Masterchef Şampiyonunda özel hamburgerler

Together Food Hall’de yer alan White Burger, misafirlerine gerçek burger lezzetini tatma şansı sunuyor.

Masterchef Türkiye 2020 Şampiyonu Serhat Doğramacı’nın kurduğu ve özgün reçeteleriyle menüyü oluşturduğu White Burger’de ekmekten soslara her şey katkı maddesiz.

Ataşehir Watergarden AVM’ye bulunan Together Food Hall, aynı çatı altına topladığı 13 farklı markayla herkese zevkine uygun, keyifli bir yemek yeme imkânı sunuyor. White Burger. Ekranların sevilen yarışması Masterchef Türkiye’de 2020 şampiyonluğunu alan Serhat Doğramacı’nın kurup kendine özgü reçetelerinden menüsünü oluşturduğu White Burger by Serhat Doğramacı, lezzetle kaliteyi ve mükemmel sunumu bir araya getiriyor. Beyazın temizliğini ve saflığını yansıtan bir konsepte sahip atmosferiyle dikkat çeken marka, misafirlerine “her ısırıkta beyaz kadar saf bir deneyim sunmayı” hedefliyor.

Ekmekten soslara katkı maddesiz üretim

Tüm ürünlerinde benimsenen lezzet ve kalite standartları gereği yalnızca belirli ırklara ait ve özenle seçilen etler kullanıldığı gibi ekmekten soslara kadar her şey White Burger tarafından katkı maddesiz ve günlük olarak üretiliyor. ISO22000 kalite standartlarında üretim yapılarak, yalnızca helal sertifikalı ve güvenilirliği yetkili kuruluşlarca ispatlanmış, Türkiye’nin en büyük kurumsal et tedarikçileriyle çalışılıyor.

45 temel ürünü 2023 fiyatlarıyla satışa

Bizim Toptan, 8 Şubat-8 Mart tarihleri arasında temel ihtiyaçlardan oluşan toplam 45 ürünü, 2023 fiyatlarıyla bireysel müşterilerine satışa sunuyor.

Türkiye’nin en yaygın organize toptan marketi Bizim Toptan, 2024 yılının ilk büyük kampanyasını “Nerede O Eski Fiyatlar” diyenler için başlattı. Yeni kampanya kapsamında 8 Şubat-8 Mart 2024 tarihleri arasında un, şeker, çay, zeytin, bakliyat, deterjan, şampuan gibi hanelerin en temel ihtiyaçları arasında yer alan toplam 45 ürün, 2023 yılı fiyatlarıyla Bizim Toptan mağazalarında ve ‘bizimtoptan.com.tr’de bireysel müşterilere satışa sunuluyor. Yıl boyunca toptan fiyatına sattığı ürünleri ve düzenlediği kampanyalarla müşterilerinin yanında olan Bizim Toptan, bu yeni kampanyasıyla da müşterilerinin bütçesine ve enflasyonla mücadeleye katkı sağlamaya devam ediyor.

 

Hüseyin Balcı: “Hanelerin bütçesine bereket katmayı hedefliyoruz”

Kampanya ile ilgili açıklama yapan Bizim Toptan CEO’su Hüseyin Balcı şunları söyledi:

“Türkiye’de organize toptan satış sektörünün lider markası olarak kaliteli ve uygun fiyatlı ürünlerimizle her zaman olduğu gibi 2024 yılında da ülkemiz ekonomisine desteğimizi sürdürüyoruz. Çok geniş bir ürün yelpazesinde bireysel müşterilerimize özel 1 ay boyunca devam edecek yeni kampanyamızla amacımız hanelerin bütçesine deyim yerindeyse ‘bereket’ katmak olacak.”

Erken tanı kalıcı görme kaybından kurtarıyor!

Hipofiz bezi, salgıladığı hormonlarla birçok organımıza müdahale ederek yaşamsal fonksiyonlarımızı düzenleyen bir bezdir. Vücuda salgılanan tüm hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan hipofiz bezinden köken alan tümörlere ise ‘hipofiz tümörü’ deniliyor. Genellikle yavaş büyüyen ve iyi huylu olan hipofiz tümörleri her yaş grubunda görülse de 45 yaşından sonra daha sık gelişiyor. Tam olarak oluşum nedeni bilinmeyen hipofiz tümöründe genetik etkenlerin ve çevresel faktörlerin rol oynayabileceği düşünülüyor. Hormon salgılayan ve salgılamayan olmak üzere iki gruba ayrılan hipofiz tümörlerinin tedavisinde geç kalındığında pek çok sağlık sorunu gelişebileceği için erken teşhis büyük önem taşıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinin en yakın komşusu olan göz sinirlerine yaptığı baskı nedeniyle kalıcı körlüğe yol açabileceğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla görüş alanının dış taraflarında görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime başvurmak çok önemlidir. Hasta şikayetlerini dikkate alır ve hekime başvurursa, teşhis tümör küçükken konulup, görme kaybının ilerlemesi önlenebilir. Ancak hasta bulguları göz ardı ederse tümörün boyutları iyice artabilir, bunun sonucunda tedavi daha komplike hale gelebilir. Çok daha önemlisi kalıcı körlük ile sonuçlanabilir” diyor.

Prof. Dr. Fatih Bayraklı,

Prof. Dr. Fatih Bayraklı

Erken dönemde teşhis çok önemli

Hipofiz tümörleri, boyutlarına ve salgıladıkları hormonun tipine göre belirti veriyorlar. Bazı hipofiz tümörleri büyümelerine rağmen hormon salgılamayan özellikte oluyor. Bu tümörler büyük boyuta ulaşıncaya dek sinyal vermeyebiliyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hormon salgılayan tiplerinin ise tümörün boyutları küçükken belirti vermeye başladığına işaret ederek, “Hastalar şikayetlerini önemser ve hekime başvururlarsa tedavisinden etkin sonuçlar alınır. Tedavide geç kalındığında ise tümör büyüdükçe bulunduğu bölgenin çevresindeki önemli damar ile sinirlere baskı yaparak ciddi sorunlar oluşturabilir. Ayrıca tümörün cerrahi olarak tam çıkarılmasının artık mümkün olamaması nedeniyle radyoterapi gibi ek tedavilere başvurmak gerekebilir” diyor.

Gözlerdeki 3 sinyali göz ardı etmeyin!

Hipofiz bezi,  ‘optik kiazma’ olarak adlandırılan ve göz sinirlerimizin birleşim yeri olan bölgeye komşu bir organ. Dolayısıyla hipofiz tümörleri büyüdüklerinde bu bölgeye baskı yaparak göz sinirlerinin iletimini bozabiliyor. Bunun sonucunda hastaların görme yeteneğinde çeşitli sorunların gelişmeye başladığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, “Hipofiz tümörünün yaptığı baskılar sonucunda görüş alanımızın dış taraflarında görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi üç önemli şikayet oluşabilir. Bu tablo tümörün boyutunun ileri seviyelere geldiği, genelde bir santimi aştığı durumlarda daha sık olarak karşımıza çıkar. Görme yeteneğindeki bu tür yakınmalarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekir, zira tedavide gecikildiğinde kalıcı körlük gelişebilir” bilgisini veriyor.

Salgıladığı hormona göre belirti veriyor

Hipofiz tümörleri hormon salgılayan özellik sergiliyorsa, bu hormonların etkilerine göre belirti veriyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, belirtileri şöyle özetliyor:

Prolaktin sentezliyorsa: Her iki cinsiyette de infertilite, libidoda azalma ve osteoporoz gelişebilir. Bu yakınmalara kadınlarda adet düzensizlikleri ve meme başından süt gelmesi; erkeklerde ise erektil bozukluklar eşlik edebilir.

Prof. Dr. Fatih Bayraklı

Büyüme hormonu salgılıyorsa: Baş ağrısı, görme şikayetleri, yüzük ve ayakkabı boyutlarında artış, dilde büyüme, karpal tünel sendromu ve aşırı terleme sorunu yaşanabilir. Hastaların genel vücut hatlarının kalınlaşmış olduğu görülür.

ACTH (Adrenokortikotropik horman) salgılıyorsa: Cushing hastalığı gelişen bu tabloda kilo alımı, kas zayıflığı, osteoporoz, psikolojik bozukluklar ve hafif travmalarda bile kolayca oluşan yaralar gelişebilir. Hastalarda yuvarlak ve kırmızı/kızarık bir yüz, karında ve koltuk altlarında mor renkli çizgilenmeler, vücutta çürükler (ekimoz) görülür.

TSH (Tiroit stimülan hormon) salgılıyorsa: Çarpıntı, aritmi, kilo kaybı, guatr ve ellerde titreme yaygın belirtilerini oluşturur.

Üç ana tedavi yöntemine başvuruluyor

Hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmının tanısı biyokimyasal ve radyolojik tetkikler ile rahatlıkla konulabiliyor. Erken dönemde tedavi edildiğinde vücutta oluşan sorunlar ortadan kaldırılabiliyor, böylece hastanın kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinde ilaç, cerrahi işlem ve radyoterapi olmak üzere üç ana tedavi seçeneği olduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Bu üç tedavi yöntemi genelde beraber kullanılır. İlaç tedavisinin ilk basamak olarak uygulandığı tümörler, prolaktin salgılayan tümörleridir. Bu tümörlerin dışındaki tümörlerde ise cerrahi yöntem ilk sırada gelir. Cerrahi tedavide hedef, hormon salgılamayanlarda tümörün tamamının çıkarılarak çevre dokulara yaptığı baskının ortadan kaldırılması; hormon salgılayanlarda da yine tümörün tümüyle çıkarılarak hormonal dengenin tekrar sağlanmasıdır. Cerrahi yöntem endoskopik veya mikroskopik olarak yapılır. Endoskopik cerrahi daha güncel tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemi ise tümörün çeşitli nedenler ile  tamamen çıkarılamadığı veya tekrar oluştuğu durumlarda devreye girebilir. Uygun tümörlerde, cerrahi yöntem sonrasında hormon değerleri normale dönmediyse, medikal tedaviye başlanabilir”

Hayat Su’dan yeni reklam kampanyası “Hayat Kaynağım”

Hayat Su’dan yeni reklam kampanyası “Hayat Kaynağım”

“Su Hayattır” mottosu ile tüketiciyle buluşan Hayat Su, yeni reklam kampanyasında, verdiği tazeleme, destekleme, yenileme hissi ile yaşamın her anında var olduğuna dikkat çekiyor.
Yeni reklam filminde, su ve hayat ilişkisine atıfta bulunan Hayat Su, doğal mineralleriyle ihtiyaç duyulan her an yaşama gücü kaynağı için tüketicilerini destekleyerek yanında olduğunu vurguluyor.

Hayat Kaynağım Reklam Künyesi:

Reklamveren Temsilcileri: Pelin Aydoğdu, Şeyma Özhan, Sinan Arslan, Zafer Koçak, Deniz Onural, Zeynep Karakartal

Reklam Ajansı: Tribal Worldwide İstanbul

Yaratıcı Başkan: Arda Erdik

Ajans Başkan Yardımcısı: Başar Bellisan

Yönetici Yaratıcı Yönetmen: Melih Ediş

Yaratıcı Grup Başkanları: Bedriye Katip, Merve Tozanlı

Yaratıcı Ekip: Elif Setenci, İrem Apak Kasuto, Tennur Yıldırım, Ayşe Gürbıyık, Onur Karakaya, Cansu Gizel Güneyligil

Ajans Başkan Yardımcısı: Alp Gürsoy

Müşteri İlişkileri Direktörü: Kutay Serteser

Müşteri İlişkileri: Fatma Seren Gökkut, Serenay Çakır

Stratejik Planlama Direktörü: Ceren Şehitoğlu

Stratejik Planlama: Göktuğ Yurt, Furkan Özgür

Sosyal Medya: İklim Suaşan

Ajans Yönetici Prodüktörü: Gülengül Soytürk

Ajans Yönetici Prodüktör Yardımcısı: Ümit Bak

Ajans Prodüktörü: Levend Çağıl

Yönetmen: Turgut Akaçık

Yapım Şirketi: 25 Film

Post Prodüksiyon: 1000 Volt

Müzik: 25m2 Cenk Çelebioğlu

BİM bölgenin ayağa kalkması için yatırımlarına devam ediyor

BİM, 11 şehirde büyük yıkıma neden olan deprem felaketinin yaralarını sarmak için bölgedeki çalışmalarını sürdürüyor.

Depremin ilk gününden itibaren bölgenin ayağa kalkması için destek veren BİM, Hatay’da 21 yeni mağaza açılışı gerçekleştirdi.

Deprem sonrasında kalıcı kalkınmaya katkı sağlamak amacıyla yerel kooperatif ve kadın girişimcilerle birlikte geliştirdiği iş modellerini de devreye alan BİM, yeni mağazalarıyla birlikte bölgedeki 127 mağazasında yerel ekonomi ve istihdama da can suyu olmayı hedefliyor.

BİM Hatay’da depremden sonra açtığı 25 mağazayla birlikte 1 yıl içinde toplam 46 mağaza açmış oldu.

BİM CEO’su Haluk Dortluoğlu, “Ülkemiz, birlik ve beraberlik ruhuyla yaralarını hızlıca sarmaya başladı. Depremin ilk gününden itibaren BİM olarak bölgeye olan desteğimizi sürdürmek için hiç durmadık. Böylesi bir dönemde bölgenin güçlenerek ayağa kalkması için tüm gücümüzle çalışmak öncelikli görevimiz oldu” dedi.

Geride bırakılan bir yıllık süreçte hem bölgenin yaralarını sarmak hem de özellikle kadınların ekonomiye katılmalarını sağlamak için çalışmaya devam ettiklerini belirten Haluk Dortluoğlu, “Bizim için en değerli olan, toplumumuzun her bir ferdi için adil ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek. Açılışını gerçekleştirdiğimiz yeni mağazalar ile istihdama da katkı sağlayacak olmaktan mutluyuz” açıklamasını yaptı.

Raflar yerel üreticilere açık

Yeni açılan mağazalarda bölgeye mevcuda ek olarak yaklaşık 100 kişilik daha istihdam sağlanacağını ve son 1 yıl içinde açılan mağazalarla toplamda yaklaşık 225 kişiye istihdam sağladıklarını belirten Haluk Dortluoğlu şöyle konuştu: “Bu süreçte yerel üreticilerimize verdiğimiz desteği de artırmak istedik. Bölgenin toparlanması ve güçlenmesine kalıcı destek sunmak adına Aşhane’de kadınların ürettiği kurabiye çeşitlerini Hatay’daki mağazalarımızda satmaya başladık. Yakın zamanda Antakya BİM mağazalarında satılan günlük simitleri de yine Aşhane’den tedarik etmeye başladık ve Aşhane Antakya Kooperatifi’nin en büyük destekçisi konumuna geldik. Yaşanan felaketten en çok etkilenen kesim de kadınlar oldu, onların hayata kalıcı iş modelleriyle tutunması toplumun yeniden ayağa kalkması için önemli bir unsur.”

Bölgede kadınların güçlendirilmesine yönelik çalışmalarının sürdüğünü belirten Dortluoğlu: “Aşhane ile başladığımız yerel güçlendirme yolculuğumuz bugün yeni ve tamamen kadınların girişimiyle kurulmuş bir kooperatifle devam ediyor. Erzin Kadıneli Kadın Girişimi Üretimi ve İşletme Kooperatifi’nden tedarik edeceğimiz reçel, zahter gibi yöresel ürünlere de Hatay bölgesindeki mağazalarımızda yer vereceğiz. Bu sürecin herkes için hayırlı ve bereketli olmasını diliyorum. Yaralarımızı tek yürek, hızlıca saracağız” dedi.

Dünyada en sık görülen kanser türü: Meme kanseri!

Dünya Sağlık Örgütü, en sık görülen kanser türünün artık akciğer kanseri değil, meme kanseri olduğunu açıkladı. Dünyada her yıl 2 milyon 300 bin kadına meme kanseri tanısı konuluyor.  Ülkemizde de kadınlarda gelişen her 4 kanserden 1’ini meme kanseri oluşturuyor. Başka bir deyişle, her 8 kadından 1’i, yani kadınların yüzde 13’ü yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Prof. Dr. Metin Çakmakçı

Aile öyküsü yoksa meme kanseri gelişmez. YANLIŞ!

DOĞRUSU: ‘Ailemde meme kanseri yoksa bende de olmaz’ düşüncesi nedeniyle rutin kontroller sıkça ihmal ediliyor. Oysa meme kanserinin yüzde 90’ından fazlası kalıtsal olmayan etkenlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla meme kanseri tanısı alan kadınların çok büyük bir bölümünde aile öyküsü veya genetik bir bozukluk görülmüyor. Bu nedenle aile öyküsü olmayan kadınların da tarama programlarında yer alan mamografi, ultrasonografi ve meme muayenelerini yaptırmaları yaşamsal öneme sahip.

Sadece annenin aile öyküsü riski artırır! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinde aile öyküsünden söz edildiğinde aklımıza sadece annede ve 1’nci derece akrabalarda görülen meme kanseri geliyor. Aslında aynı şekilde baba tarafında meme kanseri görülmesi de riski yükseltiyor. Bunun sebebi ise genlerin yarısının anneden yarısının ise babadan gelmesidir.

Meme kanseri ağrı yapmaz. YANLIŞ!  

DOĞRUSU:  Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle meme kanserinin en yaygın ve en önemli belirtisi oluyor. Toplumda meme kanseriyle ilgili hatalı bilinen bir başka konu ise meme kanserinde kitlenin ağrı yapmamasına yönelik. Yaygın inanışın aksine, hastaların yüzde 1-2’sinde memede ve meme başında ağrı oluyor.

Mamografideki   radyasyon  miktarı çok yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde kullanılan modern mamografi cihazlarıyla gerçekleştirilen çekimler sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı, yaklaşık birkaç saatlik uçak yolculuğunda alınan radyasyon miktarına eş değer oluyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Tarama ve tanı amaçlı kullanılan mamografi kansere erken tanı konmasını sağlayarak hayat kurtarmaktadır. Dolayısıyla erken tanı için risk altında olmayan her kadının 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi, ultrasonografi ve hekim tarafından yapılan elle muayeneyi ihmal etmemesi gerekir. Risk altında olan kadınlarda ise bu taramalara daha erken yaşta başlanır.” diyor.

anserine yakalanma riski taşıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, son yıllarda tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalık olmaktan çıkarak kronik bir hastalığa dönüştüğüne dikkat çekiyor. Tedaviden başarılı sonuç alınması için kadınların tarama programlarında yer alan  tetkik ve muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve meme kanserine yönelik belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Ancak meme kanseriyle ilgili risk faktörlerinden tedaviye kadar pek çok konuda toplumda doğru sanılan hatalı bilgiler mevcut. Bu hatalı bilgiler hastaların gereksiz kaygıya kapılmalarına, daha da önemlisi hekime geç başvurmaları nedeniyle tedavinin güçleşmesine neden olabilmektedir” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı,  meme kanseri hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Emzirmek meme kanserinden korur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalara göre; 35 yaş altında doğum yapmak ve bebeğini uzun süre emzirmek meme kanseri riskini biraz düşürüyor. Ancak kadın olmak meme kanseri için tek başına önemli bir risk faktörü. Dolayısıyla erken yaşta doğum yapan ve emziren kadınların da meme kanseri riski taşıdıkları için rutin tetkiklerini aksatmamaları gerekiyor.

Doğum kontrol ilaçları meme kanserini tetikler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğum kontrol ilaçlarının meme kanseri riskini artırdığına yönelik iddialar da bilimsel olarak kanıtlanmamış. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Günümüzde kullanılan doğum kontrol ilaçlarının oldukça düşük dozda östrojen ve progesteron hormonu içermeleri nedeniyle meme kanseri riskini artırmaları beklenmez. Yapılan klinik çalışmalarda da doğum kontrol ilaçları kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini gösteren herhangi bir sonuç alınmamıştır” diyor.

Kanser tanısı konulan her kadın memesini kaybeder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Erken evre meme kanserinin öncelikli tedavisi cerrahi yöntem oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, cerrahi işlemlerde yıllar içerisinde ciddi gelişmeler yaşandığına işaret ederek, “Eskiden meme kanserinde genellikle; tümörün yanı sıra meme dokusu, meme altındaki bazı kaslar ve koltuk altında yer alan lenf düğümlerinin çıkarılmasıyla gerçekleştirilen mastektomi ameliyatı uygulanırdı.   Günümüzde ise özel durumlar dışında, kanser tanısı alan kadınların memesi korunabilmekte ve hastalığın tedavisi doğal bir meme görüntüsüne sahip sonuçlar ile gerçekleştirilmektedir” diyor.

Biyopsi ve ameliyat kanseri vücuda yayar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, memeye biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olmuyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı, kanserin iğne veya bıçağın değmesiyle vücuda yayılmadığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kanser riski taşıyan her kitleye; ultrasonografi, mamografi veya MR kılavuzluğunda alınan örneğin incelenmesi ile patoloji uzmanları tarafından tanı konulur. Erken evre meme kanseri tedavisinin ilk basamağı da cerrahi yöntemdir. Ameliyatlar kanseri vücuda yaymaz, tam aksine tümörün çıkarılmasını sağlayarak hayat kurtarır. Tedavide kullanılabilen üç farklı aracımız var: Cerrahi, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi (radyoterapi). Bunların üçü de farklı şekillerde ve farklı sırayla olsa da hemen hemen her hastada kullanılır. Erken evrelerde ilk tedavi basamağı ameliyatla tümörün yok edilmesi ve koltuk altındaki lenf bezlerinde tümör hücresi olup olmadığının anlaşılmasıdır. Bazı meme kanseri türlerinde evresine bakmaksızın önce ilaç tedavisi ile başlamanın daha iyi sonuç verdiğini biliyoruz. İlaç denilince hemen kemoterapi anlaşılmamalı, bugün elimizde tümör tipi ve evresine göre kullandığımız ve etki mekanizmaları çok farklı ilaçlar var”