırlayan KPMG’nin Türkiye Fintech ve Dijital Finans Lideri Sinem Cantürk, “CBDC’lerin hayatımızın bir parçası olacağı tartışmasız bir gerçek” dedi.
Dijital teknoloji, modern yaşamın her alanını şekillendirmeye devam ederken merkez bankası dijital para birimleri (CBDC) de hükümetler, finansal kurumlar ve işletmeler için odak noktası olmaya başladı. KPMG Türkiye’nin Fintech ve Dijital Finans Birimi de CBDC’lerin finans ekosistemindeki bankalara, müşterilere ve halka etkisini analiz ettiği “Dijital Para Devrimi: CBDC” isimli bir bilgi dokümanı (whitepaper) paylaştı.
Dünyada, merkez bankaları tarafından doğrudan ve dolaylı ihraç çerçevelerinde çeşitli CBDC modellerinin deneme aşamasında olduğuna dikkat çekilen dokümanda, doğrudan ihraç tarafında, Doğu Karayip adalarındaki “DCash” projesi örnek olarak gösteriliyor. Bu uygulamada merkez bankası birincil finansal kurum olarak konumlandırılırken kullanıcılar, hesaplarını doğrudan merkez bankası üzerinden açabiliyor. Bu uygulama merkez bankasını, tüketici işleriyle doğrudan ilgilenen birincil finans kurumu olarak konumlandırıyor. Dolaylı ihraç tarafında ise Çin’in “e-CNY” ve Nijerya’nın “eNaira” projeleri örnek gösteriliyor. Bu uygulamalarda CBDC’ler ticari bankaların aracı olarak hareket ettiği üçüncü taraf platformlara ihraç ediliyor. Ticari bankalar da CBDC’leri dağıtarak uzlaşma acenteleri haline geliyor ve AML/KYC gibi operasyonel konularda sorumluluk alıyor.
İşletmeler ve ticari bankalar üzerindeki etkisi
KPMG Türkiye’nin “Dijital Para Devrimi: CBDC” dokümanında, CBDC’lerin ödemeleri basitleştirdiği, özellikle sınır ötesi ticaret için işlem maliyetlerini azalttığı ve şu anda finansal çözümlere ulaşamayan nüfusa finansal hizmetlerin sunulmasını sağladığı üzerinde de duruluyor.
Ancak, CBDC’ler aynı zamanda mevcut ödeme sistemlerinde maliyetli ve karmaşık değişikliklere neden olabiliyor ve siber saldırılar, dolandırıcılık gibi riskleri de beraberinde getirebiliyor. Bunun yanı sıra doğrudan dijital işlemler için bir yol sunan CBDC modelleri, ticari bankaların geleneksel aracı rolünü sınırlayabiliyor. Bunun sonucunda da bankalar arasında müşteri sadakatini artıran değerli ürünler ve hizmetler sunma konusundaki rekabet zedelenebiliyor. Bu da CBDC’lerin bankaların uzun vadeli kârlılığı üzerindeki etkisi hakkında daha büyük sorunları gündeme getirebilir.
Ancak mevcut bankacılık kanalları üzerinden çalışacak şekilde tasarlanmaları durumunda CBDC’ler, bankalar için yönetilecek yeni bir ürün haline gelebilir ve bu da yeni gelir kaynakları doğurabilir.
Fırsatlar ve riskler
Bilgi dokümanında CBDC’lerin önemli avantajları ve dezavantajlarına da yer veriliyor. Buna göre ödemeleri daha verimli hale getirme ve uzlaşma sürelerini azaltma potansiyelleri CBDC’lerin önemli avantajları arasında gösteriliyor. Ayrıca merkez bankalarına maliyet tasarrufu ve para politikası üzerinde daha iyi kontrol sağlayabilme imkânı sunuyorlar. Tüketiciler ve işletmeler için ise nakit paraya karşı risk içermeyen dijital alternatif sunuyorlar. Finansal hizmetlerin kullanımı kolaylaştığından hizmet alamayan bölgelerde hizmetlere erişimi sağlayabiliyorlar.
Ancak dokümana göre CBDC’lerin bazı olumsuz yönleri de bulunuyor. İstenen etkiyi almak için yaygın kullanıma ihtiyaç duyuluyor, bu nedenle tüketicilerin ve satıcıların CBDC’leri kullanmaya ve kabul etmeye istekli olmaları gerekiyor. Ayrıca bankaların, yeni risklere karşı teknolojik yatırımları yapmaları gerekiyor. CBDC’ler vergilendirmeyi basitleştirebilirken, denetimi zorlaştırabilecek düzenleyici zorluklar ortaya çıkarabiliyor.
‘Yapay zeka devrimi’ne hazır mıyız?
Bundan bir yıl önce yapay zeka asistanı ChatGPT’nin halkın kullanımına açılması dünyayı değiştirdi. Yapay zeka, hem bireylerin hem kurumların hem de ülkelerin gündeminde… Bu gündemin insanların kullanımı ve yaygınlaşmasıyla ortaya çıkacak sosyolojik ve ekonomik etkilerinden ötürü bir devrime dönüşeceği düşünülüyor. Peki bu devrim, bize hangi fırsat ve riskleri sunuyor ve biz, bu dönüşüme hazır mıyız.
30 Kasım 2022. Bu tarih, dünyanın şimdiye kadar yaşadığı en büyük milat olabilir. Zira önce küçük bir girişim olarak 2015’te yola çıkan OpenAI, 2022’de “kamuoyunun kullanımına açacak kadar” olgunlaşan ChatGPT asistanını dünyaya duyurdu. İlk dokuz ayda 100 milyon kullanıcıya ulaştı. Ve böylece Üretken Yapay Zeka, lügatımıza ve hayatımıza girdi. Artık ne insan hayatı ne iş hayatı aynı olacaktı. Ve aradan bir yıl geçti. Biz yapay zekanın hayatımızı tümüyle değiştireceğini anlamış durumdayız. Şu veri bile yapay zekanın gücünü gösteriyor; Bloomberg’de belirtildiğine göre 2022’de 40 milyar dolar olan yapay zeka pazarının 2032’de 1,4 trilyon dolarlık pazara sahip olması bekleniyor.
Bu gelişme, yapay zekanın şimdiye kadar insan hayatının her alanına dahil olmasından çok daha fazla şey ifade ediyor. Artık sadece teknolojik olarak tanımlayamayacağımız yapay zekanın etkisi, elektriğin bulunmasından da sanayi devriminden de büyük olacak. Tüm uzmanlar bu konuda hemfikir…
İTÜ Yapay Zeka ve Veri Mühendisliği Öğretim üyesi Doç. Dr. Gülşen ERYİĞİT
“Stratejik ürünleri yerel üretmeliyiz”
Herkesin bildiği ChatGPT gibi yapay zeka botları/araçlarının üzerine kurulu olduğu LLM yapay zeka modellerinin ABC’si olan Doğal Dil İşleme (NLP) deyince Türkiye’de en çok akla gelen isim, Gülşen Eryiğit. Türkiye’nin ilk ve en köklü NLP ekibi İTÜ Doğal İşleme Grubu‘nun yöneticisi ve doğal dil işleme alanında bilimsel yayınları en çok atıf alan akademisyen.
Eryiğit sadece akademisyen değil, üniversitenin ve sanayinin pek çok alanında geliştirilen projelere danışman olarak da destek veriyor. Bu nedenle Gülşen Eryiğit, Üretken Yapay Zeka ve beraberinde gelen dönüşümü çok yakından takip ediyor. İşte Eryiğit’in bu dönüşümle ilgili görüşleri:
“Kasım 2022, araştırmacıların çok uzun yıllardır üzerinde yoğun olarak çalıştıkları doğal dil işleme teknolojilerinin mükemmel bir mühendislik ile bir araya getirildiği ve halkın deneyimlemesine sunulduğu tarihtir. Bu sayede, bu tarihe kadar sadece kısıtlı bir kitlenin ilgi alanında olan yapay zeka teknolojileri, bir anda geniş kitlelere ulaşmış ve yapay zeka, tarihinin en popüler dönemine girdi. Yapay zeka, herkes tarafından tartışılır ve tüm sektörlerin iş yapış tarzlarını yeniden sorgulatır bir konuma geldi.
Aslında bu tarihten çok daha önceleri, yapay zekadaki gelişmeler hayatımıza girmiş ve kullanılır durumdaydı. Örneğin, sağlık alanında olduğu gibi görüntü işlemeye dayalı yapay zeka araçları pek çok farklı alanda kullanılıyordu. Kasım 2022’de hizmete sunulan bir sohbet botunun devrim olarak nitelendirilmesinin nedeni, daha önce insanlara hizmet eden bazı yapay zeka araçları yerine, bu sefer insanlar ile sohbet edebilen, onların pek çok konudaki sorusuna yanıt verebilen, iletişime geçebildiğimiz gerçek bir yapay zeka karşımızda olmasıydı. Bir diğer deyişle Turing testini geçebilen bir yapay zeka karşımıza konmuştu.”
ÜRETİM SÜRECENİN AYRILMAZ PARÇASI OLACAK
Tüm uzmanlara sorduğumuz soruyu Gülşen Eryiğit’e de sorduk; “Bu gerçekten bir yapay zeka devrimi mi?” İşte cevabı:
“Evet. Bu gerçekten devrim. Geniş kitleler üzerinde yarattığı etkinin yanı sıra mevcut üretim, iletişim ve yaşam tarzlarımızda önemli değişiklikleri tetiklemeye başlaması nedeni ile bir devrim. Bu devrime hazırlık uzun yıllardır devam ediyordu, ancak bildiğimiz gibi bir devrimden söz edebilmek için geniş halk kesimlerinin desteği ve katılımı gerekir. Geçen yıl yaşadığımız bu süreç, yapay zeka konusunda büyük farkındalık ve ilgi yarattı. Bu deneyim, yapay zekanın yetenekleri konusunda ayrıntılı fikir sahibi olmayan farklı sektörlerden yöneticilerin, iş süreçlerine yapay zeka sistemlerini entegre etmek için acil stratejiler geliştirmelerinin gerekliliğini ve bunun gelecekte rekabet için kaçınılmaz olduğunu gözler önüne serdi. Mevcut pek çok uygulama ile hayatımıza girmiş olan yapay zeka teknolojileri, önümüzdeki yıllarda her alanda çok daha yaratıcı uygulamalar ile yerini sağlamlaştıracak ve üretim süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası olacak.”
EĞİTİMDE KÖKLÜ DEĞİŞİMLERE YOL AÇACAK
Doç. Dr. Gülşen Eryiğit, devrimin meslekler, sosyal ve profesyonel hayatta nasıl değişimlere neden olabileceği konusunda ise şu görüşte:
“Eğitim ve öğrenme yöntemlerimizde köklü değişikliklere yol açacağını düşünüyor ve umuyorum. Kişiselleştirmiş deneyimler sunabilecek bu teknolojiler ile bireyin öğrenme hızına yönelik eğitimler sunulabilecek, üretim ve problem çözme esnasında anında geribildirim sağlanarak öğrenicinin aktif katılımının sağlandığı bir eğitim ortamı sağlanabilecek. Bu alanda dil çevirisi, hatalı yazımların anlam ve gramer düzeyinde düzeltimi gibi deneyimlediğimiz öncül uygulamalar hızlanarak artacak ve modellerin başarımları arttıkça vazgeçilemez şekilde hayatımızda yer alacaklar. Profesyonel hayatta ise bireylerin ve işletmelerin üretim performanslarını arttırıcı pek çok uygulama hayatımıza girmeye devam edecek.
Diğer yandan yapay zeka tarafından kolayca taklit edilebilir rutin görevlerin gerçekleştirildiği mesleklerde istihdam oranı azalacak ve korunan iş gücünün şu ankinden daha zorlu konularda çalışmaları beklenecek. Örneğin bir çağrı merkezi elemanın rutin olarak cevapladığı çağrılar yapay zeka sistemleri tarafından kolayca cevaplanacak ve mevcuttan daha az sayıdaki çağrı merkezi elemanın iş zamanın büyük bölümünü daha zorlu sorgulara çözüm üreterek geçirmesi beklenecek. Belki bugün değil, ama bu hızla giderse ileride öğretmenliğin rol ve işlevinde de ciddi değişiklikler olacağını düşünüyorum. Ne tür yeni meslekler çıkabileceğini tahmin etmek, her zaman kolay değil. Ama dünya tarihindeki geçmiş deneyimler bize göstermiştir ki, insanoğlu yeni meslek türleri ortaya çıkarmakta veya var olan mesleklerin iş yapış tarzlarını dönüştürmekte oldukça başarılı.”
DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTMAK ZORUNDAYIZ
Gülşen Eryiğit’in eğitimci-danışman olarak ülkemizdeki yapay zeka çalışma ve projeleriyle ilgili değerlendirmeleri de çok değerli:
“Ülkemizde özel sektörün doğal dil işleme çalışmalarına ilgisi son 10 yıldır başlamış durumda ancak dünyada fark yaratan ve rekabet gücümüzü artıracak araştırmalar ve ürünler sayıca az. Uygun ortamlarda bu fark yaratan teknolojileri üretebildiğimizi pek çok kez gösterdik. Ancak bunların bilimsel yayın, prototip ve patent düzeyinde kalmaktan öteye geçmeleri gerekiyor. Yapay zeka konusunda da yatırım yapmadan kazanım elde edemeyeceğimizi görmemiz gerekiyor. İş modellerini düzgün kurgulamak gerekli. Dışa bağımlılığı azaltmak zorundayız. Konunun popüler olması nedeni ile dış kaynaklara bağlı olarak hızla geliştirilecek pek çok ürün, bir süre sonra maliyet ve güvenlik nedeniyle atıl kalmaya mahkum. Günümüzde yapay zeka algoritmalarına erişimde sıkıntı yok, büyük-küçük her yer benzer algoritmaları kullanıyor ve bunlar büyük çoğunlukla açık kaynak. Öte yandan, firmaların en değerli varlıkları ve rekabete devam edebilmelerini sağlayacak unsur, alanlarında sahip oldukları tecrübe ve veri. Hızlı ürünler çıkarmaya çalışırken bu varlıkları dışa aktarmamak önemli. Bu nedenle fark yaratabileceğimiz veya verimliliğimizi artıracak stratejik ürünleri belirleyip yerel olarak geliştirmeye odaklanmalıyız. ”
Özcan YAHŞİ / Yapı Kredi Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı
“Dijital dönüşümüne ayak uyduran bir nesil yetiştirmeliyiz”
Üretken Yapay Zeka’nın özellikle ve öncelikle belirli bazı “iş alanları ve görevlerde” insanın yerini alması bekleniyor. Bunların satış, pazarlama ve müşteri ilişkileri olduğunu söylemek mümkün. Dijitalleşme ile birlikte bu süreçler otomatikleşirken, yeni yapay zeka modelleri bu sürece başka bir boyut kattı. Bu etkiyi en çok hissettiğimiz sektörlerden biri, verimlilik-zamanın-müşteri memnuniyetinin en önemli başarı noktası olan finans sektörü. Bu nedenle ileri teknolojiye sahip çıkan bankalarımızdan Yapı Kredi’nin teknoloji ayağının Genel Müdür Yardımcısı Özcan Yahşi’ye sorduk, “Bu devrim meselesine ne diyorsunuz?” Yahşi’nin cevabı şöyle:
“Bu süreç, kesinlikle gerçek bir devrim olarak kabul edilebilir. ChatGPT, sinir ağları ve makine öğrenimi gibi yapay zeka teknolojileri, özellikle bilgi teknoloji sektöründeki işletmelerin çalışma şeklini temelden değiştirdi. Verimliliği, müşteri deneyimini ve veri analizini geliştirerek önemli ilerlemeler sağladı. Yapay zeka, akıllı telefonlardaki sanal asistanlardan bankalardaki otomatik müşteri desteğine kadar günlük hayata giderek daha fazla entegre oluyor. Endüstriler arasındaki bu yaygın benimsemenin ve entegrasyonun, onun devrim niteliğindeki doğasını gösterdiğini düşünüyorum. Diğer taraftan, yapay zekanın etkisi bireysel işletmelerle sınırlı değil, daha geniş ekonomik ve toplumsal sonuçlara sahip. İşgücü piyasalarını yeniden şekillendiriyor, politika tartışmalarını etkiliyor ve küresel rekabet gücünü etkiliyor. Buna ek olarak yapay zeka, kaynak kullanımını optimize ederek, iklim değişikliğini izleyerek ve daha akıllı, daha verimli altyapıyı etkinleştirerek çevresel ve sürdürülebilirlik sorunlarının çözümüne yardımcı olabilir. Yapay zekanın gelişimi aynı zamanda jeopolitikten de etkileniyor; ülkeler ve şirketler yapay zeka araştırmaları ve uygulamalarında liderlik için yarışıyor. Bu rekabetin küresel anlamda derin etkilerinin olacağına inanıyorum.”
VERİMLİLİK VE ÜRETKENLİK ARTACAK
Bu tarihi dönüşümün iş yaşamındaki ve toplumsal alandaki etkileri ne olur? Özcan Yahşi, teknolojiye endeksli olan bankacılık sektöründe, hem çalışanlar hem de müşteriler üzerinde gözlem yapabildiği için bu soruyu en doğru cevaplayacak kişilerden biri. Yahşi, şöyle yorum yapıyor:
“Sosyal ve profesyonel hayatımızda, iş yapma şekillerimiz, eğitim, sağlık hizmetleri ve daha birçok alanda önemli değişiklikler görmeyi bekliyorum. Profesyonel hayatta üretken yapay zeka, veri analizi ve raporlamadan müşteri hizmetleri ve karar desteğine kadar çok çeşitli görevleri otomatikleştirecek. Bu da verimliliğin ve üretkenliğin artmasına yol açacak. Yapay zeka destekli içgörüler, ekiplerin verilere dayalı kararları daha hızlı almasına olanak tanıyacak. Bu, risk değerlendirmesini, yatırım stratejilerini ve operasyonel verimliliği iyileştirerek hem şirketler hem de müşterileri için daha iyi sonuçlara yol açabilir. Üretken yapay zeka, sohbet robotları, sanal asistanlar ve kişiselleştirilmiş öneriler aracılığıyla müşteri hizmetlerinde de devrim yaratacak. 7/24 destek sağlanmasına ve müşterilerin benzersiz ihtiyaç ve tercihlerini karşılamamıza olanak tanıyacak. Sosyal yaşamda ise üretken yapay zeka, kişiselleştirilmiş deneyimleri yeni bir düzeye taşıyacak. Yapay zeka, kişiselleştirilmiş içerik önerilerinden akıllı ev sistemlerine kadar rahatlığı artıracak ve hizmetleri bireysel tercihlere göre uyarlayacak. Yapay zeka teknolojileri, rutin görevleri otomatikleştirerek insanların daha karmaşık ve yaratıcı işlere odaklanmalarını sağlar. Diğer taraftan profesyonellere, büyük veri analizi ve değerli bilgi sunan yapay zeka destekli karar verme araçları sunar; pazarlama, e-ticaret, eğitim gibi sektörlerde kişiselleştirilmiş deneyimleri artırır. Bu nedenle çalışanlarımızın bu teknolojiye uyum sağlaması ve yeni beceriler kazanması gerekiyor.”
İŞ GÜCÜ ŞEKİL DEĞİŞTİRECEK
Yapay zeka gelişmeleriyle birlikte iş gücünün şekil değiştireceği öngörüsü üzerine de yorum yapan Özcan Yahşi, şöyle konuşuyor:
“Üretken Yapay Zeka’nın rutin ve tekrarlayan görevleri içeren mesleklerin azalmasına, bunun yerine, yaratıcılık, stratejik düşünme, insan psikolojisi, teknoloji üretme gibi alanlarda uzmanlaşmış, katma değeri yüksek işler ön plana çıkacak. Dünya genelinde ve Türkiye’de, bilgi teknolojileri, robotik, yapay zeka, veri bilimi gibi alanlarda uzmanlaşmış iş gücüne olan talebin artmasını beklemekle birlikte üretken yapay zeka teknolojilerindeki gelişmeler bu alanlardaki iş yapış şekillerini bile değiştirebilecek. Eğitim sistemlerinin bu yeni iş piyasası gerçekliklerine uyum sağlaması gerekecektir. Üretken yapay zeka alanındaki gelişmeler kullanılan teknoloji ve yaklaşımları çok kısa sürede köklü bir şekilde değiştirebiliyor. Dinamikliğe uyum sağlayabilmek için sürekli öğrenmeyi teşvik eden eğitim sistemleri ve yaklaşımlarını değerlendirmek gerekir. Türkiye’de bu değişim sürecinde genç nüfusun teknolojik becerilerini geliştirmesi ve dijital dönüşüme ayak uydurabilen bir iş gücü yaratılması önem arz ediyor.”
TÜRKİYE BİR YOL HARİTASI BELİRLEMELİ
Yapı Kredi Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Özcan Yahşi, teknolojiye hakim olan uzmanlarla çalışan ve bu alanda yetişen insan kaynağının yanı sıra Ar-Ge ekosistemine hakim olan bir yetkili olarak Türkiye’nin şöyle bir yol haritasını benimseyebileceğini dile getiriyor:
“Türkiye, yapay zeka teknolojileri konusunda öncelikle kendi iç dinamiklerini güçlendirmeli ve bu alandaki küresel gelişmelere entegre olmalı. Teknoloji üreten ve ihraç eden tarafta yer alabilmek için STEM (fen, teknoloji, mühendislik, matematik) alanlarına hem eğitim hem de akademik çıktılar anlamında yatırım yapılması, Ar-Ge ve inovasyon ekosistemlerinin desteklenmesi kritik öneme sahip. Yerli ve milli teknoloji geliştirmek, start-up kültürünü beslemek ve genç girişimcileri teşvik etmek de bu süreçte önemli adımlardır. 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu tarafından başlatılan Yapay Zeka Teknoloji Yol Haritası çalışması tüm ekosistemi bir araya getirmesi ve çıktıları bakımından oldukça faydalı bir çalışmaydı. Belirlenen yol haritasının güncel teknolojik gelişmelerle birlikte yeniden değerlendirilmesi ve ilgili paydaşlarda birlikte çalışılması faydalı olacaktır. Türkiye’nin bir yol haritası belirlerken dijital altyapısını güçlendirmesi, veri güvenliği ve siber güvenlik alanlarını da göz önüne aldığı kapsamlı stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.”
TOKİ’den konut ve iş yeri satışı
TOKİ, açık artırmayla 32 ilde 169 konut, 28 ilde 192 iş yeri satacak. Alıcılar, konutlara yüzde 25 peşinat 72 ay vade, iş yerlerine ise yüzde 25 peşinat 48 ay vade ile sahip olacak. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı ise dört ilde 83 iş yeri, 65 konut ve 1 oteli, iki ilde 148 muhtelif arsayı açık artırmayla satacak. Konut ve iş yeri satışında yüzde 25’i peşin, 60 ay vade, arsa satışında yüzde 25’i peşin, 24 ay vade fırsatı sunulacak.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ); 32 ilde 169 konut, 28 ilde ise 192 iş yerini açık artırmayla satışa çıkardı. Konutlar yüzde 25 peşinat 72 ay vadeyle, iş yerleri yüzde 25 peşinat 48 ay vadeyle satılacak. Adana, Ağrı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Batman, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gümüşhane, İstanbul, İzmir, Kars, Kayseri, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Kütahya, Manisa, Muş, Nevşehir, Niğde, Osmaniye, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ, Tokat, Tunceli, Van, Yozgat ve Zonguldak illerinde satışa sunulan konutların ihalesi 13 Aralık Çarşamba günü saat 10.30’da yapılacak. Afyonkarahisar, Ağrı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bursa, Çorum, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, Hatay, İzmir, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Niğde, Ordu, Sakarya, Sivas, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Trabzon illerinde satışa sunulan iş yerlerinin satışı ise 14 Aralık Perşembe günü saat 10.30’da gerçekleştirilecek.
KDV TUTARI PEŞİN TAHSİL EDİLECEK
TOKİ’nin hemen teslimli olarak ilana çıkardığı projelerde; taşınmazlar mevcut durumu ile satışa sunulmuş olup, alıcılar taşınmazı görmüş, beğenmiş ve kabul etmiş sayılacak. İdarece bu taşınmazlarda herhangi bir tadilat ve onarım yapılmayacak. Muhammen bedeller bütün projeler için KDV hariç olarak belirlenmiş olup, 3065 sayılı yasa kapsamında geçerli KDV oranı üzerinden hesaplanan KDV tutarı projenin teslimi aşamasında peşin olarak tahsil edilecek.
Konutlar; anahtar teslim tarihinden itibaren bir yıl sonrasına kadar üçüncü kişilere devir ve temlik edilemeyecek. Vadeli konut ve iş yeri satışlarında taksit borç bakiyesi, her yılın Ocak ve Temmuz ayları öncesinde yapılmış olan ödemelerin borç bakiyesinden düşülmesi ile bir önceki altı aylık döneme ait belirtilen artış oranı memur maaş artış oranı dikkate alınarak İdare tarafından tespit edilen oranda artırılarak alıcı tarafından ödenecek. Vadeli satışlarda belirlenen peşinat oranları asgari oranlar olup, dileyen alıcılar kredilendirilen borç bakiyelerini düşürebilmek amacıyla satış tarihinde ek peşinat ödemesi hakkına sahip olacak. Ek peşinat miktarı gayrimenkul bedelinin yüzde 1’inden az olamayacak. Tekliflerin İdareye iletilmesi aşamasında alıcı adaylarının, Emlak Yönetim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.’nin KDV hariç satış bedeli üzerinden alınan yüzde 2+KDV oranındaki komisyon bedelini yatırması gerekecek. Ayrıca, sözleşmeden doğan banka komisyonu alıcıya ait olacak.
ANKARA’DA 40 GAYRİMENKUL SATIŞTA
TOKİ Ankara’da 37’si konut, üçü iş yeri olmak üzere 40 gayrimenkulü satışa çıkardı. Ankara Kızılcahamam Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde satışa sunulan 20 konutun teslimi 36 ay sonra olacak. KDV oranının yüzde 1 olduğu bu konutların teminat bedeli 200 bin lira. Ankara Haymana’da 103.9 metrekarelik iş yeri 2 milyon 483 bin 250 lira muhammen bedel, 200 bin lira teminat bedeliyle satışa çıkarıldı. İş yerlerinin teslim tarihi 12 ay sonra olacak.
İstanbul Başakşehir’de 3, İstanbul Gaziosmanpa’daki 1 konut hemen teslim şartıyla satılacak. İzmir Kemalpaşa Çamlıbel Mevkii’nde 3, İzmir Menemen’de 1, İzmir Torbalı’da 1 konutun satışı yapılacak. Bu konutların satışında da KDV oranı yüzde 1 olacak.
TOKİ’nin iş yeri satışlarında ise hemen teslimin yanı sıra, 1, 3, 6, 9 ve 12 ay sonra teslim tarihi olan gayrimenkuller dikkat çekiyor. Bu arada şunu da hatırlatalım, TOKİ’nin satışa çıkardığı konutların bazılarında KDV oranı yüzde 1, bazılarında ise yüzde 10 olarak ilan edilmiş bulunuyor. Alıcıların bu ayrıntıya dikkat etmesi gerekiyor. İş yeri satışlarında ise KDV oranı yüzde 20 olarak uygulanıyor.
500 BİN LİRA MUHAMMEN BEDELİN ALTINDA
TOKİ’nin satışa çıkardığı taşınmazlar arasında, muhammen bedeli 500 bin liranın altında olan altı gayrimenkul bulunuyor. Eskişehir Sarıcakaya’da 35.78 metrekarelik iki iş yeri 450 biner lira muhammen bedelle, Sivas Kangal’da 32 metrekarelik iki iş yeri 335 biner lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Şanlıurfa Eyyübiye’de 35.39 metrekarelik işyeri 354 bin lira, 28 metrekarelik iş yeri ise 280 bin lira muhammen bedelle ilan edildi. Söz konusu 6 işyeri için teminat bedeli 50 biner lira olarak belirlendi. Satış ilanında muhammen bedeli 500 bin lira ile 1 milyon lira arasında değişen 59 işyeri de bulunuyor.
250 civarında gayrimenkul 1 ile 3 milyon lira muhammen bedel aralığıyla satışa sunulurken, 24’ü işyeri, 18’i konut olmak üzere 42 taşınmaz ise 3-5 milyon lira muhammen bedelle satışta.
Eskişehir Odunpazarı’da 261.3 metrekarelik iş yeri 6 milyon 5 bin lira, Tekirdağ Çorlu’da 97.04 metrekarelik iş yeri 5 milyon 145 bin lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Kocaeli İzmit’te 454.5 metrekarelik iş yeri 7 milyon 691 bin lira muhammen bedelle satışta. Bu üç gayrimenkulün de teminat tutarı 400 bin lira olarak belirlendi.
Ankara Kızılcahamam’da 161.7 metrekarelik 18 konut, açık artırmayla satılacak. Çeşitli büyüklüklerde Trabzon Arsin’de sekiz iş yeri, Balıkesir Altıeylül’de dört iş yeri, Kastamonu Azdavay’da dört, Kocaeli İzmit’te dört iş yeri satışta.
KDV’DEN MUAF KONUT VE İŞ YERİ SATIŞLARI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı dört ilde 83 iş yeri, 65 konut ve 1 oteli, iki ilde 148 muhtelif arsayı açık artırmayla satışa çıkardı. Müzayedeler Emlak Yönetim tarafından düzenlenecek. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın gayrimenkul satışları KDV’den muaf olacak. Kanuni faizin uygulanacağı satışlarda, konut ve iş yerleri yüzde 25 peşin, 60 ay vade imkanıyla, arsalar yüzde 25 peşin 24 ay vade imkanıyla satılacak. Peşin ödemede yüzde 20 indirim uygulanacak. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı; Ankara Altındağ Gümüşdere’de büyüklüğü 28 metrekare ile 162 metrekare arasında, muhammen bedeli 945 bin 261,54 lira ile 7 milyon 111 bin 866,74 lira arasında değişen 68 iş yerini hemen teslim şartıyla satışa çıkardı. Konya Seydişehir Keçikapı’da 108 metrekarelik 24 konut, 1 milyon 190 bin lira ile 1 milyon 330 bin lira arasında değişen muhammen bedel, 200 bin lira teminat tutarıyla satışa çıkarıldı. 3+1 olan bu konutlar, hemen teslim edilebiliyor.
Samsun Canik Yeni’de ilana çıkarılan 62 metrekare ile 235 metrekare büyüklüğe sahip 13 iş yerinden altısı depolu. Muhammen bedelleri 2 milyon 375 bin lira ile 5 milyon 720 bin lira arasında değişen bu iş yerleri, hemen teslim edilebiliyor.
Samsun Canik Yeni’de ilana çıkarılan 41 konut da hemen teslim şartıyla ilanda. Büyüklüğü 119 metrekare ile 158 metrekare, muhammen bedelleri 2 milyon 225 bin lira ile 3 milyon 310 bin lira arasında değişen bu konutlardan sekizi 3+1, 33’ü 2+1.
DİYARBAKIR’DA SATILIK OTEL…
Kentsel Dönüşüm Başkanlığı, Diyarbakır Sur Alipaşa’da bin 274 metrekarelik oteli 33.1 milyon lira muhammen bedelle satışa çıkardı. Açık artırmayla satışı yapılacak otel için teminat tutarı 6 milyon lira olarak belirlendi. Otel zemin+bir kattan oluşuyor.
Diyarbakır Sur’da iki ticaret alanı da satışta. Diyarbakır Sur Dabanoğlu’daki 134 metrekarelik ticaret alanı 4 milyon 90 bin lira muhammen bedel, 1 milyon lira teminat tutarıyla, Diyarbakır Sur Özdemir’deki 348 metrekarelik ticaret alanı 9 milyon 750 bin lira muhammen bedelle, 1 milyon lira teminat tutarıyla satışa çıkarılmış bulunuyor.
Dört ildeki gayrimenkullerin açık artırma toplantıları, 7 Aralık’ta saat 10.30’da Ankara’da The Green Park Hotel’de, İstanbul’da TOKİ İstanbul Hizmet Binası’nda yapılacak. Ayrıca açık artırmaya,internettende (www.emlakmuzayede.com.tr) teklif verilebilecek. Kahramanmaraş ve Malatya’daki 148 muhtelif arsanın müzayedesi ise 4 Aralık’ta Malatya Kongre ve Kültür Merkezi Kemal Sunal Salonu’nda ve internet üzerinden katılımla yapılacak. Açık artırmaya, internetten üzerinden de teklif verilebilecek.
TEMİNAT BEDELLERİ 50 BİN-400 BİN LİRA ARASINDA
TOKİ’nin 32 ilde satışa çıkardığı 169 konut ve 28 ilde 192 iş yerlerinin teminat bedelleri 50 bin lira ile 400 bin lira arasında değişecek. Gayrimenkullerin katılım teminatları, muhammen bedeli 599 bin 999 liraya kadar olanlar için 50 bin lira, 600 bin lira ile 1 milyon 499 bin 999 liraya kadar olanlar için 100 bin lira, 1.5 milyon lira ile 4 milyon 999 bin 999 liraya kadar olanlar için 200 bin lira, 5 milyon lira ve üstü olanlar için 400 bin lira olacak.
KONYA TUZLUKÇU PROJESİ’NDE ÖZEL ŞARTLARLA SATIŞ
TOKİ, 126 konuttan oluşan Konya Tuzlukçu Projesi çerçevesinde 12 konutu özel şartlarla satışa çıkardı. Teminat bedelinin 150 bin lira olarak belirlendiği Konya Tuzlukçu Projesi konutlarının satışına, Tuzlukçu ilçe nüfusuna kayıtlı olanlar veya başvuru döneminden geriye doğru bir yıldan az olmamak koşuluyla Tuzlukçu da ikamet ettiğine dair nüfus müdürlüklerine, e-devlet üzerinden alınan belge ibraz edenler katılabilecek. Hemen teslimi yapılacak bu konutlara yönelik sözleşme imzalama aşamasında; doğalgaz abone bağlantı ve güvence bedeli olarak, Enerya Konya Gaz Dağıtım A.Ş. tarafından talep edilen bağımsız bölüm sayısına karşılık gelen 2 bin 182,90 lira doğalgaz abonelik bedeli, hak sahipleri tarafından yatırılacak.
İNTERNET ÜZERİNDEN DE TEKLİF VERİLEBİLECEK
-TOKİ’nin 13-14 Aralık’taki gayrimenkul satışlarına Türkiye Cumhuriyeti (TC) vatandaşı olan ve 18 yaşını doldurmuş gerçek kişiler ile TC kanunlarına uygun kurulan tüzel kişilikler başvurabilecek.
-İlana çıkarılan gayrimenkuller için düzenlenecek açık artırmalar, Ankara’da The Green Park Hotel’de, İstanbul’da TOKİ İstanbul Hizmet Binası’nda yapılacak.
-Açık artırmaya, ayrıca internetten üzerinden de (www.emlakmuzayede.com.tr) teklif verilebilecek. İnternet katılımı için kayıtlar 12 Aralık 2023 Salı günü saat 10.30’a kadar alınacak.
-Satış işlemlerine yönelik satış organizasyonu hizmetleri Emlak Yönetim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş. tarafından yerine getirilecek.
-Açık artırmaya ilişkin bankacılık hizmetleri Türkiye Halk Bankası ve Ziraat Bankası tarafından yürütülecek. Başvurular ve teminatlar bu bankaların tüm şubeleri aracılığıyla kabul edilecek.
-Açık artırmalarda, alıcı olamayanların teminatlarının iade işlemleri 21 Aralık 2023’te yapılacak.
Fidye saldırılarının oranı ikiye katladı
Siber saldırılar 2023’te ciddi artış yaşarken, sadece 2022’de çeyrek milyar kişinin bilgisi çalındı. Fidye yazılımlarının oranı iki yıl içinde yüzde 34’ken bu rakam yüzde 64’e yükseldi. Yapay zekâ temelli saldırılar da 2024’e damga vuracak.
Son yıllarda finans ve bankacılık sektörüne yönelik saldırıların sıklığında ve karmaşıklığında önemli bir artış var. Veri ihlallerinin sayısına göre finans kurumları, en çok etkilenen ikinci sektör oldu. En çok ABD, Arjantin, Brezilya ve Çin’deki kurumlar etkilendi. Aralık 2022 itibarıyla finans ve sigorta kuruluşları dünya çapında 566 ihlal yaşadı ve bu da 254 milyondan fazla kaydın sızdırılmasına yol açtı.
Finansal hizmetlere yönelik fidye yazılımı saldırılarının oranı 2022’de yüzde 55’ten 2023’te yüzde 64’e yükseldi. Bu oran, 2021’deki yüzde 34 rakamının neredeyse iki katıdır. Şifreleme gerçekleşmeden önce 10 saldırıdan yalnızca 1’i durduruldu; bu da kuruluşların toplamda yüzde 81’inin fidye yazılımları tarafından durdurulduğunu gösteriyor.
2024’TE SALDIRILAR ARTACAK
Sektörün en büyük küresel kurumlarından biri olan Kaspersky uzmanlarına göre, yapay zeka ve otomasyonun yaygınlaşması nedeniyle tehditlerin artmasına bağlı olarak, finansal kurum ve kuruluşların 2024 yılında savunmalarını güçlendirmeleri gerekiyor. Siber güvenlik şirketi, 2024 yılına dair suç yazılımları raporu ve finansal odaklı saldırı tahminlerinde siber saldırılarda artış, doğrudan ödeme sistemlerinin istismarı, Brezilya’daki bankacılık Truva atlarının yeniden canlanması ve açık kaynaklı arka kapılı paketlerde artış öngörüyor.
İKİ TARAF DA YAPAY ZEKAYI KULLANIYOR
Siber güvenlik alanında bir yandan güvenlik firmaları yapay zekayı kullanırken bir yandan da korsanlar yapay zekayı kullanıyor. Saldırılar daha karmaşık hale gelirken siber güvenlik firmaları da saldırı daha olmadan yapay zeka sayesinde tespit yapabiliyor. Doğuş Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik İnisiyatif Lideri Eray Gözener, “Yapay zekânın siber güvenlik alanında devrim yaratan uygulamaları var. Bakarsak hem tehdit potansiyelini artırdığını hem de savunma yöntemlerini güçlendirdiğini görüyoruz. Örneğin, fidye yazılımı veya kimlik avı saldırıları gibi tehditlerin yapay zeka ile daha büyük bir kitleye daha karmaşık ve manipülatif bir yaklaşımla etki edebilmesi mümkün olurken buna karşın bizler saldırıları önceden tespit etme ve korunma konusunda yapay zekanın gelişmiş teknolojik yeteneklerinden faydalanabiliyoruz. Kurumsal düzlemde ise büyük veri analizi, makine öğrenmesi ve davranışsal analizler gibi yöntemlerle, zararlı yazılımları tespit eden Endpoint Detection and Response (EDR) sistemlerinin ve ağ güvenliği izleme çözümlerinin saldırılara daha akıllı, hassas, verimli ve otomatik tepki verme avantajını saldırganlara karşı daha esnek ve uyumlu bir savunma sağlama potansiyeline örnek olarak verebiliriz. Yapay zekadan beslenen yeni nesil çözümler sayesinde, güvenlik uzmanlarının daha spesifik ve gerçek tehditlere odaklanmalarına olanak tanıyarak, zaman ve kaynakların daha etkili kullanılması da sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
İKİ FAKTÖRLÜ DOĞRULAMA GEREKİYOR
Siber saldırı türlerinde şu anda belirgin bir değişim için gözlemlenmediğini belirten Gözener, şunları söyledi:
“Artık teknik becerilere sahip olmayan kötü niyetli kişilerin bile siber risk oluşturabildiklerini görüyor, mevcut risklerin ise daha kompleks metodolojiler izlediklerine tanık oluyoruz. Kimlik avı saldırılarında yapay zeka kullanımı, oltalama senaryolarını daha gerçekçi ve kişiselleştirilmiş hale getirirken, derin sahtecilik (deepfake) saldırıları, bilgisayar tarafından üretilen karmaşık videolar, sesler ve görüntülerle itibar zedeleme ve dolandırıcılık gibi yeni boyutlar ekleniyor. Bireyler ve kurumlar, bu tarz siber risklerden korunmak için şüpheci olmalı, güçlü parolalar belirleyerek her bir platformda tahmin edilemez farklı şifreler oluşturmalı ve iki faktörlü güvenlik doğrulaması katmanı ile saldırganların işini zorlaştırmalıdır. Doğuş Teknoloji olarak siber güvenliğin sadece ilgili ekiplerin değil, tüm bireylerin, tüm çalışanların ortak sorumluluğu olarak ele alınması ve her bir uygulamaya erişimin yetkili bir hesap gibi korunması gerektiğine inanıyoruz.”
BES fonlarının getirileri, piyasalardan nasıl etkileniyor?
BES fonlarının getirileri, piyasalardaki dalgalanmalardan etkileniyor. Arada bir piyasalara göz atarak, belki fon dağılımını güncellemek gerekebilir. Bu hafta BES yatırımcısının borsa, altın, faiz karşısında portföyünü nasıl dengeleyebileceği konusunda ipuçları veriyoruz…
Bu yıl BES çok gündemdeydi. Hem BES’in 20. yaşını kutlaması hem mevzuattaki düzenlemeler, bütün dikkatleri üzerine çekti. Ama BES fonları para ve sermaye piyasalarında işlem gören varlıklara yatırım yapıyor. Dolayısıyla BES fonlarının getirileri de bu piyasalardaki dalgalanmalardan etkileniyor. Arada bir piyasalara göz atarak, belki fon dağılımını güncellemek gerekebilir. Öyleyse, haydi gelin, bu hafta biraz da fonlara ve piyasalara bir göz atalım, ne dersiniz?
BORSA ZİRVEDE OYALANIYOR
Piyasa denince akla ilk gelen borsa. BİST 100’de 3 Ekim’de 8.500’lerde oluşan zirveden geri dönüşle, 25 Ekim’de 7.400’ler test edildi. Bunun ardından piyasada toparlanma ve güçlenme çabası izleniyor. Ancak BİST 100’ün işlem hacmindeki daralma, şimdilik yukarı yönlü bir atağın üzerinde baskı oluşturuyor. Endeksin Mayısta 4.400 seviyelerde olduğu göz önüne alınırsa bu baskının nedeni anlaşılabilir. Diğer yandan son hızla devam eden halka arzlar ile piyasadan para çekilişi de devam ediyor. Tabii ki, bu para çıkışı da piyasadaki likiditeyi kurutuyor.
Peki bu durumda BES hisse fon ve agresif değişken fon yatırımcıları başta olmak üzere nasıl bir yol izlemeli? Burada katılımcının risk algısına ve sistemde bulunma durumuna bakmakta fayda var. 18 yaş altındakiler, gençler, sistemde henüz yeni birikim yapmaya başlayanlar ve sistemde kalacağı yolu yarılamamış olan katılımcılar; Borsa İstanbul’daki olası satış baskısını hisse fon alımına devam ederek değerlendirebilir. Böylelikle katkı paylarının karşılığında daha fazla sayıda fon payı almış olacaklar. Sistemde yolu yarılamış ya da emekliliğine yaklaşmış katılımcılar, eğer yoğun olarak hisse fon taşıyorlar ise bir miktar pozisyonlarını azaltarak sabit getiri sağlayan para piyasası fonu temkinli değişken fon, borçlanma araçları fonu gibi fonlara geçebilirler.
ALTIN PİYASASI CANLI
Yurtdışı piyasalarda altının ‘ons’ fiyatı tarihi zirve seviyesi olan 2.000-2.100 aralığında dalgalanıyor. Teknik analiz açısından 2.100 seviyesinin yukarı yönde geçilmesi altında yeni bir çıkış hareketinin başlangıcı olarak değerlendirilecek. Bu nedenle altın yatırımcıları hop oturup-hop kalkıyor. Ancak altının kendi getirisi olmadığı için altın fiyatları Amerikan tahvil faizlerinin etrafında şekilleniyor. 1980’lerde 15 seviyelerinden başlayan düşüş trendi ile 0,6’lara kadar geri çekilen Amerikan 10 yıllık tahvil faizleri şimdilerde 4,3 seviyelerinde. Analistler, Amerikan 10 yıllıklarındaki yukarı hareketin ana trend içinde bir tepki mi, yoksa yeni bir trendin başlangıcı mı olduğunu anlamaya çalışıyor. Eğer Amerikan tahvil faizleri bir çıkış trendinin başında ise ons altın fiyatları muhtemelen çok yukarıya hareket edemeyecektir, diye düşünülüyor.
Peki, BES’te altın fonlarına yatırım yapanlar ne yapmalı? BES havuzunun yaklaşık yüzde 27’si külçe altın ve altına dayalı kamu kira sertifikalarından oluşuyor. Kıymetli maden fonları, altın fonları ve değişken fonlar altın ve altına dayalı kamu kira sertifikalarını portföylerinde tutuyor. İçeride dolar/TL paritesine göre belirlenen gram altın fiyatları BES havuzunun getirisine de etki ediyor. Özellikle pariteden gelen değer artışları altın yatırımcılarını teşvik ediyor. Ha, bir de normalde getirisi olmayan altın yatırımları için BES’te yüzde 30 devlet katkısının olması katılımcıları cezbediyor. Dolayısıyla BES portföylerinde bir miktar altın bulundurmak, portföyü dengelemesi açısından önemli.
DOLAR/TL ZİRVEYE ULAŞTI MI?
Teknik analizin ana kurallarından biri, üzerinde çalışılan piyasada tam rekabetin hakim olmasıdır. Dolar/TL piyasasında kamu ağırlıklı işlemler önemli yer tuttuğu için bu piyasada tam rekabetten bahsetmek zor. Yurtdışından kaynak bulmaya çalışan ekonomi yönetimi, yüklü miktarda döviz yatırımı sağlayabilirse en azından yukarı hareketi bir süre erteleyebilir. Ancak cari açık başta olmak üzere ekonomideki dengeler kamu yönetimini de oldukça zorluyor. Parite yukarıya gittiğinde fiyatlara yansıyor ve enflasyonu azdırıyor, aşağı gittiğinde de ihracatçıların rekabet gücü azaldığı gibi, bu kez de ithalat patlıyor. Bu nedenle muhtemelen enflasyona paralel giden bir parite dengeleri sürdürmeye yardımcı olacaktır.
Peki, BES’te döviz cinsi varlıklara yatırım yapan dış borçlanma araçları fonları ve yabancı fonlarda durum ne olur? Getiri sağlanabilir mi, yoksa getiriler enflasyona yenilir mi? Görünen o ki, bu tür fonları çeşitlendirme amacıyla portföyde tutmakta fayda var.
FAİZ ENFLASYONU GEÇER Mİ?
Merkez Bankası Kasım ayında yaptığı son toplantıda faizleri yüzde yüzde 40’a yükseltti. Ancak enflasyon halen yüzde 60’ın üzerinde. Bu da faizlerin halen enflasyon karşısında getiri sağlayamadığını gösteriyor. Kamu 2024’te enflasyonun yüzde 35’lere, faizlerin de yüzde 25’lere çekilmesini öngörüyor. Bu nedenle sabit getirili varlıklara yatırım yapan borçlanma araçları fonları, para piyasası fonları, temkinli değişken fonlar ve kira sertifikası fonları olası faiz düşüş döneminde getiri sağlayabilir.
Henry Kissinger’ın yaşamına dair renkli ayrıntılar
Önce başkanlık danışmanı sonra da ABD’nin 56’ncı Dışişleri Bakanı olarak, 1973-1977 arası ülkenin dış politikasına damga vuran Nobel Barış Ödüllü efsanevi diplomat, Henry Kissinger, geçen hafta hayatını kaybetti. Bir diplomat olarak yaşantısındaki renkli dönemleri derledik.Adı, Heinz’dı. 1938’de 15 yaşındayken ailesiyle birlikte Almanya’dan ABD’ye göç etmişti.
Heinz adı, Henry oldu. Yüksek okul eğitimini tamamlamasının ardından önce başkanlık danışmanı sonra da ABD’nin 56’ncı Dışişleri Bakanı olarak, 1973-1977 arası ülkenin dış politikasına damga vuracak, geliştirdiği “Mekik Diplomasisi” ile Vietnam Savaşı’nı bitirecekti. Bu çabaları, beraberinde Nobel Barış Ödülü’nü de getirdi. Söz konusu efsanevi diplomat, Henry Kissinger’dı. Geçen hafta hayatını kaybetti. Her diplomat gibi onun da yaşantısında renkli dönemler oldu. İşte birkaçı:
* “Yasadışı mı?”
1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra ABD, Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı. O zamanlar Dışişleri Bakanı olan Melih Esenbel, 10 Mart 1975’te Ankara’ya gelen Kissinger ile görüştü. Görüşmede, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi William Macomber da vardı. Esenbel, ABD’nin Hollanda gibi Avrupalı müttefikleri aracılığıyla Türkiye’ye yedek parçalar gönderebileceğini söyledi. Macomber, “Ama bu, yasadışı olur” deyince Kissinger, gülerek ünlü sözünü söyledi: Eskiden olsaydı, “Yasadışı olanı hemen yaparız, anayasaya aykırı olanı yapmak biraz zaman alır” (The illegal we do immediately, the unconstitutional takes a little longer) derdim. Ama Enformasyon Özgürlüğü Yasası’ndan (Freedom of Information Act) sonra böyle sözler söylemeye çekiniyorum (Kaynak: The New American Magazine) (1966’da ABD Kongresi’nde kabul edilen yasaya göre kayda geçen resmi konuşmalar, önemine göre üç-beş yıl arası gizli tutulur sonra kamuoyuna açıklanır).
* Dr Garipaşk kim?
Sinema dünyasıyla ilgilenenler, Stanley Kubrick’i (1929-1999) iyi bilir. 1968’de çevirdiği “2001: Bir Uzay Macerası” (2001: A Space Odyssey), ilk en başarılı kurgu bilim (science fiction) filmiydi ve Türkiye’de de büyük ilgi gördü. Kubrick, 1964’te bir kara mizah filmine de imza atmıştı. Sovyetler Birliği ile ABD arasında nükleer sürtüşmenin tetiklediği “Soğuk Savaş” korkusunu hicveden filmi “Doktor Garipaşk veya: Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim” (Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb), İngiliz aktör Peter Sellers’in (1925-1980) üç farklı rolde göründüğü, tamamen fantezi bir konunun işlendiği çalışmaydı. Film 1989’da, Amerikan Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmişti. Yönetmenliğini, prodüksiyonunu ve senaryo yazarlığını Kubrick yapmıştı. Filmde ABD adına çalışan Nazi bilim adamı Doktor Garipaşk’tan söz ediliyordu. Hızla yayılan bir şehir efsanesine göre Dr. Garipaşk, Kissinger’ın kendisiydi. Ama Kissinger bunu hemen yalanladı. “Ben o zamanlar Harvard Üniversitesi’nde ünlü olmayan, adı sanı duyulmamış bir öğretim üyesiydim. Dr Strangelove karakterinin benimle özdeşleşmesi mümkün değil” dedi. Ama bugün bile aynı inanç devam ediyor. Oysa Kubrick’in ilham aldığı kişi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’dan ABD’ye kaçan roket bilimci Wernher von Braun’dan (1912-1977) başkası değildi.
* “Size kadın gönderelim”
Kissinger 1973’te, ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla Çin’e resmi bir ziyarette bulundu. ABD’li üst düzey bir yöneticinin Çin’i ziyaret etmesi, o zamanlar büyük bir olaydı. Çin’in başında Mao Çe Tung vardı (Mao Zedong da deniyor). Görüşmeler sırasında Mao, konuya girdi: “Bizde ticaretini yapabileceğimiz çok fazla bir şey yok. Ama aşırı bir kadın nüfusumuz var. İsterseniz size on binlercesini gönderebiliriz.” Kissinger gibi bir diplomasi ustası bile bu sözler karşısında dona kaldı. Hemen başka bir konuya geçti. Ama Mao, şakasında ısrarlıydı: “Çin kadınlarını istemez misiniz? Size on milyon kadın gönderebiliriz.” Kissinger, “ABD’ye döndüğümde bunu arkadaşlarla konuşurum” demekle yetindi. Mao, daha sonra kadın çevirmeninden özür diledi ve sözlerinin kayıtlardan çıkarılmasını istedi. Ama toplantı odası Amerikalı diplomatlarla doluydu. Biri bu sözleri, büyük bir keyifle basına sızdırabilirdi. Sızdırdı da.
* En çekici erkek
Bir öğrenciyken bile kızlara çekici geliyordu. Kadınlar onunla tanışmaktan çok büyük mutluluk duyduklarını söylüyordu. 1972’de Amerikan Playboy dergisinin yaptığı bir ankette Kissinger, “en çekici” erkek seçildi. Hollywood’un ünlüleri Diane Sawyer, Candice Bergen, Jill St. John, Shirley MacLane, Liv Ulman onu, “tanıştıkları en karizmatik erkek” olarak nitelendiriyordu. 1949’dan 1969’a kadar Ann Fleischer ile evli kaldı. 1974’te ise Nancy Maginnes’le dünya evine girdi. Magazin basını, son evliliğini şiddetle eleştirdi. Ama Nancy bu eleştirilerin, “rezillik”ten başka bir şey olmadığını söyledi.
* Cameo oyuncusu
Kissinger, filmlerde ve TV dizilerinde cameo oyunculuğu yapmayı (çok kısa rollerde görünmeyi) seviyordu. 1983’te “Hanedan”, 1999’da “Kardeşimin Bakıcısı” dizilerinde göründü. Yine 1999’da, “Her Çocuk için Masallar” dizisine sesiyle katıldı. Bu kadar mı demeyin. 141 film, TV dizisi, belgesel, özel röportajda ya kendisi gözüktü ya seslendirdi ya da danışmanlık yaptı (Yaşı uygun olan okuyucularımız, TRT televizyonunda da gösterilen Hanedan dizisini hatırlayacaktır. John Forsythe, Linda Evans, Joan Collins gibi ünlülerin oynadığı dizi, beş Altın Küre ödülü almıştı).
* Ayakkabısı delik aday
1973’ün eylül ayıydı. Henry Kissinger’ın Dışişleri Bakanı olarak atanacağı bir dönemdi. Atamayı onaylayacak Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üyeleri karşısında biraz ter döktü. Oturduğu sandalyede sık sık ayaklarının konumunu değiştiriyordu. Bir ara ayağını çapraz bir konumda tutarken, o da ne? Kissinger’ın ayakkabısının altında büyük bir delik vardı. Haber ajanslarından United Press International’ın foto muhabiri, fırsatı kaçırmadı ve deklanşöre bastı. Fotoğrafın gazetelere servis edilmesinden sonra halk, Kissinger’ın evine yüzlerce çift yeni ayakkabı gönderdi. Numarası tutsun tutmasın. 1969’dan beri Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanı’ydı ve çok koşturuyordu. Ayakkabısının eskidiğini fark etmemişti bile.
* “Köpek balıklarını uzaklaştırın”
Ünlü isimleri korumak kolay bir iş değildir. Eski gizli servis ajanlarından Dennis McCarthy, 1985 yılında çıkardığı “Başkanı Korumak – Bir Gizli Servis Ajanı’nın Hikayesi” (Protecting the President – The Inside Story of a Secret Service Agent) adlı kitapta, okuyucularıyla 1977 yılından kalma bir anekdot paylaşır. Başkan değilse bile Kissinger ve eşi, her zaman yakın korumada olmuştur. Çift, Meksika’nın tatil cenneti Acapulco’da dinlenmektedir. Yüzmek için plaja indiklerinde “Köpek balıklarına dikkat” yazılı tabelalar görürler. Kissinger sadece güneşlenmeyi tercih eder. Ama karısı yüzmek istemektedir. Kissinger korumalarından, eşini köpek balıklarından uzak tutmalarını ister. Korumalar önce tebessüm eder. Ama Kissinger şaka yapmamaktadır. Gizli servis ajanlarından Dennis McCarthy, “Korkuyorsanız yüzmeyin” tavsiyesinde bulunur. Daha sonra da “Köpek balıkları kumsala çıkarsa, onlarla mücadele ederiz” der. Kissinger, isteğinin saçmalığını fark eder ve işi bu kez şakaya vurur.
* “Tıpkı ben”
ABD’de yönetimin önde gelen figürlerinin, yağlı boya portrelerinin yapılması gelenektir. Kissinger da portresinin yapılması gerekli kişiler arasındaydı. 1978’de Dışişleri Bakanlığı, Boston’lı ressam Gardner Cox ile 12 bin dolara anlaştı. Cox daha önceki dışişleri bakanlarından Dean Acheson ve Dean Rusk’ın portrelerini yapmıştı. Ama bakanlık yetkilileri biten tabloyu beğenmedi. Kissinger’ın dinamizminin yeteri kadar vurgulanmadığını ileri sürdüler. Ressamdan değişiklik yapmasını istediler. Ama Cox, bunu reddetti. Parasını da alamadı. Kendisine sadece masrafları için 700 dolar verildi. Daha sonra Houston’dan Anthony Wills ile anlaşma sağlandı. Bu kez portre o kadar başarılıydı ki Kissinger bile “Tıpkı ben” dedi. Ardından esprisini patlattı: “Tabloyu Rushmore Dağı’na asabilirsiniz” (ABD’de Güney Dakota eyaletinde bulunan Rushmore Dağı’nın bir cephesinde dört ABD başkanının, kayalara oyulmuş dev büstleri bulunur. George Washington, Abraham Lincoln, Theodore Roosevelt ve Thomas Jefferson’ın anıt büstlerinin yüksekliği 18-20 metre arasıdır. Anıtın yapımına 1936’da başlanmış, 14 yılda bitirilmiştir. Başkanlar, ABD’ye en çok hizmet etmiş olanlardan seçilmiştir).