Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) Başkanı Mohammed Ben Sulayem; Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu Onursal Başkanı Serkan Yazıcı ve TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı ile buluşmak için Marmaris’e geldi.
TOSFED ve FIA’nın üst yönetimleri arasında gün boyu süren karşılıklı istişarelerin yanı sıra, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da yoğun programı arasında FIA Başkanı’nı kabul etmesi, otomobil sporlarının ülkemizdeki gelişimi ve geleceği açısından çok önemli bir adım oldu.
Ziyaretle ilgili bir açıklama yapan TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı ‘Uzun zamandır yönetim kurulunda yer aldığımız FIA’nın Başkan seviyesinde ülkemize yaptığı ziyaret ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da FIA Başkanı’nı kabul etmesi, hepimizi onurlandıran bir gelişme oldu. Bir bakıma otomobil sporlarının hem ülkemizdeki gelişim eğrisi, hem de FIA’nın Türkiye’ye ne kadar önem verdiğini yansıtan bir adım olarak gördüğümüz görüşmeler son derece verimli geçti. Ülkemiz ve Federasyonumuzun organizasyon düzenleme kapasitesini her zaman takdir eden FIA Başkan Mohammed Ben Sulayem ile dünyanın önde gelen şampiyonaları Formula 1 ve Dünya Ralli Şampiyonası’nı yeniden ülkemize kazandırabilmek üzere istişarelerde bulunduk” dedi.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/03/s-1.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-03-06 10:58:492024-03-06 11:02:27FIA Başkanı Sulayem, Marmaris’te
“Pratik olarak, alınan kalori, harcanan kaloriden fazla ise organ ve dokularda yağ birikimi olur, biriken yağ miktarının, olması gerekenden fazla olması durumu da obezite ya da şişmanlık olarak tanımlanır.” diyen Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Karabulut obezite ile ilgili akla takılan 12 soruyu yanıtlarken bu süreçte kişinin iradesinin en az ameliyat olma kararını vermesi kadar önemli olduğunu, sonrasında beslenme düzenine özen göstermesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Koray Karabulut
1 – Obezite neden olur? Obezitenin ortaya çıkmasında birden fazla nedenden bahsetmek doğru olur. Bunları, yüksek kalorili beslenme, hareketsizlik, genetik olarak kilo almaya eğilimli olmak, metabolizma hızını yavaşlatan hastalıklar ve ilaçlar olarak özetleyebiliriz. Pratik olarak, alınan kalori, harcanan kaloriden fazla ise organ ve dokularda yağ birikimi olur, biriken yağ miktarının, olması gerekenden fazla olması durumu da obezite ya da şişmanlık olarak tanımlanır. Daha objektif bir tanılama ise Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile yapılabilir. Kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine oranı olan VKİ, 25 kg/m²‘nin üzerinde ise şişmanlıktan bahsedebiliriz.
2 – Obezite cerrahisi kimler için uygundur? Diyet ve egzersiz girişimlerine rağmen kalıcı kilo kaybı elde edememiş, vücut kitle indeksi 35kg/m² ve üzerinde olan veya 30kg/m² ve üzerinde olup, şişmanlıkla ilgili yandaş hastalığı bulunan bireyler için günümüzde tek etkin yöntem cerrahidir. Kanser tedavisinde yıllardır bilinen ve uygulanan “bireyselleştirilmiş tedavi” kavramı, obezite hastaları için de esas olmalıdır. Yani, tek tedavi şablonunun veya yönteminin tüm hastalara uygulanması değil, hastanın bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak, kendisi için en uygun tedavinin belirlenmesi esas olmalıdır.
Ergenlik dönemindeki bireylerden, 65 yaş üstü bireylere kadar, geniş bir yaş grubunda bu cerrahiler uygulanabilmektedir.
3 – Ameliyat kimler için riskli? Morbid obezite, yani hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlık çoğunlukla, hipertansiyon, diyabet, karaciğer yağlanması, kalp ve damar hastalıkları, uyku-apne sendromu, eklem problemleri, hormonal problemler gibi yandaş hastalıklarla birliktedir. Obezite, bu bireylerin günlük aktivitelerini zorlaştırıp, hayat kalitelerini bozmanın ötesinde, bahsedilen yandaş hastalıklara yakalanma riskini belirgin olarak arttırır. Bu hasta grubunda, ameliyatın riskleri, obezitenin getirdiği riskler ile karşılaştırıldığında, kabul edilebilir oranda düşük olduğunu söyleyebiliriz. Ameliyat öncesi yapılacak iyi bir değerlendirme ve yeterli hazırlık ile bu riskler azaltılabilir. Bu ameliyatların düşük riskli olduğunu söylemek mümkündür.
4 – Kişi kaç kiloya geldiğinde, boy kilo orantısı ne olduğunda ameliyat olmada kriter sağlar? Diyet ve egzersiz ile kalıcı kilo kaybı elde edememiş, vücut kitle indeksi 35 kg/m² ‘nin üzerinde olan veya vücut kitle indeksi 30 kg/m² ve üzeri olup, şişmanlık ile ilişkili yandaş hastalığı olan bireyler, bu cerrahiler için adaydırlar. Ameliyat kararı verilirken, hastanın ameliyat sonrası dönemde, beslenme disiplini ve düzenli egzersiz ile ilgili sorumluluklarını yerine getirebileceğine dair kanaat oluşması da vazgeçilmez derecede önemlidir.
5 – Obezite hangi hastalıklara sebebiyet verir? Obezite, hipertansiyon, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, eklem ve omurga hastalıkları, infertilite ve benzeri hormonal sorunlar, psikolojik sorunlara sebebiyet verir, bazı kanser türleri için risk faktörleri arasında yer almaktadır.
6 – Ameliyat olmazsa kişi yaşantısında nelere maruz kalabilir? Hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlığı olmasına rağmen ameliyat olmak istemeyen bireylerin, mevcut vücut ağırlıkları ile fiziksel aktivite yapmaları son derece zordur, yüksek tempolu egzersiz yapmaları kolay değildir, fiziksel aktivitelere bağlı, özellikle diz, kalça ve ayak bileği eklemleri ile ilgili sorun yaşama ihtimalleri yüksektir. Bu bireylerin, verilecek bir diyet programına istikrarlı bir şekilde, uzun süreli uyma oranları ise son derece düşüktür. Dolayısı ile bu bireylerin, diyet ve egzersiz ile kalıcı kilo kaybı elde etmelerini beklemek, gerçekçi değildir. Fazla kilolarından kurtulamayan bireyler için, yukarıda bahsedilen yandaş hastalıklara yakalanma riski artar, uyku kalitesi düşer, günlük fiziksel aktiviteler zorlaşır, öz güvenleri çoğunlukla azalır ve hayat kaliteleri bozulur.
7 – Obezite ameliyatları nelerdir? Obezite ameliyatlarını, mide hacmini kısıtlayan ve gıda emilimini azaltan yöntemler olarak iki gruba ayırabiliriz. Günümüzde en sık yapılan ameliyatlar, mide küçültme ya da diğer adı ile tüp mide ameliyatı ve gastrik bypass ameliyatlarıdır.
8 – Ameliyat sonrası süreç nasıl ilerliyor? Bu ameliyatlar, karından küçük delikler açılarak yapılan ameliyatlardır. Ameliyat süreleri genelde bir saat civarındadır. Hastaların, istisna durumlar dışında ameliyattan sonra yoğun bakım ünitesine gitmeleri gerekmez. Ameliyattan birkaç saat sonra yürüyüşlere ve sıvı tüketmeye başlarlar. Çoğunlukla, vücutlarında dren, kateter gibi cisimler olmaz. Ameliyat sonrası dönem ağrılı değildir ve genelde ameliyattan bir veya iki gün sonra, hastaneden çıkabilecek duruma gelirler. Ameliyat sonrası dönemde, sağlıklı kilo verilebilmesi için, aralıklı kontrol muayeneleri son derece önemlidir. Bu şekilde kilo verme performansı arttırılır ve ortaya çıkması muhtemel vitamin-mineral eksikliği gibi sorunlara zamanında müdahale edilir.
9 – Ameliyat sonrası kişi ortalama kaç kilo verir? Ameliyat sonrası kilo verme performansı, uygulanan cerrahi tekniğe, hastanın yaşına, başlangıç vücut ağırlığına, yandaş hastalıklarına, metabolizma hızına bağlı olarak değişebilmekle beraber, esas belirleyici olan, hastanın beslenme disiplinine ve egzersiz programına uyumudur. Ameliyat sonrası ilk 6 ayda, fazla kiloların %70-80’i genelde kaybedilir. Genç veya vücut kitle indeksi düşük bireylerin bu sürede normal vücut ağırlıklarına ulaştığı nadir olmayarak görülebilmektedir.
10 – Ameliyat sonrası beslenme süreci nasıl olmalı? Ameliyattan sonraki iki haftalık dönemde hastaların sıvı gıdalarla beslenmesi önerilir. Katı gıdalara geçildikten sonra, mide hacminin küçültülmüş olması nedeniyle, hastaların sık aralıklarla beslenmeleri, yiyecek ve içecekleri olabildiğince yavaş tüketmeleri, protein ve sebze ağırlıklı beslenip, unlu, yağlı ve şekerli gıdalardan, şekerli içeceklerden uzak durmaları önerilir.
11 – Ameliyattan ne kadar süre sonra hamile kalınabilir? Kilo verme sürecinin devam ettiği ve vitamin mineral eksikliklerinin olabileceği 1 yıllık dönemde, hem kilo verme performansının olumsuz etkilenmemesi hem de olası vitamin mineral eksikliklerinin bebeğin gelişimini olumsuz etkilememesi için, gebelik önerilmez.
12 – Hamilelikte alınan kilolar obezite geçmişinin tekrarlamasına sebep olur mu? Geçirilmiş obezite cerrahisi, hamilelik için bir engel değildir. Beslenme disiplinine uyan ve düzenli egzersiz yapan bir bireyin hamilelik döneminde alacağı kilo, obezite cerrahisi geçirmemiş bir bireyinkinden farklı değildir. Doğumla beraber, fazla kilolardan büyük ölçüde kurtulması beklenir.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/03/j-17.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-03-06 04:20:422024-03-06 10:40:19Kilonuz hastalık boyundaysa dikkat!
Frankofon Film Festivali, uzun zamandır beklenen ve Fransızca sinemanın en iyi örneklerinin gösterileceği unutulmaz bir edisyon ile geri dönüyor.
Sinemaseverler, 21 Mart’tan 30 Nisan’a kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki şehirlerde, yepyeni ve çoğu gösterime girmemiş filmlerden oluşan geniş bir seçkiyi keşfetme fırsatı bulacak. Festivalin 2024 seçkisi Frankofon sinemanın başyapıtlarının yanı sıra etkileyici belgeseller ve yenilikçi bağımsız filmler de sunuyor.
Bu yılki ev sahibi şehir ve ilçeler arasında İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Adana, Ayvalık, Diyarbakır, Gaziantep, Çanakkale, Lüleburgaz, Eskişehir ve Mersin yer alıyor.
Festivalin 2024 film seçkisi :
Ashkal, l’enquête de Tunis, 2023, Youssef Chebbi
Divertimento, 2023, Marie-Castille Mention-Schaar
Chien de la casse, 2023, Jean-Baptiste Durand
Falcon Lake, 2022, Charlotte Le Bon
Les filles d’Olfa, 2023, Kaouther Ben Hania
İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali seçkisi
Laisser-moi, 2023, Maxime Rappaz
La Fiancée du Poète, 2023, Yolande Moreau
Jules au pays d’Asha, 2023, Sophie Farkas Bolla
Respire, 2023, Onur Karaman
Le petit Nicolas – Qu’est-ce qu’on attend pour être heureux?, 2022, Amandine Fredon ve Benjamin Massoubre
Doppelgänger. Sobowtór, 2023, Jan Holoubek
Pacifiction, tourments sur les îles, 2023, Albert Serra
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/03/f.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-03-05 23:33:012024-03-05 22:37:51Frankofon Film Festivali başlıyor
Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl,bu nedenle tırnaklarda aniden oluşan veya giderek artış gösteren değişimlerde hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Yaygın görülen pek çok önemli hastalık tırnakların renginde, şeklinde veya yüzeyinde oluşan değişimlerle kendini belli edebilir. Değişimlerin dikkate alınması, çeşitli dermatolojik veya sistemik hastalıkların tanı konulmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kişinin tırnak değişimini açıklayacak protez tırnak ve yapıştırıcı kullanmak gibi belirgin bir aktivasyonu yoksa dermatoloji hekimine başvurmasında fayda vardır.” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, tırnaklarda oluşan değişimlerin işaret edebilecekleri bazı hastalıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.
Dr. Şenay Ağırgöl
Sarı tırnak
Tırnak ve çevresindeki dokuların giderek kalınlaşırken tırnakların sarı renk almaya başlaması ‘sarı tırnak sendromu’ olarak ifade ediliyor. “Tüm tırnakları etkileyen sarı renk önemlidir ve bu tablo akciğer hastalıkları, lenfödem ile kronik sinüzitle ilişkili olabilir” bilgisini veren Dr. Şenay Ağırgöl, şöyle devam ediyor: “Deri hastalıklarında sarı renk değişikliği en sık mantar nedeniyle görülür. Mantar ilerlediği zaman tırnağın sertliğini bozar. Tırnak yumuşak ve kırılgan hale gelerek kalınlaşır, ardından dökülür. Erken fark edilirse kolayca tedavi edilebilir, ancak kalınlık artınca aylar süren ilaç tedavisi kullanmak gerekir”
Kaşık tırnak
Tırnak bombeliğinin değişerek tırnak ortasının çökük, kenarlarının kalkık hale gelmesi ‘kaşık tırnak’ olarak ifade ediliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kaşık tırnağın en sık demir eksikliği anemisi nedeniyle oluştuğunu vurgulayarak, “Ayrıca tiroit, tip 2 diyabet ve plummer vinson gibi yemek borusu hastalıklarında veya kanserlerde de kaşık tırnak oluşabilir. Tırnaklar kaşık şeklini almaya başladıysa, en azından vücuttaki demir miktarına baktırmakta fayda vardır.” diyor.
Tırnakta bombeleşme
Normalde iki tırnak birbirine değdirilince elmas deseni görülürken, tırnağın bombeliği arttığında bu görüntü bozuluyor. Tırnakta bombeleşme; akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları, akciğer kanseri, kalp zarı enfeksiyonları, doğumsal kalp hastalığı, akciğer absesi, inflamatuar bağırsak hastalıkları, siroz ve sindirim sistemi kanserlerinin belirtisi olabiliyor. Tek taraflı bombelik artışı da aynı taraftaki damarlarda oluşan bir soruna işaret edebiliyor.
Teri tırnağı
Tırnak yatağının uç kısmında az bir bölümünün ince bant şeklinde kırmızı ve kahverengi, diğer kısmının ise tamamen beyaz renk alması ‘teri tırnağı’ olarak adlandırılıyor. Karaciğer hastalıkları, siroz, otoimmün hepatit, romatoit artrit, reiter sendromu, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları veya böbrek yetmezliğinin belirtisi olabiliyor. Teri tırnağının ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Tırnak dip kısımları beyaz ve ucu ay şeklinde bir görünüm aldıysa hekime başvurmak gerekir” diyor.
Yüksük tırnak
Tırnak üzerinde minik çukurcukların oluşturduğu yüksük tırnak genellikle cilt hastalıkları sebebiyle oluşuyor. En yaygın nedenlerinden biri olan el egzamaları uzun süre devam ederse ve tedavi edilmezse tırnak yapısını da bozabiliyor. Ayrıca sedef, sarkoidoz, lupus ve liken hastalıklarında da çukurcuklar görülebiliyor. Tüm tırnakları etkileyen yüksük tırnak şiddetli bir saçkıran nedeniyle de gelişebiliyor.
Beyaz tırnak
Beyazlık tırnağın tamamını kaplayabileceği gibi çizgisel veya noktasal şekilde olabiliyor. Beyaz tırnaklar çoğunlukla manikür ve tırnak yeme gibi sorunlardan kaynaklansalar da bazen altta sistemik veya genetik bir hastalık yatabiliyor. Arsenik ve ağır metal zehirlenmeleri, vitamin eksiklikleri, böbrek yetmezliği, sinir hastalıkları, polisitemia vera, hemokromatozis, kindler sendromu ile lupus hastalıklarının yanı sıra organ nakli ve ilaçların yan etkileri sebep olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, deri hastalıklarında da sedef, liken, tırnak mantarı, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının beyaz tırnağa yol açabileceğini vurgulayarak, “Her beyaz tırnak hastalık değildir, ancak hekimin değerlendirmesinde fayda vardır” diyor.
Kırılgan tırnak
En çok el tırnaklarında görülen ‘kırılgan tırnak’ genellikle vücutta su ve yağ içeriği azaldığı zaman oluşuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, travmalar, liken, saçkıran ve darier hastalığı, egzama gibi cilt hastalıkları ile tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların, çinko ile C vitamini, E vitamini eksiklikleri ile ilaçların yan etkilerinin de tırnakların kırılmasına neden olabileceğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kırılgan tırnaklarda öncelikle buna yol açan hastalık varsa, tedavi edilmelidir. Destekleyici ve takviye edici gıdalar verilebilir. Demir, çinko ile biotin tırnak kırılganlığını azaltmada etkili olabilir. Tırnak nemlendiricileri ve kısa süreli tırnak cilası uygulamak da tırnağı destekleyebilir”
Tırnak ayrılması
Tırnak plağı tırnak yatağından ayrılınca, araya renk yapan bakterilerin girmesi nedeniyle tırnak yeşil veya kahverengi renk alabiliyor. Mantarlar da bu açıklıktan tırnağa eklenebiliyor ve bunun sonucunda tırnak kalınlaşabiliyor. Tırnak ayrılması genellikle travma, tırnak mantarı ve egzama gibi etkenler sonucu oluşsa da bazen sebebi bulunamıyor. Dr. Şenay Ağırgöl, tırnak ayrılmasının tedavisinde travma, su ve deterjandan kaçınmanın en önemli basamak olduğunu belirterek, “Ayrılan bölgelere enfeksiyon eklenmemesi için dikkat edilmelidir. Tırnak yatağı sert şekilde temizlenmemelidir. Temizlik yaparken plastik eldiven altına pamuklu eldiven takılmalıdır. Tırnaklar düzelene kadar kalıcı tırnak uygulamalarından kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/03/j-16.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-03-05 22:09:472024-03-05 22:09:47Tırnaklarımız sağlığımız hakkında önemli ipucu veriyor!
DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu reklam filmleri için Pınar Altuğ Atacan ile kamera karşısına geçti.
DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu için Mert Vidinli’nin moderatörlüğünde, Aksan Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kutanoğlu ve Pınar Altuğ Atacan’ın yanı sıra cemiyet hayatından birçok ismin katılımıyla Le Baron’da davet düzenlendi.
Karbonat ve beyaz sirke içeriği, mis gibi beyaz sabun kokusuyla iz bırakmayan temizlik sağlayan DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu’nun Pınar Altuğ Atacan’ın yer aldığı yeni reklam filmleri yayına girdi.
Günümüzde DeepFresh ve Savon de Royal markalarıyla bilinen Aksan Kozmetik, ihtiyaç duyulan tüm yüzeylerde etkili ve pratik temizlik sağlayan yeni ürünü DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu’nun reklam filmlerinde titizliğiyle bilinen oyuncu Pınar Altuğ Atacan ile iş birliği gerçekleştirdi.
Aksan Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kutanoğlu, şunları aktardı: “DeepFresh altında çok sayıda ve çeşitte ürün gamına sahibiz. Bugün burada bulunma sebebimiz olan DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu, beyaz sirke ve karbonattan oluşan özel doğal formülü ve beyaz sabun kokusuyla iz bırakmayan temizlik ihtiyacını karşılamak adına reyonlardaki yerini aldı. DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu’nu kimle tanıtalım diye düşünürken yolumuz Pınar Altuğ Atacan ile kesişti. Kendisine fikrimizi aktardık, teklifimizi yaptık. O da bizi kabul ederek kamera karşısına geçti ve çok keyifli sahnelere imza attı. Kendisine emeği için çok teşekkür ediyorum.”
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/03/d-2.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-03-05 07:37:142024-03-05 00:40:28DeepFresh’in reklam yüzü Pınar Altuğ Atacan oldu
Kefir ve yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin bağırsak sağlığı için faydalı olduğunu dile getiren uzmanlar, prebiyotiklerin elma, kayısı gibi meyveler ve pırasa, kereviz gibi sebzelerde bulunduğunu söylüyor. Sağlıklı bir bağırsak sistemi için doğru beslenme alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, tek yönlü beslenmenin bağırsak sağlığını olumsuz etkilediğini kaydetti.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, sağlıklı bağırsak sisteminin nasıl olması gerektiğini anlattı.
Prof. Dr. Aytaç Atamer
Kefir ve yoğurt gibi fermente süt ürünleri bağırsak sağlığı için faydalı
Kefir ve yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin bağırsak sağlığı için faydalı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle kefir ve yoğurtta bulunan sağlıklı bakteriler, mikrobiyota dediğimiz trilyonlarca hücreyle beraber olan yararlı bakterilerin sayısını artırıyor, buna bağlı olarak sindirimi kolaylaştırıyor ve vücudun direncini artırarak kilo kaybında dahi etkileri oluyor.” dedi.
Prebiyotikler elma, kayısı gibi meyveler ve pırasa, kereviz gibi sebzelerde bulunuyor
Probiyotiklerle beraber prebiyotikler ve her ikisinin beraber olduğu simbiyotiklerin bulunduğunu da anlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Prebiyotikler bakterilerin, vücudumuzda bulunan mikroorganizmaların beslenmesinde rol oynayan maddelerdir. Prebiyotikler meyve ve sebzelerde bulunur. Elma, armut, turunçgiller, kayısı, şeftali, enginar, soğan, sarımsak, pırasa, kereviz ve mercimek de bulunuyor. Bunlar vücut tarafından sindirilmeyen fakat vücuttaki bakteriler tarafından sindirilebilen, sonuç olarak bakterilerin beslenmesini sağlayan ve vücuttaki immün sistemin güçlenmesini sağlayan maddelerdir. Günlük diyetimizdeki lif içeriğini artırırsak probiyotiği de sağlamış oluruz.” şeklinde anlattı.
Sağlıklı bir bağırsak sistemi için dikkat edilmesi gerekenler neler?
Sağlıklı bir bağırsak sistemi için olması gerekenlere işaret eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, şunları dile getirdi:
“Sağlıklı bir bağırsak sistemi için günlük beslenme alışkanlığımızda mümkün olduğu kadar doğal beslenmeye dikkat etmeliyiz. Özellikle her meyve sebzeyi mevsiminde yemeliyiz, kilo almamalıyız, her şeyden azar azar yemeliyiz.
İdeal bir bağırsak sağlığı için diyetimizde karbonhidrat, protein ve yağın dengeli olarak bulunması gerekmektedir. Tek yönlü beslenme bağırsak sağlığımızı olumsuz etkilemektedir.
Ketojenik diyet gibi tek yönlü beslenmeler bağırsak sağlığını bozuyor
Yapılan bazı ketojenik diyetler adı altında tek yönlü beslenmeler bağırsak sağlığımızı ve vücut immün sistemimizi bozmaktadır. Her türlü besinden dengeli bir şekilde almak kaydıyla yemeliyiz, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeliyiz.
Evde yapabileceğimiz doğal besinler olarak ev yoğurdu, ev sirkesi, turşular vücut sağlınızın korunmasında rol oynamaktadır. Sadece beslenmeyle değil beraberinde egzersiz yapmalı, alkol ve sigaradan uzak durmalıyız.”
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/03/j-15.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-03-05 06:13:252024-03-05 21:37:51Tek yönlü beslenme bağırsak sağlığını olumsuz etkiliyor!
FIA Başkanı Sulayem, Marmaris’te
Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) Başkanı Mohammed Ben Sulayem; Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu Onursal Başkanı Serkan Yazıcı ve TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı ile buluşmak için Marmaris’e geldi.
TOSFED ve FIA’nın üst yönetimleri arasında gün boyu süren karşılıklı istişarelerin yanı sıra, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da yoğun programı arasında FIA Başkanı’nı kabul etmesi, otomobil sporlarının ülkemizdeki gelişimi ve geleceği açısından çok önemli bir adım oldu.
Ziyaretle ilgili bir açıklama yapan TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı ‘Uzun zamandır yönetim kurulunda yer aldığımız FIA’nın Başkan seviyesinde ülkemize yaptığı ziyaret ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da FIA Başkanı’nı kabul etmesi, hepimizi onurlandıran bir gelişme oldu. Bir bakıma otomobil sporlarının hem ülkemizdeki gelişim eğrisi, hem de FIA’nın Türkiye’ye ne kadar önem verdiğini yansıtan bir adım olarak gördüğümüz görüşmeler son derece verimli geçti. Ülkemiz ve Federasyonumuzun organizasyon düzenleme kapasitesini her zaman takdir eden FIA Başkan Mohammed Ben Sulayem ile dünyanın önde gelen şampiyonaları Formula 1 ve Dünya Ralli Şampiyonası’nı yeniden ülkemize kazandırabilmek üzere istişarelerde bulunduk” dedi.
Kilonuz hastalık boyundaysa dikkat!
“Pratik olarak, alınan kalori, harcanan kaloriden fazla ise organ ve dokularda yağ birikimi olur, biriken yağ miktarının, olması gerekenden fazla olması durumu da obezite ya da şişmanlık olarak tanımlanır.” diyen Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Karabulut obezite ile ilgili akla takılan 12 soruyu yanıtlarken bu süreçte kişinin iradesinin en az ameliyat olma kararını vermesi kadar önemli olduğunu, sonrasında beslenme düzenine özen göstermesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Koray Karabulut
1 – Obezite neden olur?
Obezitenin ortaya çıkmasında birden fazla nedenden bahsetmek doğru olur. Bunları, yüksek kalorili beslenme, hareketsizlik, genetik olarak kilo almaya eğilimli olmak, metabolizma hızını yavaşlatan hastalıklar ve ilaçlar olarak özetleyebiliriz. Pratik olarak, alınan kalori, harcanan kaloriden fazla ise organ ve dokularda yağ birikimi olur, biriken yağ miktarının, olması gerekenden fazla olması durumu da obezite ya da şişmanlık olarak tanımlanır. Daha objektif bir tanılama ise Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile yapılabilir. Kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine oranı olan VKİ, 25 kg/m²‘nin üzerinde ise şişmanlıktan bahsedebiliriz.
2 – Obezite cerrahisi kimler için uygundur?
Diyet ve egzersiz girişimlerine rağmen kalıcı kilo kaybı elde edememiş, vücut kitle indeksi 35kg/m² ve üzerinde olan veya 30kg/m² ve üzerinde olup, şişmanlıkla ilgili yandaş hastalığı bulunan bireyler için günümüzde tek etkin yöntem cerrahidir. Kanser tedavisinde yıllardır bilinen ve uygulanan “bireyselleştirilmiş tedavi” kavramı, obezite hastaları için de esas olmalıdır. Yani, tek tedavi şablonunun veya yönteminin tüm hastalara uygulanması değil, hastanın bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak, kendisi için en uygun tedavinin belirlenmesi esas olmalıdır.
Ergenlik dönemindeki bireylerden, 65 yaş üstü bireylere kadar, geniş bir yaş grubunda bu cerrahiler uygulanabilmektedir.
3 – Ameliyat kimler için riskli?
Morbid obezite, yani hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlık çoğunlukla, hipertansiyon, diyabet, karaciğer yağlanması, kalp ve damar hastalıkları, uyku-apne sendromu, eklem problemleri, hormonal problemler gibi yandaş hastalıklarla birliktedir. Obezite, bu bireylerin günlük aktivitelerini zorlaştırıp, hayat kalitelerini bozmanın ötesinde, bahsedilen yandaş hastalıklara yakalanma riskini belirgin olarak arttırır. Bu hasta grubunda, ameliyatın riskleri, obezitenin getirdiği riskler ile karşılaştırıldığında, kabul edilebilir oranda düşük olduğunu söyleyebiliriz. Ameliyat öncesi yapılacak iyi bir değerlendirme ve yeterli hazırlık ile bu riskler azaltılabilir. Bu ameliyatların düşük riskli olduğunu söylemek mümkündür.
4 – Kişi kaç kiloya geldiğinde, boy kilo orantısı ne olduğunda ameliyat olmada kriter sağlar?
Diyet ve egzersiz ile kalıcı kilo kaybı elde edememiş, vücut kitle indeksi 35 kg/m² ‘nin üzerinde olan veya vücut kitle indeksi 30 kg/m² ve üzeri olup, şişmanlık ile ilişkili yandaş hastalığı olan bireyler, bu cerrahiler için adaydırlar. Ameliyat kararı verilirken, hastanın ameliyat sonrası dönemde, beslenme disiplini ve düzenli egzersiz ile ilgili sorumluluklarını yerine getirebileceğine dair kanaat oluşması da vazgeçilmez derecede önemlidir.
5 – Obezite hangi hastalıklara sebebiyet verir?
Obezite, hipertansiyon, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, uyku apnesi, eklem ve omurga hastalıkları, infertilite ve benzeri hormonal sorunlar, psikolojik sorunlara sebebiyet verir, bazı kanser türleri için risk faktörleri arasında yer almaktadır.
6 – Ameliyat olmazsa kişi yaşantısında nelere maruz kalabilir?
Hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlığı olmasına rağmen ameliyat olmak istemeyen bireylerin, mevcut vücut ağırlıkları ile fiziksel aktivite yapmaları son derece zordur, yüksek tempolu egzersiz yapmaları kolay değildir, fiziksel aktivitelere bağlı, özellikle diz, kalça ve ayak bileği eklemleri ile ilgili sorun yaşama ihtimalleri yüksektir. Bu bireylerin, verilecek bir diyet programına istikrarlı bir şekilde, uzun süreli uyma oranları ise son derece düşüktür. Dolayısı ile bu bireylerin, diyet ve egzersiz ile kalıcı kilo kaybı elde etmelerini beklemek, gerçekçi değildir. Fazla kilolarından kurtulamayan bireyler için, yukarıda bahsedilen yandaş hastalıklara yakalanma riski artar, uyku kalitesi düşer, günlük fiziksel aktiviteler zorlaşır, öz güvenleri çoğunlukla azalır ve hayat kaliteleri bozulur.
7 – Obezite ameliyatları nelerdir?
Obezite ameliyatlarını, mide hacmini kısıtlayan ve gıda emilimini azaltan yöntemler olarak iki gruba ayırabiliriz. Günümüzde en sık yapılan ameliyatlar, mide küçültme ya da diğer adı ile tüp mide ameliyatı ve gastrik bypass ameliyatlarıdır.
8 – Ameliyat sonrası süreç nasıl ilerliyor?
Bu ameliyatlar, karından küçük delikler açılarak yapılan ameliyatlardır. Ameliyat süreleri genelde bir saat civarındadır. Hastaların, istisna durumlar dışında ameliyattan sonra yoğun bakım ünitesine gitmeleri gerekmez. Ameliyattan birkaç saat sonra yürüyüşlere ve sıvı tüketmeye başlarlar. Çoğunlukla, vücutlarında dren, kateter gibi cisimler olmaz. Ameliyat sonrası dönem ağrılı değildir ve genelde ameliyattan bir veya iki gün sonra, hastaneden çıkabilecek duruma gelirler. Ameliyat sonrası dönemde, sağlıklı kilo verilebilmesi için, aralıklı kontrol muayeneleri son derece önemlidir. Bu şekilde kilo verme performansı arttırılır ve ortaya çıkması muhtemel vitamin-mineral eksikliği gibi sorunlara zamanında müdahale edilir.
9 – Ameliyat sonrası kişi ortalama kaç kilo verir?
Ameliyat sonrası kilo verme performansı, uygulanan cerrahi tekniğe, hastanın yaşına, başlangıç vücut ağırlığına, yandaş hastalıklarına, metabolizma hızına bağlı olarak değişebilmekle beraber, esas belirleyici olan, hastanın beslenme disiplinine ve egzersiz programına uyumudur. Ameliyat sonrası ilk 6 ayda, fazla kiloların %70-80’i genelde kaybedilir. Genç veya vücut kitle indeksi düşük bireylerin bu sürede normal vücut ağırlıklarına ulaştığı nadir olmayarak görülebilmektedir.
10 – Ameliyat sonrası beslenme süreci nasıl olmalı?
Ameliyattan sonraki iki haftalık dönemde hastaların sıvı gıdalarla beslenmesi önerilir. Katı gıdalara geçildikten sonra, mide hacminin küçültülmüş olması nedeniyle, hastaların sık aralıklarla beslenmeleri, yiyecek ve içecekleri olabildiğince yavaş tüketmeleri, protein ve sebze ağırlıklı beslenip, unlu, yağlı ve şekerli gıdalardan, şekerli içeceklerden uzak durmaları önerilir.
11 – Ameliyattan ne kadar süre sonra hamile kalınabilir?
Kilo verme sürecinin devam ettiği ve vitamin mineral eksikliklerinin olabileceği 1 yıllık dönemde, hem kilo verme performansının olumsuz etkilenmemesi hem de olası vitamin mineral eksikliklerinin bebeğin gelişimini olumsuz etkilememesi için, gebelik önerilmez.
12 – Hamilelikte alınan kilolar obezite geçmişinin tekrarlamasına sebep olur mu?
Geçirilmiş obezite cerrahisi, hamilelik için bir engel değildir. Beslenme disiplinine uyan ve düzenli egzersiz yapan bir bireyin hamilelik döneminde alacağı kilo, obezite cerrahisi geçirmemiş bir bireyinkinden farklı değildir. Doğumla beraber, fazla kilolardan büyük ölçüde kurtulması beklenir.
Frankofon Film Festivali başlıyor
Frankofon Film Festivali, uzun zamandır beklenen ve Fransızca sinemanın en iyi örneklerinin gösterileceği unutulmaz bir edisyon ile geri dönüyor.
Sinemaseverler, 21 Mart’tan 30 Nisan’a kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki şehirlerde, yepyeni ve çoğu gösterime girmemiş filmlerden oluşan geniş bir seçkiyi keşfetme fırsatı bulacak. Festivalin 2024 seçkisi Frankofon sinemanın başyapıtlarının yanı sıra etkileyici belgeseller ve yenilikçi bağımsız filmler de sunuyor.
Bu yılki ev sahibi şehir ve ilçeler arasında İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Adana, Ayvalık, Diyarbakır, Gaziantep, Çanakkale, Lüleburgaz, Eskişehir ve Mersin yer alıyor.
Festivalin 2024 film seçkisi :
Tırnaklarımız sağlığımız hakkında önemli ipucu veriyor!
Tırnaklarımız parmak uçlarına destek vererek dokunma ve taşımayı sağlayan önemli yapılar olduğu gibi kozmetik olarak da hayatımızın merkezinde yer alıyorlar. Bakımlı olmanın en önemli göstergelerinden biri olan tırnaklarımız aynı zamanda pek çok ciddi hastalığın işareti de olabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, bu nedenle tırnaklarda aniden oluşan veya giderek artış gösteren değişimlerde hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Yaygın görülen pek çok önemli hastalık tırnakların renginde, şeklinde veya yüzeyinde oluşan değişimlerle kendini belli edebilir. Değişimlerin dikkate alınması, çeşitli dermatolojik veya sistemik hastalıkların tanı konulmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kişinin tırnak değişimini açıklayacak protez tırnak ve yapıştırıcı kullanmak gibi belirgin bir aktivasyonu yoksa dermatoloji hekimine başvurmasında fayda vardır.” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, tırnaklarda oluşan değişimlerin işaret edebilecekleri bazı hastalıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.
Dr. Şenay Ağırgöl
Sarı tırnak
Tırnak ve çevresindeki dokuların giderek kalınlaşırken tırnakların sarı renk almaya başlaması ‘sarı tırnak sendromu’ olarak ifade ediliyor. “Tüm tırnakları etkileyen sarı renk önemlidir ve bu tablo akciğer hastalıkları, lenfödem ile kronik sinüzitle ilişkili olabilir” bilgisini veren Dr. Şenay Ağırgöl, şöyle devam ediyor: “Deri hastalıklarında sarı renk değişikliği en sık mantar nedeniyle görülür. Mantar ilerlediği zaman tırnağın sertliğini bozar. Tırnak yumuşak ve kırılgan hale gelerek kalınlaşır, ardından dökülür. Erken fark edilirse kolayca tedavi edilebilir, ancak kalınlık artınca aylar süren ilaç tedavisi kullanmak gerekir”
Kaşık tırnak
Tırnak bombeliğinin değişerek tırnak ortasının çökük, kenarlarının kalkık hale gelmesi ‘kaşık tırnak’ olarak ifade ediliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, kaşık tırnağın en sık demir eksikliği anemisi nedeniyle oluştuğunu vurgulayarak, “Ayrıca tiroit, tip 2 diyabet ve plummer vinson gibi yemek borusu hastalıklarında veya kanserlerde de kaşık tırnak oluşabilir. Tırnaklar kaşık şeklini almaya başladıysa, en azından vücuttaki demir miktarına baktırmakta fayda vardır.” diyor.
Tırnakta bombeleşme
Normalde iki tırnak birbirine değdirilince elmas deseni görülürken, tırnağın bombeliği arttığında bu görüntü bozuluyor. Tırnakta bombeleşme; akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları, akciğer kanseri, kalp zarı enfeksiyonları, doğumsal kalp hastalığı, akciğer absesi, inflamatuar bağırsak hastalıkları, siroz ve sindirim sistemi kanserlerinin belirtisi olabiliyor. Tek taraflı bombelik artışı da aynı taraftaki damarlarda oluşan bir soruna işaret edebiliyor.
Teri tırnağı
Tırnak yatağının uç kısmında az bir bölümünün ince bant şeklinde kırmızı ve kahverengi, diğer kısmının ise tamamen beyaz renk alması ‘teri tırnağı’ olarak adlandırılıyor. Karaciğer hastalıkları, siroz, otoimmün hepatit, romatoit artrit, reiter sendromu, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları veya böbrek yetmezliğinin belirtisi olabiliyor. Teri tırnağının ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Tırnak dip kısımları beyaz ve ucu ay şeklinde bir görünüm aldıysa hekime başvurmak gerekir” diyor.
Yüksük tırnak
Tırnak üzerinde minik çukurcukların oluşturduğu yüksük tırnak genellikle cilt hastalıkları sebebiyle oluşuyor. En yaygın nedenlerinden biri olan el egzamaları uzun süre devam ederse ve tedavi edilmezse tırnak yapısını da bozabiliyor. Ayrıca sedef, sarkoidoz, lupus ve liken hastalıklarında da çukurcuklar görülebiliyor. Tüm tırnakları etkileyen yüksük tırnak şiddetli bir saçkıran nedeniyle de gelişebiliyor.
Beyaz tırnak
Beyazlık tırnağın tamamını kaplayabileceği gibi çizgisel veya noktasal şekilde olabiliyor. Beyaz tırnaklar çoğunlukla manikür ve tırnak yeme gibi sorunlardan kaynaklansalar da bazen altta sistemik veya genetik bir hastalık yatabiliyor. Arsenik ve ağır metal zehirlenmeleri, vitamin eksiklikleri, böbrek yetmezliği, sinir hastalıkları, polisitemia vera, hemokromatozis, kindler sendromu ile lupus hastalıklarının yanı sıra organ nakli ve ilaçların yan etkileri sebep olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, deri hastalıklarında da sedef, liken, tırnak mantarı, saçkıran ve vitiligo hastalıklarının beyaz tırnağa yol açabileceğini vurgulayarak, “Her beyaz tırnak hastalık değildir, ancak hekimin değerlendirmesinde fayda vardır” diyor.
Kırılgan tırnak
En çok el tırnaklarında görülen ‘kırılgan tırnak’ genellikle vücutta su ve yağ içeriği azaldığı zaman oluşuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, travmalar, liken, saçkıran ve darier hastalığı, egzama gibi cilt hastalıkları ile tiroit hastalıkları, beslenme bozuklukları ve romatizmal hastalıklar gibi sistemik hastalıkların, çinko ile C vitamini, E vitamini eksiklikleri ile ilaçların yan etkilerinin de tırnakların kırılmasına neden olabileceğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kırılgan tırnaklarda öncelikle buna yol açan hastalık varsa, tedavi edilmelidir. Destekleyici ve takviye edici gıdalar verilebilir. Demir, çinko ile biotin tırnak kırılganlığını azaltmada etkili olabilir. Tırnak nemlendiricileri ve kısa süreli tırnak cilası uygulamak da tırnağı destekleyebilir”
Tırnak ayrılması
Tırnak plağı tırnak yatağından ayrılınca, araya renk yapan bakterilerin girmesi nedeniyle tırnak yeşil veya kahverengi renk alabiliyor. Mantarlar da bu açıklıktan tırnağa eklenebiliyor ve bunun sonucunda tırnak kalınlaşabiliyor. Tırnak ayrılması genellikle travma, tırnak mantarı ve egzama gibi etkenler sonucu oluşsa da bazen sebebi bulunamıyor. Dr. Şenay Ağırgöl, tırnak ayrılmasının tedavisinde travma, su ve deterjandan kaçınmanın en önemli basamak olduğunu belirterek, “Ayrılan bölgelere enfeksiyon eklenmemesi için dikkat edilmelidir. Tırnak yatağı sert şekilde temizlenmemelidir. Temizlik yaparken plastik eldiven altına pamuklu eldiven takılmalıdır. Tırnaklar düzelene kadar kalıcı tırnak uygulamalarından kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.
DeepFresh’in reklam yüzü Pınar Altuğ Atacan oldu
DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu reklam filmleri için Pınar Altuğ Atacan ile kamera karşısına geçti.
DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu için Mert Vidinli’nin moderatörlüğünde, Aksan Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kutanoğlu ve Pınar Altuğ Atacan’ın yanı sıra cemiyet hayatından birçok ismin katılımıyla Le Baron’da davet düzenlendi.
Karbonat ve beyaz sirke içeriği, mis gibi beyaz sabun kokusuyla iz bırakmayan temizlik sağlayan DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu’nun Pınar Altuğ Atacan’ın yer aldığı yeni reklam filmleri yayına girdi.
Günümüzde DeepFresh ve Savon de Royal markalarıyla bilinen Aksan Kozmetik, ihtiyaç duyulan tüm yüzeylerde etkili ve pratik temizlik sağlayan yeni ürünü DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu’nun reklam filmlerinde titizliğiyle bilinen oyuncu Pınar Altuğ Atacan ile iş birliği gerçekleştirdi.
Aksan Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kutanoğlu, şunları aktardı: “DeepFresh altında çok sayıda ve çeşitte ürün gamına sahibiz. Bugün burada bulunma sebebimiz olan DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu, beyaz sirke ve karbonattan oluşan özel doğal formülü ve beyaz sabun kokusuyla iz bırakmayan temizlik ihtiyacını karşılamak adına reyonlardaki yerini aldı. DeepFresh Yüzey Temizlik Havlusu’nu kimle tanıtalım diye düşünürken yolumuz Pınar Altuğ Atacan ile kesişti. Kendisine fikrimizi aktardık, teklifimizi yaptık. O da bizi kabul ederek kamera karşısına geçti ve çok keyifli sahnelere imza attı. Kendisine emeği için çok teşekkür ediyorum.”
Tek yönlü beslenme bağırsak sağlığını olumsuz etkiliyor!
Kefir ve yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin bağırsak sağlığı için faydalı olduğunu dile getiren uzmanlar, prebiyotiklerin elma, kayısı gibi meyveler ve pırasa, kereviz gibi sebzelerde bulunduğunu söylüyor. Sağlıklı bir bağırsak sistemi için doğru beslenme alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, tek yönlü beslenmenin bağırsak sağlığını olumsuz etkilediğini kaydetti.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, sağlıklı bağırsak sisteminin nasıl olması gerektiğini anlattı.
Prof. Dr. Aytaç Atamer
Kefir ve yoğurt gibi fermente süt ürünleri bağırsak sağlığı için faydalı
Kefir ve yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin bağırsak sağlığı için faydalı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle kefir ve yoğurtta bulunan sağlıklı bakteriler, mikrobiyota dediğimiz trilyonlarca hücreyle beraber olan yararlı bakterilerin sayısını artırıyor, buna bağlı olarak sindirimi kolaylaştırıyor ve vücudun direncini artırarak kilo kaybında dahi etkileri oluyor.” dedi.
Prebiyotikler elma, kayısı gibi meyveler ve pırasa, kereviz gibi sebzelerde bulunuyor
Probiyotiklerle beraber prebiyotikler ve her ikisinin beraber olduğu simbiyotiklerin bulunduğunu da anlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Prebiyotikler bakterilerin, vücudumuzda bulunan mikroorganizmaların beslenmesinde rol oynayan maddelerdir. Prebiyotikler meyve ve sebzelerde bulunur. Elma, armut, turunçgiller, kayısı, şeftali, enginar, soğan, sarımsak, pırasa, kereviz ve mercimek de bulunuyor. Bunlar vücut tarafından sindirilmeyen fakat vücuttaki bakteriler tarafından sindirilebilen, sonuç olarak bakterilerin beslenmesini sağlayan ve vücuttaki immün sistemin güçlenmesini sağlayan maddelerdir. Günlük diyetimizdeki lif içeriğini artırırsak probiyotiği de sağlamış oluruz.” şeklinde anlattı.
Sağlıklı bir bağırsak sistemi için dikkat edilmesi gerekenler neler?
Sağlıklı bir bağırsak sistemi için olması gerekenlere işaret eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, şunları dile getirdi:
“Sağlıklı bir bağırsak sistemi için günlük beslenme alışkanlığımızda mümkün olduğu kadar doğal beslenmeye dikkat etmeliyiz. Özellikle her meyve sebzeyi mevsiminde yemeliyiz, kilo almamalıyız, her şeyden azar azar yemeliyiz.
İdeal bir bağırsak sağlığı için diyetimizde karbonhidrat, protein ve yağın dengeli olarak bulunması gerekmektedir. Tek yönlü beslenme bağırsak sağlığımızı olumsuz etkilemektedir.
Ketojenik diyet gibi tek yönlü beslenmeler bağırsak sağlığını bozuyor
Yapılan bazı ketojenik diyetler adı altında tek yönlü beslenmeler bağırsak sağlığımızı ve vücut immün sistemimizi bozmaktadır. Her türlü besinden dengeli bir şekilde almak kaydıyla yemeliyiz, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeliyiz.
Evde yapabileceğimiz doğal besinler olarak ev yoğurdu, ev sirkesi, turşular vücut sağlınızın korunmasında rol oynamaktadır. Sadece beslenmeyle değil beraberinde egzersiz yapmalı, alkol ve sigaradan uzak durmalıyız.”