Ticaret Bakanlığı verilerine göre Ege Bölgesi’nin ihracatı, 2026 yılı nisan ayında geçen yılın aynı dönemine göre %13,6 artışla 3 milyar 908 milyon dolara yükseldi. Böylece bölge ihracatı 4 milyar dolar barajına yaklaşırken, ocak-nisan döneminde toplam ihracat 13 milyar 882 milyon dolar olarak gerçekleşti. İlk çeyrekte yaşanan 720 milyon dolarlık kayıp, nisan ayındaki güçlü performansla 237 milyon dolara geriledi.
İzmir, Manisa ve Denizli Öne Çıktı
İzmir: 2 milyar 40 milyon dolarlık ihracatla Türkiye’de üçüncü sırada yer aldı.
Manisa: %12,1 artışla 671,8 milyon dolara ulaştı.
Denizli: %29 artışla 452 milyon dolara yükseldi.
Üç ilin toplam ihracatı %12 artışla 3 milyar 163 milyon dolara çıkarak Ege Bölgesi ihracatının %81’ini oluşturdu.
Balıkesir Rekortmen Oldu
Balıkesir, nisan ayında %52 artışla 255,7 milyon dolara ulaşarak bölgenin ihracat artış rekortmeni oldu. Aydın %23,2, Kütahya %13,5, Uşak %41,3 artış kaydederken; Afyonkarahisar %19 düşüşle tek gerileyen il oldu.
Öztürk’ten Destek Çağrısı
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, artışta iki iş günü fazla çalışmanın ve parite etkisinin rol oynadığını belirtti. Öztürk, TCMB’nin döviz dönüşüm desteğinin %3’ten %5’e çıkarılması ve yıllık kararlarla uzatılması gerektiğini vurgulayarak, “İhracatçının güç kaybetmesi yalnızca dış ticareti değil; üretimi, yatırımı, istihdamı ve büyüme hedeflerini de doğrudan etkiler” dedi.
TÜİK verilerine göre nisan ayında ilk el konut satışları %9,6 artarken, ipotekli satışlar %40,5 yükselerek 25 bin 771’e ulaştı. Konut satışlarının geçen yılın aynı dönemine göre artış göstermesi, konut ihtiyacının devam ettiğini ve alıcıların fırsatları değerlendirme eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak, yüksek faiz nedeniyle krediyle alımın zorluğuna rağmen birikmiş talep ve faiz indirimi beklentisinin piyasayı canlı tuttuğunu belirtti. Albayrak, “Enflasyondan korunmak isteyenler, parasının değerini kaybetmesini istemeyenler ve kira geliri elde etmek isteyenler konuta yöneliyor. Böylece satışlarda yukarı yönlü hareket oluşuyor” dedi.
Konut Alımında Eğilimler
Elinde birikimi olan kesim kredi kullanarak harekete geçiyor.
Beklemede kalan geniş kesim ise fiyatların daha da artacağı beklentisiyle fırsat kolluyor.
Konut, yatırımcı için hem değer koruma hem de kira getirisi açısından cazip bir seçenek olmaya devam ediyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2026/05/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-33.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2026-05-15 11:33:552026-05-15 10:34:48Erdal Albayrak: Konut Alımı Enflasyona Karşı Güçlü Bir Araç
Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir. Ancak çocukların sağlığını değerlendirirken yalnızca boy ve kilo takibi yeterli olmayabiliyor; iskelet sistemi gelişiminin de dikkatle izlenmesi gerekiyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini belirterek, “Bacak boyu eşitsizliği ilerleyen yıllarda kalıcı omurga eğriliği (skolyoz), kalça ve diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” diyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bacak boyu eşitsizliğinde toplumdaki en büyük yanılgının “çocuk büyüyünce düzelir” düşüncesi olduğunu vurgulayarak, “Büyüme plağı hasarlarına bağlı gelişen bacak boyu eşitsizliği çocuk büyüdükçe katlanarak artar. Bu nedenle çocuğun yürüyüşünde fark edilen en küçük bir aksama bile basit bir basma bozukluğu olarak hafife alınmamalı ve mutlaka hekime başvurulmalıdır. Çünkü, kemik gelişimi tamamlanmadan yapılan küçük bir müdahale ileride ihtiyaç duyulabilecek büyük kemik ameliyatlarını önleyebilir” bilgisini veriyor. Bacak boyu eşitsizliğinde hafif farkların belirti vermeyebileceğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarda düzenli ortopedik değerlendirmenin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunuyor.
Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!
Bacak boyu eşitsizliğinin, iki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, toplumda hafif düzeyde farkların yaygın görüldüğünü ve bunların genellikle sorun oluşturmadığını anlatıyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, ancak dünya genelinde her 100 çocuktan yaklaşık 3 ila 5’inde görülen önemli farkların ise tedavi edilmediği durumlarda kalıcı sağlık problemlerinin gelişebileceği uyarısında bulunuyor. Hafif düzeydeki eşitsizliklerin çoğu zaman dışarıdan belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Ancak fark arttıkça; yürürken aksama, bir bacağın üzerinde daha fazla durma, ayakkabı tabanlarında farklı aşınma ve omuz-kalça hattında asimetri gibi belirtiler ortaya çıkabilir” diye konuşuyor.
Hem doğuştan hem sonradan olabiliyor!
Bacak boyu eşitsizliği hem doğuştan hem de sonradan ortaya çıkabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk çağında geçirilen ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıklarının, enfeksiyonların ve kalça çıkığının (gelişimsel kalça displazisi) bacak boyu eşitsizliğinin en sık görülen nedenleri olduğunu aktarıyor. Bunların yanı sıra bazı çocukların doğuştan uzuv gelişim eksikliğiyle dünyaya geldiğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bazı sendromik durumlarda da vücudun bir yarısının diğerine göre daha fazla büyüyebildiğini kaydediyor. Prof. Dr. Kerim Yılmaz, nadir durumlarda ise kemik tümörleri veya çocukluk çağı romatizmasının büyüme dengesini bozarak eşitsizliğe yol açabildiğine vurgu yapıyor.
Hafif farklarda ilk seçenek: Tabanlık ve ayakkabı takviyeleri
Her bacak boyu eşitsizliğinin ameliyat gerektirmediğini dile getiren Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, özellikle 2 santimetrenin altındaki farklarda cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini söylüyor.
Kişiye özel ortopedik tabanlıklar: Ayakkabı içine yerleştirilen özel ortopedik tabanlıklar kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dizilimini dengeliyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlık kullanımının, vücudun eşitsizliği telafi etmek için omurgayı eğmesini önlediğini ve eklemlere binen dengesiz yükü ortadan kaldırdığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlıkların bu etkileriyle skolyoz gelişimini engelleyebildiğini vurguluyor.
Ayakkabı altı takviyeleri (Lift): Farkın tabanlıkla giderilemeyecek düzeyde olduğu, ancak cerrahi sınırın altında kaldığı durumlarda, ayakkabının dış tabanına eklemeler yapılarak denge sağlanıyor.
Bu farklarda ameliyat gündeme geliyor
Bacak boyları arasındaki farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği durumlarda cerrahi yöntemlerin gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, uygulanan tedavilerin vücudun kendi kemiğini üretme prensibine dayandığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu süreçte kullanılan başlıca teknikleri şöyle sıralıyor:
Eksternal fiksatörler (Dıştan cihazlar): Dıştan yerleştirilen metal çerçeveler (eksternal fiksatörler) kemiklere ince teller veya vidalarla tutunuyor. Yöntem özellikle kemikte hem kısalık hem de eğrilik (deformite) olan karmaşık tablolarda ön plana çıkıyor.
Manyetik akıllı çiviler (İçten uzatma): Kemiğin içine yerleştirilen ve dışarıdan hiçbir parçası görünmeyen ileri teknoloji ürünü bir yöntem. Uzatma işlemi dışarıdan tutulan bir manyetik kumandayla gerçekleştiriliyor. Enfeksiyon riskinin daha düşük olduğu bu yöntem iz bırakmaması nedeniyle estetik açıdan da avantaj sağlıyor.
Kombine yöntemler (LON Tekniği): Hem içten çivi hem de dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı bu teknikte, çocuğun dıştaki fiksatör cihazıyla geçirdiği süre önemli ölçüde kısaltılarak konfor artırılıyor.
Büyümenin yavaşlatılması (Epifizyodez): Uzun olan bacağın büyüme hızı küçük bir müdahaleyle kontrollü şekilde yavaşlatılarak, kısa olan bacağın diğerine yetişmesi hedefleniyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2026/05/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-2-4.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2026-05-15 10:18:322026-05-15 10:19:07Çocuklarda Bacak Boyu Eşitsizliği: Erken Teşhis Hayat Kurtarır
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/10/MELIS.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2026-05-13 22:03:332026-05-13 22:09:45Hypercar’lardan Mücevhere Uzanan Top Marques Monaco
Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen basın lansmanıyla tanıtılan Paintistanbul 2026, 17–19 Haziran tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açacak. Avrasya’nın en büyük boya ham maddeleri ve kaplama fuarı olan etkinlik, 400’ün üzerinde katılımcı firma ve 10 bini aşkın ziyaretçiyi bir araya getirmeyi hedefliyor.
Türkiye Boya Sektörünün Ekonomik Gücü
Boya Sanayicileri Derneği (BOSAD) Başkanı Kenan Baytaş, Türkiye boya sektörünün 1 milyon tonluk hacmiyle dünya pazarından %2 pay aldığını ve 2,47 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaştığını vurguladı. 2025 itibarıyla 1,5 milyar doları aşan ihracat rakamları, sektörün uluslararası entegrasyonunu ortaya koyuyor.
Küresel Ölçekte Yükselen Fuar
CNG Group Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Yaman, Paintistanbul’un “Renklerin Büyüsünü Keşfedin” temasıyla bu yıl Avrupa’nın en büyük ikinci, dünyanın ise üçüncü büyük fuarı konumuna yükseldiğini belirtti. Katılımcı sayısında rekor kırıldığını ifade eden Yaman, 35 farklı ülkeden 400’ün üzerinde firmanın kayıt yaptırdığını ve yabancı katılımcı oranının %46’ya ulaştığını açıkladı.
Yenilikçi Ürünler ve Teknoloji
Üç gün sürecek organizasyonda yenilikçi ürünler, ileri teknoloji uygulamaları ve sürdürülebilir çözümler tanıtılacak. Fuarla eş zamanlı gerçekleştirilecek konferanslarda ise sektörün geleceğine dair kritik başlıklar; teknolojik dönüşüm, sürdürülebilirlik ve küresel pazar fırsatları masaya yatırılacak.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2026/05/foto-kopyasi-800-x-550-piksel-31.jpg550800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2026-05-13 17:53:092026-05-13 17:54:02Türkiye Boya Sektörü 2,47 Milyar Dolarlık Ekonomik Gücüyle Öne Çıkıyor
Modern yaşamın hızına ayak uydururken beslenme alışkanlıkları da giderek değişiyor. Hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer almasıyla birlikte, farkında olmadan tüketilen tuz miktarının arttığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Fazla tuz tüketimi yalnızca sofradaki lezzeti değil, uzun vadede sağlığımızı da doğrudan etkiliyor. Özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde kritik sonuçlara yol açabilen aşırı tuz tüketimi, yaşam kalitesini düşüren sağlık sorunlarının başlıca nedenleri arasında” dedi.
Yoğun tuz tüketimi ilk olarak kalp-damar sistemi ve böbrekleri etkiliyor. Özellikle aralıklı tansiyon yükselmeleri ve bacaklarda şişlik oluşmasının, aşırı tuz tüketiminin ardından görülebilen ilk değişiklikler arasında yer aldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırılmasını öneriyor. Ancak günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye’nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor” açıklamasında bulundu.
Fazla tuz böbrekleri zorlayıp ödem oluşturabiliyor
Fazla tuz tüketiminin vücutta sodyum birikimine yol açtığını belirten Dündar, “Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Böbrekler fazla sodyumu atmakta zorlandığında ise vücut dengeyi sağlamak için daha fazla su tutar. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar. Bu tablo genellikle gün içinde artan, akşam saatlerinde belirginleşen bir şişlik şeklinde kendini gösterebilir. Sürekli tekrar eden ödem şikâyetlerinin ise mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir” uyarısında bulundu.
“Gizli tuz”a dikkat
Gizli tuzun, yemeklere eklenen tuz dışında gıdaların doğal yapısında veya işlenme sürecinde bulunan tuz olduğunu dile getiren Dündar, “Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, soslar, cipsler, salçalar, kuruyemişler, turşu ve salamura gıdalar, işlenmiş et ve şarküteri ürünleri ile paketli ürünler en önemli gizli tuz kaynaklardır. Bu nedenle kişi bu ve benzeri besinlere tuz eklemediğini düşünse bile günlük alım farkında olmadan yükselir. Bu nedenle öncelikle gizli tuz kaynaklarının farkına varmak gerekir. Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Yemeklerin tuz eklemeden önce tadına bakmak ve miktarı kademeli olarak azaltmak damak tadının uyum sağlamasını kolaylaştırır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca evde yeme alışkanlığı kazanmak ve dışarıda hazır gıda tüketimini azaltmak da tuz alımını belirgin şekilde düşürür” şeklinde konuştu.
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, uzun vadede yüksek tuz tüketiminin zararlarını sıraladı:
Yüksek tansiyon: Damar basıncını artırarak hipertansiyona yol açar.
Kalp hastalıkları: Kalbin yükünü artırarak kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini arttırır.
Böbrek hasarı: Böbrek fonksiyonlarının azalmasına, protein kaçağına ve hatta kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir.
Felç riski: Beyin damarlarında hasar oluşturarak inme riskini artırır.
Ödem: Vücutta sıvı tutulmasına ve şişliklere yol açar.
Kemik kaybı: Kalsiyum atılımını artırarak kemik sağlığını olumsuz etkiler.
Mide hastalıkları: Mide mukozasını etkileyerek gastrit ve bazı mide hastalıklarına zemin hazırlar.
Ege Bölgesi İhracatı Nisan’da %13,6 Arttı
Ticaret Bakanlığı verilerine göre Ege Bölgesi’nin ihracatı, 2026 yılı nisan ayında geçen yılın aynı dönemine göre %13,6 artışla 3 milyar 908 milyon dolara yükseldi. Böylece bölge ihracatı 4 milyar dolar barajına yaklaşırken, ocak-nisan döneminde toplam ihracat 13 milyar 882 milyon dolar olarak gerçekleşti. İlk çeyrekte yaşanan 720 milyon dolarlık kayıp, nisan ayındaki güçlü performansla 237 milyon dolara geriledi.
İzmir, Manisa ve Denizli Öne Çıktı
İzmir: 2 milyar 40 milyon dolarlık ihracatla Türkiye’de üçüncü sırada yer aldı.
Manisa: %12,1 artışla 671,8 milyon dolara ulaştı.
Denizli: %29 artışla 452 milyon dolara yükseldi.
Üç ilin toplam ihracatı %12 artışla 3 milyar 163 milyon dolara çıkarak Ege Bölgesi ihracatının %81’ini oluşturdu.
Balıkesir Rekortmen Oldu
Balıkesir, nisan ayında %52 artışla 255,7 milyon dolara ulaşarak bölgenin ihracat artış rekortmeni oldu. Aydın %23,2, Kütahya %13,5, Uşak %41,3 artış kaydederken; Afyonkarahisar %19 düşüşle tek gerileyen il oldu.
Öztürk’ten Destek Çağrısı
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, artışta iki iş günü fazla çalışmanın ve parite etkisinin rol oynadığını belirtti. Öztürk, TCMB’nin döviz dönüşüm desteğinin %3’ten %5’e çıkarılması ve yıllık kararlarla uzatılması gerektiğini vurgulayarak, “İhracatçının güç kaybetmesi yalnızca dış ticareti değil; üretimi, yatırımı, istihdamı ve büyüme hedeflerini de doğrudan etkiler” dedi.
#Egeİhracat #İzmirİhracat #Manisaİhracat #Denizliİhracat #BalıkesirRekortmen #TürkiyeEkonomi #DışTicaret #İhracatArtışı #EkonomiHaber #MuhammetÖztürk #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity
Erdal Albayrak: Konut Alımı Enflasyona Karşı Güçlü Bir Araç
TÜİK verilerine göre nisan ayında ilk el konut satışları %9,6 artarken, ipotekli satışlar %40,5 yükselerek 25 bin 771’e ulaştı. Konut satışlarının geçen yılın aynı dönemine göre artış göstermesi, konut ihtiyacının devam ettiğini ve alıcıların fırsatları değerlendirme eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Albayrak Beton Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Albayrak, yüksek faiz nedeniyle krediyle alımın zorluğuna rağmen birikmiş talep ve faiz indirimi beklentisinin piyasayı canlı tuttuğunu belirtti. Albayrak, “Enflasyondan korunmak isteyenler, parasının değerini kaybetmesini istemeyenler ve kira geliri elde etmek isteyenler konuta yöneliyor. Böylece satışlarda yukarı yönlü hareket oluşuyor” dedi.
Konut Alımında Eğilimler
Elinde birikimi olan kesim kredi kullanarak harekete geçiyor.
Beklemede kalan geniş kesim ise fiyatların daha da artacağı beklentisiyle fırsat kolluyor.
Konut, yatırımcı için hem değer koruma hem de kira getirisi açısından cazip bir seçenek olmaya devam ediyor.
#KonutSatışları #İnşaatSektörü #EmlakHaber #EkonomiHaber #ErdalAlbayrak #AlbayrakBeton #TÜİKVerileri #GayrimenkulYatırımı #KonutAlımı #TürkiyeEkonomisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity
Çocuklarda Bacak Boyu Eşitsizliği: Erken Teşhis Hayat Kurtarır
Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir. Ancak çocukların sağlığını değerlendirirken yalnızca boy ve kilo takibi yeterli olmayabiliyor; iskelet sistemi gelişiminin de dikkatle izlenmesi gerekiyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini belirterek, “Bacak boyu eşitsizliği ilerleyen yıllarda kalıcı omurga eğriliği (skolyoz), kalça ve diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” diyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bacak boyu eşitsizliğinde toplumdaki en büyük yanılgının “çocuk büyüyünce düzelir” düşüncesi olduğunu vurgulayarak, “Büyüme plağı hasarlarına bağlı gelişen bacak boyu eşitsizliği çocuk büyüdükçe katlanarak artar. Bu nedenle çocuğun yürüyüşünde fark edilen en küçük bir aksama bile basit bir basma bozukluğu olarak hafife alınmamalı ve mutlaka hekime başvurulmalıdır. Çünkü, kemik gelişimi tamamlanmadan yapılan küçük bir müdahale ileride ihtiyaç duyulabilecek büyük kemik ameliyatlarını önleyebilir” bilgisini veriyor. Bacak boyu eşitsizliğinde hafif farkların belirti vermeyebileceğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarda düzenli ortopedik değerlendirmenin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunuyor.
Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!
Bacak boyu eşitsizliğinin, iki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, toplumda hafif düzeyde farkların yaygın görüldüğünü ve bunların genellikle sorun oluşturmadığını anlatıyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, ancak dünya genelinde her 100 çocuktan yaklaşık 3 ila 5’inde görülen önemli farkların ise tedavi edilmediği durumlarda kalıcı sağlık problemlerinin gelişebileceği uyarısında bulunuyor. Hafif düzeydeki eşitsizliklerin çoğu zaman dışarıdan belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Ancak fark arttıkça; yürürken aksama, bir bacağın üzerinde daha fazla durma, ayakkabı tabanlarında farklı aşınma ve omuz-kalça hattında asimetri gibi belirtiler ortaya çıkabilir” diye konuşuyor.
Hem doğuştan hem sonradan olabiliyor!
Bacak boyu eşitsizliği hem doğuştan hem de sonradan ortaya çıkabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk çağında geçirilen ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıklarının, enfeksiyonların ve kalça çıkığının (gelişimsel kalça displazisi) bacak boyu eşitsizliğinin en sık görülen nedenleri olduğunu aktarıyor. Bunların yanı sıra bazı çocukların doğuştan uzuv gelişim eksikliğiyle dünyaya geldiğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bazı sendromik durumlarda da vücudun bir yarısının diğerine göre daha fazla büyüyebildiğini kaydediyor. Prof. Dr. Kerim Yılmaz, nadir durumlarda ise kemik tümörleri veya çocukluk çağı romatizmasının büyüme dengesini bozarak eşitsizliğe yol açabildiğine vurgu yapıyor.
Hafif farklarda ilk seçenek: Tabanlık ve ayakkabı takviyeleri
Her bacak boyu eşitsizliğinin ameliyat gerektirmediğini dile getiren Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, özellikle 2 santimetrenin altındaki farklarda cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini söylüyor.
Kişiye özel ortopedik tabanlıklar: Ayakkabı içine yerleştirilen özel ortopedik tabanlıklar kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dizilimini dengeliyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlık kullanımının, vücudun eşitsizliği telafi etmek için omurgayı eğmesini önlediğini ve eklemlere binen dengesiz yükü ortadan kaldırdığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlıkların bu etkileriyle skolyoz gelişimini engelleyebildiğini vurguluyor.
Ayakkabı altı takviyeleri (Lift): Farkın tabanlıkla giderilemeyecek düzeyde olduğu, ancak cerrahi sınırın altında kaldığı durumlarda, ayakkabının dış tabanına eklemeler yapılarak denge sağlanıyor.
Bu farklarda ameliyat gündeme geliyor
Bacak boyları arasındaki farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği durumlarda cerrahi yöntemlerin gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, uygulanan tedavilerin vücudun kendi kemiğini üretme prensibine dayandığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu süreçte kullanılan başlıca teknikleri şöyle sıralıyor:
Eksternal fiksatörler (Dıştan cihazlar): Dıştan yerleştirilen metal çerçeveler (eksternal fiksatörler) kemiklere ince teller veya vidalarla tutunuyor. Yöntem özellikle kemikte hem kısalık hem de eğrilik (deformite) olan karmaşık tablolarda ön plana çıkıyor.
Manyetik akıllı çiviler (İçten uzatma): Kemiğin içine yerleştirilen ve dışarıdan hiçbir parçası görünmeyen ileri teknoloji ürünü bir yöntem. Uzatma işlemi dışarıdan tutulan bir manyetik kumandayla gerçekleştiriliyor. Enfeksiyon riskinin daha düşük olduğu bu yöntem iz bırakmaması nedeniyle estetik açıdan da avantaj sağlıyor.
Kombine yöntemler (LON Tekniği): Hem içten çivi hem de dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı bu teknikte, çocuğun dıştaki fiksatör cihazıyla geçirdiği süre önemli ölçüde kısaltılarak konfor artırılıyor.
Büyümenin yavaşlatılması (Epifizyodez): Uzun olan bacağın büyüme hızı küçük bir müdahaleyle kontrollü şekilde yavaşlatılarak, kısa olan bacağın diğerine yetişmesi hedefleniyor.
#BacakBoyuEşitsizliği #ÇocukSağlığı #Skolyoz #Ortopedi #KerimSarıyılmaz #AcıbademHastanesi #ErkenTeşhis #SağlıkHaber #İskeletSistemi #ÇocukOrtopedisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity
Hypercar’lardan Mücevhere Uzanan Top Marques Monaco
Türkiye Boya Sektörü 2,47 Milyar Dolarlık Ekonomik Gücüyle Öne Çıkıyor
Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen basın lansmanıyla tanıtılan Paintistanbul 2026, 17–19 Haziran tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açacak. Avrasya’nın en büyük boya ham maddeleri ve kaplama fuarı olan etkinlik, 400’ün üzerinde katılımcı firma ve 10 bini aşkın ziyaretçiyi bir araya getirmeyi hedefliyor.
Türkiye Boya Sektörünün Ekonomik Gücü
Boya Sanayicileri Derneği (BOSAD) Başkanı Kenan Baytaş, Türkiye boya sektörünün 1 milyon tonluk hacmiyle dünya pazarından %2 pay aldığını ve 2,47 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaştığını vurguladı. 2025 itibarıyla 1,5 milyar doları aşan ihracat rakamları, sektörün uluslararası entegrasyonunu ortaya koyuyor.
Küresel Ölçekte Yükselen Fuar
CNG Group Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Yaman, Paintistanbul’un “Renklerin Büyüsünü Keşfedin” temasıyla bu yıl Avrupa’nın en büyük ikinci, dünyanın ise üçüncü büyük fuarı konumuna yükseldiğini belirtti. Katılımcı sayısında rekor kırıldığını ifade eden Yaman, 35 farklı ülkeden 400’ün üzerinde firmanın kayıt yaptırdığını ve yabancı katılımcı oranının %46’ya ulaştığını açıkladı.
Yenilikçi Ürünler ve Teknoloji
Üç gün sürecek organizasyonda yenilikçi ürünler, ileri teknoloji uygulamaları ve sürdürülebilir çözümler tanıtılacak. Fuarla eş zamanlı gerçekleştirilecek konferanslarda ise sektörün geleceğine dair kritik başlıklar; teknolojik dönüşüm, sürdürülebilirlik ve küresel pazar fırsatları masaya yatırılacak.
#Paintistanbul2026 #BoyaSektörü #KaplamaTeknolojileri #Fuarcılık #EkonomiHaber #BOSAD #YapıKimyasalları #İstanbulFuarMerkezi #Sürdürülebilirlik #RenklerinBüyüsü #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity
Dünya Tuza Dikkat Haftası: Sağlığınız İçin Tuzu Azaltın
Modern yaşamın hızına ayak uydururken beslenme alışkanlıkları da giderek değişiyor. Hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer almasıyla birlikte, farkında olmadan tüketilen tuz miktarının arttığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Fazla tuz tüketimi yalnızca sofradaki lezzeti değil, uzun vadede sağlığımızı da doğrudan etkiliyor. Özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde kritik sonuçlara yol açabilen aşırı tuz tüketimi, yaşam kalitesini düşüren sağlık sorunlarının başlıca nedenleri arasında” dedi.
Yoğun tuz tüketimi ilk olarak kalp-damar sistemi ve böbrekleri etkiliyor. Özellikle aralıklı tansiyon yükselmeleri ve bacaklarda şişlik oluşmasının, aşırı tuz tüketiminin ardından görülebilen ilk değişiklikler arasında yer aldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırılmasını öneriyor. Ancak günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye’nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor” açıklamasında bulundu.
Fazla tuz böbrekleri zorlayıp ödem oluşturabiliyor
Fazla tuz tüketiminin vücutta sodyum birikimine yol açtığını belirten Dündar, “Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Böbrekler fazla sodyumu atmakta zorlandığında ise vücut dengeyi sağlamak için daha fazla su tutar. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar. Bu tablo genellikle gün içinde artan, akşam saatlerinde belirginleşen bir şişlik şeklinde kendini gösterebilir. Sürekli tekrar eden ödem şikâyetlerinin ise mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir” uyarısında bulundu.
“Gizli tuz”a dikkat
Gizli tuzun, yemeklere eklenen tuz dışında gıdaların doğal yapısında veya işlenme sürecinde bulunan tuz olduğunu dile getiren Dündar, “Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, soslar, cipsler, salçalar, kuruyemişler, turşu ve salamura gıdalar, işlenmiş et ve şarküteri ürünleri ile paketli ürünler en önemli gizli tuz kaynaklardır. Bu nedenle kişi bu ve benzeri besinlere tuz eklemediğini düşünse bile günlük alım farkında olmadan yükselir. Bu nedenle öncelikle gizli tuz kaynaklarının farkına varmak gerekir. Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Yemeklerin tuz eklemeden önce tadına bakmak ve miktarı kademeli olarak azaltmak damak tadının uyum sağlamasını kolaylaştırır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca evde yeme alışkanlığı kazanmak ve dışarıda hazır gıda tüketimini azaltmak da tuz alımını belirgin şekilde düşürür” şeklinde konuştu.
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, uzun vadede yüksek tuz tüketiminin zararlarını sıraladı:
#DünyaTuzaDikkatHaftası #TuzTüketimi #SağlıklıBeslenme #KalpSağlığı #BöbrekSağlığı #Hipertansiyon #GizliTuz #SağlıkHaber #AnadoluSağlıkMerkezi #DrEmineDündar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity