Şubat ayı Karnaval zamanıdır ve Nice’in ılıman iklimini, parlak gökyüzünü ve Fransız Rivierası’ndaki lüks yaşam sanatını keşfetmek için mükemmel bir fırsattır.
Çiçeklerle süslenmiş göz alıcı şamandıralar aile dostu eğlence sunuyor. Küçükler için çok sayıda ücretsiz aktivite var. Nice Karnavalı, kışın kasvetinden sonra coşkulu eğlence arayan her romantik çifti veya bekar grubunu memnuniyetle karşılıyor.
Her yılın kendine özgü unsurları olmasına rağmen, bazı geleneksel yönler bir yüzyıl boyunca gelişmiştir. Gündüz ve gece Karnaval Geçit Törenleri, Çiçek Savaşları, havai fişekleri ile devam ediyor.
Meksika lezzetleri sunan Ranchero, unutulmaz bir Sevgililer Günü yaşamak isteyen çiftleri 14 Şubat’ta misafirlerini bekliyor.
Ranchero’nun Meksika’ya özgü orijinal reçetelerden, patentli soslardan ve birbirinden renkli kokteyllerden oluşan zengin mönüsünde, telaffuzu her ne kadar olsa da damak çatlatan tatlar bir arada yer alıyor.
14 Şubat’ı romantik bir yemek eşliğinde kutlamak isteyen çiftler; günlük taze üretilen nachoslardan yapılan atıştırmalıklar, et, tavuk veya deniz mahsullerinin adeta birer şölene dönüştüğü Tacolar, buğday ya da mısır unundan günlük hazırlanan Burritolar, Meksika usulü burgerler, Meksika’nın olmazsa olmazı Fajita, volkanik taşta sunulan Molcajete ve farklı pek çok lezzet arasından yapacakları seçimlerle, unutulmaz bir Sevgililer Günü yaşayabilirler.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/01/Ranchero_Mekan_Gorsel.jpeg574800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-01-09 14:04:562024-01-09 13:06:47Sevgililer Günü’ne özel Meksika lezzetleri
Çocukların ya da yetişkinlerin bağışıklık sisteminin güçlenmesi sürecinde beslenmenin ve çeşitli egzersizlerin önemi çok büyük. Ancak iş, bebeklerin bağışıklık sistemine gelince kafalar karışabiliyor. Ebeveynlerin merak ettiği bebek bağışıklığının güçlenmesinde ise anne sütü büyük önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Hatice Bulut, bebeklerde bağışıklığın güçlendirilmesi hakkında bilgi verdi.
“Yine mi burnu akıyor?”, “Bebeğim öksürüyor”, “Acaba doğru giydiremiyor muyum da hasta oluyor?”, “İlk zamanlar hastalanmamıştı”, “Ne yapabilirim de hastaneye gitmeyiz?” gibi cümleler pek çok ebeveynin ortak söylemi. Genellikle ebeveynler, bebeklerinin hastalanmaması için ellerinden geleni yapıp, hekimlere de vitamin takviyelerinden, beslenme programına kadar pek çok soru sormaktadır. Bebek bağışıklığının güçlenmesi ve onların hastalıklardan korunmasını sağlamak için birçok yol bulunmaktadır. Bu yolları şöyle sıralamak mümkündür:
Dr. Hatice Bulut
Anne sütü: Antikor olarak adlandırılan savunma sistemi askerleri, bebeklere annelerinden plasenta aracılığı ile geçmekte ve bebekleri yaklaşık 6 aylık oluncaya kadar çeşitli hastalıklara karşı korumaktadırlar. Bundan sonraki koruma ise bebeklerin anne sütüyle aldıkları antikorlar tarafından sağlanmaktadır. Anne sütünde bulunan “immünoglobulin A” bağışıklık ve hastalıklardan korunma için önemlidir. Ayrıca “laktoferrin” olarak adlandırılan başka bir anne sütü bileşeni ise; gelişmek için demire ihtiyaç duyan bakterilerin çoğalmasını demiri bağlayarak önlemektedir. Bir başka önemli bileşen ise anne sütünün prebiyotik içeriğidir. Anne sütündeki prebiyotikler; bebek bağırsağında bulunan “Bifidobacterium bifidum” olarak isimlendirilen faydalı bakterilerin gelişimini destekler. Böylece bebek bağırsağına yerleşerek olası hastalık yapabilecek bakteriler önlenir. Anne sütünün sadece bağışıklık üzerine yazılsa bile uzayıp giden bilgileri mevcuttur. Hala da bu konuda bilimsel pek çok çalışma devam etmektedir. İlk 6 ay olabildiğince anne sütü ile bebekleri beslemek gerekir.
Anne ve babalar sigara kullanmamalı: Sigara dumanında 4000’den fazla kimyasal bileşen vardır. Bu kimyasallardan özellikle nikotinin ve karbonmonoksitin gebelikte bebeğin içinde barındığı rahim, kan ve göbek kordonu damarlarında da daralmaya neden olur. Bebek ve anne arasındaki besin ve gaz alışverişinin azalması ile sonuçlanan bu durumda anne karnındaki bebek yetersiz beslenir ve bebekte gelişim geriliği, ileriki yaşlarda alerji, astım, orta kulak iltihabı gelişimi ve bağışıklık sistemine yönelik sorunlar oluşabilir.
Probiyotik alımı, süt çocuğu beslenmesinde artırılmalıdır: Probiyotik kısaca “Belirli miktarlarda alındıklarında sağlığı olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalar” şeklinde tanımlanabilir. Çocuklarda da kullanabileceğimiz; probiyotikler başlıca yoğurtlar, peynir, kefir, turşudur. Bu fermente gıdalarda probiyotik olarak Laktobasiller, Bifidobakteriler ve diğer pek çok probiyotik özellikte mikroorganizma bulunmaktadır.
Probiyotiklerin yanında prebiyotik gıdalara da beslenmede yer vermek gerekmektedir: Söyleniliş şekli benzese de Probiyotiklerden farklı olarak prebiyotikler; kalın bağırsakta yaşayan probiyotik özellikte faydalı bakterilerinin artışını destekleyerek insan sağlığını olumlu yönde etkileyen, fermente olabilen sindirilmeyen karbonhidrat grubu besin bileşenleridir. Dört ana grupta prebiyotik vardır: İnulin, fruktooligosakkaritler (FOS), laktuloz (LOZ) ve galaktooligosakkaritler (GOS). Çocuklarımızın beslenmesinde başlıca yer verebileceğimiz prebiyotik özellikte gıdalar ise soğan, sarımsak, muz, enginar, pırasa, kuşkonmaz, baklagillerdir.
Hijyen hipotezi: Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; bir çocuğun bağışıklık sistemi ile ilgili hayat seyrini değiştirebilen çevresel etkenler; geçirdiği enfeksiyonlar, aşılar, beslenme şartları, bağırsak mikrobiyotası çeşitliliğidir. Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir konuda “hiyen hipotezi”dir. Basit anlatış ile “Köyde, tarlada toprak içinde oynayan, her düştüğünde eli dezenfektanla silinmeyen çocuklarımız daha az hastalanırken; el bebek gül bebek büyüttüğümüz ama apartman dairesi içine hapsolan, elinde sürekli tablet olan sokak oyunu pek bilmeyen çocuklarımız çok daha sık ..” Hijyen hipotezine göre ekonomik ve sosyal gelişime paralel olarak gitgide doğal yaşamdan uzaklaşmak bağışıklık sistemimizin farklı yönde davranışlarına neden olmaktadır. Kalabalık aile yaşamından çekirdek aile yaşamına geçiş, tütün dumanı ve şehirlerde kirli hava maruziyetinin artması, genetiği değiştirilmiş gıdalar ve paketlenmiş gıdalarla beslenmenin ister istemez artması alerjik hastalıkların çoğalmasına zemin hazırlamaktadır. Bu süreç uzadıkça yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizin vermesi gereken cevaplarda farklılaşmalar meydana gelmektedir ve vücudumuza zararı olmayan yabancı maddelere karşı da ımmunglobulin E olarak adlandırılan antikorlar üretilmeye başlar. Kalabalık şehirlerdeki “alerjik çocuk” tanılarını biraz da bu nedenle artık sık görmekteyiz…
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/01/j-8.jpg578800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-01-09 13:25:332024-01-09 12:27:26Bebek bağışıklığını güçlendirmenin yolları
Menenjitin; beyni ve omuriliği çevreleyen dokuların iltihaplanması olduğunu belirten VM Medical Park Mersin Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Yeşiller, “Menenjit önlem alınmadığında ciddi beyin hasarı oluşturan ve ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Her yaştan insanı etkileyebilir. Bununla birlikte 1 yaş altı bebekleri, okul öncesi eğitim gören çocukları ve genç kişileri daha fazla etkiler” dedi.
VM Medical Park Mersin Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Yeşiller, menenjit hakkında açıklamalarda bulundu. Menenjitin tanımını yapan Uzm. Dr. Yeşiller, “Menenjit, beyni ve omuriliği çevreleyen dokuların iltihaplanmasıdır. Ölüm riski ve enfeksiyon sonrasında sekel bırakma riski çok yüksek olan bir hastalıktır. Ölümcül bir hastalıktır ve acil tıbbi bakım gerektirir. Menenjitler her yaşta görülebilmekle beraber, yenidoğan ve 1 yaşından küçük çocuklarda riski oldukça yüksektir. Çocuklarda bağışıklık sistemi tam gelişmediğinden menenjit en tehlikeli hastalıkların başında gelir. İnsan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden menenjit hastalığı, temas, öksürük ve damlacık yolu ile bulaşır. Anne ve babaların hastalığın belirtilerini dikkate alması ve tedavinin vakit kaybetmeden başlaması, hastalığın zarar bırakmaması açısından oldukça önemlidir” diye konuştu.
Dr. Erkan Yeşiller
ÇEŞİTLİ VİRÜSLER NEDEN OLABİLİR
Menenjitin ana nedeninin mikroorganizmalar olduğunu belirten Uzm. Dr. Yeşiller, “Çeşitli bakteri, virüs, mantar ve parazit türleri bu hastalığı sebep olabilir. Bakteriyel menenjit en yaygın görülen ve en tehlikeli menenjit türüdür. Bakteriyel menenjite neden olan en yaygın bakteri türleri Meningokok, Pnömokok ve H. İnfluenza Tip B’dir. Menenjit kaynaklı ölümlerin büyük çoğunluğuna bu bakterilerin yol açtığı menenjit türleri sebep olmaktadır” şeklinde konuştu.
CİDDİ BEYİN HASARI OLUŞTURABİLİR
Önlem alınmayan menenjitin ölüme bile neden olabileceğini aktaran Uzm. Dr. Yeşiller, şu bilgileri paylaştı:
“Menenjit önlem alınmadığında ciddi beyin hasarı oluşturan ve ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Her yaştan insanı etkileyebilir. Bununla birlikte 1 yaş altı bebekleri, okul öncesi eğitim gören çocukları ve genç kişileri daha fazla etkiler. Aşı, erken tanı ve tedaviyle ölüm ve sekellerin önüne geçilebilir. Türkiye, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre orta riskli grupta yer almaktadır ve aşının uygulanması önerilmektedir. Türkiye’de çocuklarda konjüge pnömokok ve Hib aşılarının rutin olarak uygulanmasından önceki dönemde, akut bakteriyel menenjit etkenleri N.meningitidis (yüzde 56.8), S.pneumoniae (yüzde 22.5) ve Hib (yüzde 20.5) olarak tespit edilmiştir. Etkin aşılama sayesinde S.pneumoniae ve Hib’e bağlı menenjit önemli ölçüde azalmıştır, fakat rutin aşı programında olmayan meningokok etkeni hala önemini korumaktadır.”
MENENJİT BELİRTİLERİNE DİKKAT!
Menenjitin belirtilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Yeşiller, “Menenjitin erken belirtileri grip ile benzerdir. Menenjit hastalığının esas belirtileri birkaç saat ya da birkaç gün içerisinde kendini gösterir. Klinik olarak yaş küçüldükçe menenjit semptom ve bulguları özgüllüğünü kaybetmektedir” dedi.
Uzm. Dr. Yeşiller, menenjitin en yaygın belirtilerini ise şu şekilde sıraladı:
Şiddetli baş ağrısı,
Kusma,
Yüksek ateş (38 derece ve üstü),
Ense sertliği,
Uyku hali,
Konsantrasyonda güçlük,
Havale geçirme,
Boyun tutulması,
Parlak ışığa bakmakta güçlük,
Sersemlik hali,
Bilinç bulanıklığı,
Soğuk el ve ayaklar,
Titreme,
Hızlı soluk alıp verme,
Eklem ve kas ağrıları.
Uzm. Dr. Yeşiller, yenidoğan bebeklerde ise yüksek ateş veya normalin altında olması, inleme, tiz sesli ağlama, hareketlerde yavaşlama, uyku hali ve sersemlik, konvülzyon, beslenme güçlükleri, kusma, bıngıldakta şişlik, başın geriye doğru bükülmesi gibi menenjit belirtileri görülebileceğinin altını çizdi.
TEDAVİSİ 21 GÜNE KADAR SÜREBİLİR
Teşhis koyma sürecinden bahseden Uzm. Dr. Yeşiller, “Hastalığın kesin tanısı sadece lomber ponksiyon ile yapılmaktadır. Beyin omurilik sıvısı bir iğne yardımı ile bel bölgesindeki omurlardan alınır. Alınan örnek sonucunda ilgili laboratuvar testleri yapılır ve tanı konur. Menenjit şüphesi olan stabil hastalarda, uygun kan testleri yanında kesinlikle lomber ponksiyon (LP) yapılmalıdır. Hastalığa neden olan mikroorginazma çeşidine göre tedavisi 14 ile 21 gün arasında sürmekle birlikte bu durum kişinin yaşına ve risk faktörlerine göre de farklılık gösterebilir” ifadelerini kullandı.
HASTALIKTAN KORUNMANIN ETKİLİ YOLU AŞI OLMAK
Menenjit hastalığından korunmanın en iyi yolunun aşı olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Yeşiller, “Çocukluk çağı ve sonrası dönemde yapılan karma aşılar menenjite neden olan bazı etkenlere karşı koruma sağlar. Bununla birlikte rutin aşı programında olmayan, özellikle sık karşılaşılan bakteriyel meningokok etkeni hala önemini korumaya devam etmektedir. Meningokok aşıları, talep eden ailelere birçok sağlık merkezlerinde özel olarak yapılmaktadır” dedi.
BEYİN HASARI VE İŞİTME KAYBINA YOL AÇABİLİR
Menenjit aşısının öneminin altını çizen Uzm. Dr. Yeşiller, “Meningokok aşısının rutin aşı takviminde yer almamasından dolayı, bu aşıyı yaptırmaya gerek olmadığını, yapılan aşıların yeterli olduğunu düşünebilir. Menenjit tedavi edilmediği veya önlem olarak aşı yapılmadığı takdirde beyin hasarı, işitme kaybı gibi ciddi komplikasyonlara ve ölüme yol açabilen bir hastalık olduğu için hastalıktan korunma amaçlı menenjit aşısı yaptırılması büyük önem taşır. Menenjit aşısı güvenli olduğundan aşıyı yaptırmakta tereddüt etmeye gerek yoktur. Aşının iştah kaybı, ateş, aşı olunan yerde kızarıklık ve halsizlik gibi yan etkileri kısa zaman içerisinde geçer. Menenjit aşısı diğer aşılarla birlikte yapılabilir. Menenjit aşıları ikinci aydan itibaren yapılabilir. Aşının türü ve başlangıç yaşına göre dozları değişebilir. Menenjit aşısı oldukça koruyucu ve etkili bir aşıdır. Koruyuculuğu yüzde 95 ile yüzde 100 arasındadır. Kişi aşı olduktan sonra ömür boyu menenjite karşı bağışıklık kazanacaktır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/01/d-2.jpg588800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-01-09 12:11:542024-01-09 12:11:54Tedavi edilmeyen menenjit ölüme yol açabilir
Dünyada yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görüldü. Peki besinlerin kanser riski üzerindeki etkileri nelerdir? Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin beslenme ve kanser ilişkisini anlattı
Prof. Dr. Duygu Derin
Aşırı et tüketimi Batı tarzı beslenmede yağ oranı yüksek hayvansal proteinli gıda ile beslenme ön plandadır ve lifli gıda tüketimi azdır. Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın barsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülür. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı biliniyor. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.
Düzenli olarak her gün tüketilen 100 gram etin kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 29, 50 gram şarküteri ürününün ise riski yüzde 21 artırdığı görülmüştür. Posalı gıda ile beslenme
Sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller tanelerinin dış kısmında posalı maddeler bulunur. Bu gıdalar posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir. Bol sebze ve meyve ve diğer posalı gıda ile beslenme kolorektal kanser oluşumunu yüzde 20 – 40 oranında azaltır.
Sebze ve meyveler hem posa oluşturarak bağırsak kanseri için, hem de içerdiği vitaminlerin antioksidan özellikleriyle tüm kanserlerden korunmak için faydalıdır. En çok A,C,D ve E vitaminin antioksidan özelliği ön plana çıkarlar. Antioksidanlarla ilgili laboratuvar ve hayvan çalışmaları umut verici olmakla beraber insan çalışmalarının sonuçları çelişkilidir. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürüyor. İşlenmiş et ve konserve tüketimi
Tütsülenmiş balık ve et yüksek tuz içiren gıda (salamura) nitrit içeren işlenmiş et ve konserve tüketilen toplumlarda mide kanseri sıklığı belirgin olarak yüksektir. Buna en iyi örnek Japonya’dır. Dünyada mide kanserinin en sık olduğu ülke olan Japonya’dan başka ülkelere giden göçmenlerde on yıllar içinde mide kanseri sıklığı azalır ve yerleştikleri ülkedeki mide kanseri sıklığına geriler. Alkol ve sigara kullanımı
Son araştırmalar Batılı toplumlarda erkeklerde kanserlerin yaklaşık yüzde 10.8’inin, kadınlarda yüzde 4.5’inin alkol tüketiminden kaynaklandığını gösteriyor. Risk, alkol türüne göre değil, günde içilen alkol miktarına göre artıyor. Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyve yememeleri; kadınlardaysa şişmanlıktır. Haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksek aktivite
Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum endometriyum ve yemek borusu kanseri obezlerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yapılan araştırmalarda haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksel faaliyetin, kalın barsak, meme ve rahim kanseri riskini, meyve sebze tüketiminin artırılmasının ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, akciğer ve mide kanseri riskini azalttığı vurgulanıyor, Akdeniz tarzı diyet öneriliyor.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/01/i-1.jpg520800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-01-09 11:57:332024-01-09 12:02:33Sağlıksız beslenme kansere neden oluyor!
Yediden Restaurant, Türkiye’nin yedi bölgesinin en özgün lezzetlerini bir araya getirdiği konseptiyle misafirlerini adeta bir Anadolu turuna çıkarıyor.
İstinye Park’ta hizmet veren Yediden Restaurant, geniş yöresel Türk mutfağı menüsüyle her damak tadına uygun bir seçenek sunarken, lezzeti kaliteyle buluşturuyor. Afyon’a özgü Sakala Çarpan Çorbası’ndan Sinop Mantısı’na, Saray mutfağının gözdesi Firik Pilavlı Kuzu İncik’ten Bursa’nın Kestaneli Sufle Kek’ine kadar her şeyi bulabileceğiniz Yediden’de yediklerinizin tadına doyamayacaksınız.
Yediden’de, Gaziantep’e özgü içli köfteden Saray mutfağının gözdesi Firik Pilavlı Kuzu İncik’e, Doğu Anadolu’nun favorisi Köylü Tavuğu’ndan ipince açılmış Sinop Mantısı’na, Urfa’nın Bostana Salatası’na kadar birçok yöresel yemeği bulmak mümkün. Ayrıca Yediden şeflerinin yorumuyla oluşturduğu, dana kavurma ve enfes köfteyi tereyağlı bazlama eşliğinde bir tabakta buluşturan Yediden Kebabı ya da Yediden usulü Beğendili Kuzu Tandır gibi kendine özgü tatları da deneyebilirsiniz.
https://pausejournal.com/wp-content/uploads/2024/01/j-7.jpg551800pausehttps://pausejournal.com/wp-content/uploads/2025/11/p.jpgpause2024-01-09 09:24:202024-01-09 13:18:38Türkiye’nin yedi bölgesinde gelen lezzetler
Çiçeklerle süslenen Nice
Çiçeklerle süslenen Nice
Nice Karnavalı 17 Şubat 3 Mart
Şubat ayı Karnaval zamanıdır ve Nice’in ılıman iklimini, parlak gökyüzünü ve Fransız Rivierası’ndaki lüks yaşam sanatını keşfetmek için mükemmel bir fırsattır.
Çiçeklerle süslenmiş göz alıcı şamandıralar aile dostu eğlence sunuyor. Küçükler için çok sayıda ücretsiz aktivite var. Nice Karnavalı, kışın kasvetinden sonra coşkulu eğlence arayan her romantik çifti veya bekar grubunu memnuniyetle karşılıyor.
Her yılın kendine özgü unsurları olmasına rağmen, bazı geleneksel yönler bir yüzyıl boyunca gelişmiştir. Gündüz ve gece Karnaval Geçit Törenleri, Çiçek Savaşları, havai fişekleri ile devam ediyor.
Sevgililer Günü’ne özel Meksika lezzetleri
Sevgililer Günü’ne özel Meksika lezzetleri
Meksika lezzetleri sunan Ranchero, unutulmaz bir Sevgililer Günü yaşamak isteyen çiftleri 14 Şubat’ta misafirlerini bekliyor.
Ranchero’nun Meksika’ya özgü orijinal reçetelerden, patentli soslardan ve birbirinden renkli kokteyllerden oluşan zengin mönüsünde, telaffuzu her ne kadar olsa da damak çatlatan tatlar bir arada yer alıyor.
14 Şubat’ı romantik bir yemek eşliğinde kutlamak isteyen çiftler; günlük taze üretilen nachoslardan yapılan atıştırmalıklar, et, tavuk veya deniz mahsullerinin adeta birer şölene dönüştüğü Tacolar, buğday ya da mısır unundan günlük hazırlanan Burritolar, Meksika usulü burgerler, Meksika’nın olmazsa olmazı Fajita, volkanik taşta sunulan Molcajete ve farklı pek çok lezzet arasından yapacakları seçimlerle, unutulmaz bir Sevgililer Günü yaşayabilirler.
Bebek bağışıklığını güçlendirmenin yolları
Bebek bağışıklığını güçlendirmenin yolları
Çocukların ya da yetişkinlerin bağışıklık sisteminin güçlenmesi sürecinde beslenmenin ve çeşitli egzersizlerin önemi çok büyük. Ancak iş, bebeklerin bağışıklık sistemine gelince kafalar karışabiliyor. Ebeveynlerin merak ettiği bebek bağışıklığının güçlenmesinde ise anne sütü büyük önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Hatice Bulut, bebeklerde bağışıklığın güçlendirilmesi hakkında bilgi verdi.
“Yine mi burnu akıyor?”, “Bebeğim öksürüyor”, “Acaba doğru giydiremiyor muyum da hasta oluyor?”, “İlk zamanlar hastalanmamıştı”, “Ne yapabilirim de hastaneye gitmeyiz?” gibi cümleler pek çok ebeveynin ortak söylemi. Genellikle ebeveynler, bebeklerinin hastalanmaması için ellerinden geleni yapıp, hekimlere de vitamin takviyelerinden, beslenme programına kadar pek çok soru sormaktadır. Bebek bağışıklığının güçlenmesi ve onların hastalıklardan korunmasını sağlamak için birçok yol bulunmaktadır. Bu yolları şöyle sıralamak mümkündür:
Dr. Hatice Bulut
Anne sütü: Antikor olarak adlandırılan savunma sistemi askerleri, bebeklere annelerinden plasenta aracılığı ile geçmekte ve bebekleri yaklaşık 6 aylık oluncaya kadar çeşitli hastalıklara karşı korumaktadırlar. Bundan sonraki koruma ise bebeklerin anne sütüyle aldıkları antikorlar tarafından sağlanmaktadır. Anne sütünde bulunan “immünoglobulin A” bağışıklık ve hastalıklardan korunma için önemlidir. Ayrıca “laktoferrin” olarak adlandırılan başka bir anne sütü bileşeni ise; gelişmek için demire ihtiyaç duyan bakterilerin çoğalmasını demiri bağlayarak önlemektedir. Bir başka önemli bileşen ise anne sütünün prebiyotik içeriğidir. Anne sütündeki prebiyotikler; bebek bağırsağında bulunan “Bifidobacterium bifidum” olarak isimlendirilen faydalı bakterilerin gelişimini destekler. Böylece bebek bağırsağına yerleşerek olası hastalık yapabilecek bakteriler önlenir. Anne sütünün sadece bağışıklık üzerine yazılsa bile uzayıp giden bilgileri mevcuttur. Hala da bu konuda bilimsel pek çok çalışma devam etmektedir. İlk 6 ay olabildiğince anne sütü ile bebekleri beslemek gerekir.
Anne ve babalar sigara kullanmamalı: Sigara dumanında 4000’den fazla kimyasal bileşen vardır. Bu kimyasallardan özellikle nikotinin ve karbonmonoksitin gebelikte bebeğin içinde barındığı rahim, kan ve göbek kordonu damarlarında da daralmaya neden olur. Bebek ve anne arasındaki besin ve gaz alışverişinin azalması ile sonuçlanan bu durumda anne karnındaki bebek yetersiz beslenir ve bebekte gelişim geriliği, ileriki yaşlarda alerji, astım, orta kulak iltihabı gelişimi ve bağışıklık sistemine yönelik sorunlar oluşabilir.
Probiyotik alımı, süt çocuğu beslenmesinde artırılmalıdır: Probiyotik kısaca “Belirli miktarlarda alındıklarında sağlığı olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalar” şeklinde tanımlanabilir. Çocuklarda da kullanabileceğimiz; probiyotikler başlıca yoğurtlar, peynir, kefir, turşudur. Bu fermente gıdalarda probiyotik olarak Laktobasiller, Bifidobakteriler ve diğer pek çok probiyotik özellikte mikroorganizma bulunmaktadır.
Probiyotiklerin yanında prebiyotik gıdalara da beslenmede yer vermek gerekmektedir: Söyleniliş şekli benzese de Probiyotiklerden farklı olarak prebiyotikler; kalın bağırsakta yaşayan probiyotik özellikte faydalı bakterilerinin artışını destekleyerek insan sağlığını olumlu yönde etkileyen, fermente olabilen sindirilmeyen karbonhidrat grubu besin bileşenleridir. Dört ana grupta prebiyotik vardır: İnulin, fruktooligosakkaritler (FOS), laktuloz (LOZ) ve galaktooligosakkaritler (GOS). Çocuklarımızın beslenmesinde başlıca yer verebileceğimiz prebiyotik özellikte gıdalar ise soğan, sarımsak, muz, enginar, pırasa, kuşkonmaz, baklagillerdir.
Hijyen hipotezi: Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; bir çocuğun bağışıklık sistemi ile ilgili hayat seyrini değiştirebilen çevresel etkenler; geçirdiği enfeksiyonlar, aşılar, beslenme şartları, bağırsak mikrobiyotası çeşitliliğidir. Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir konuda “hiyen hipotezi”dir. Basit anlatış ile “Köyde, tarlada toprak içinde oynayan, her düştüğünde eli dezenfektanla silinmeyen çocuklarımız daha az hastalanırken; el bebek gül bebek büyüttüğümüz ama apartman dairesi içine hapsolan, elinde sürekli tablet olan sokak oyunu pek bilmeyen çocuklarımız çok daha sık ..” Hijyen hipotezine göre ekonomik ve sosyal gelişime paralel olarak gitgide doğal yaşamdan uzaklaşmak bağışıklık sistemimizin farklı yönde davranışlarına neden olmaktadır. Kalabalık aile yaşamından çekirdek aile yaşamına geçiş, tütün dumanı ve şehirlerde kirli hava maruziyetinin artması, genetiği değiştirilmiş gıdalar ve paketlenmiş gıdalarla beslenmenin ister istemez artması alerjik hastalıkların çoğalmasına zemin hazırlamaktadır. Bu süreç uzadıkça yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizin vermesi gereken cevaplarda farklılaşmalar meydana gelmektedir ve vücudumuza zararı olmayan yabancı maddelere karşı da ımmunglobulin E olarak adlandırılan antikorlar üretilmeye başlar. Kalabalık şehirlerdeki “alerjik çocuk” tanılarını biraz da bu nedenle artık sık görmekteyiz…
Tedavi edilmeyen menenjit ölüme yol açabilir
Menenjitin; beyni ve omuriliği çevreleyen dokuların iltihaplanması olduğunu belirten VM Medical Park Mersin Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Yeşiller, “Menenjit önlem alınmadığında ciddi beyin hasarı oluşturan ve ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Her yaştan insanı etkileyebilir. Bununla birlikte 1 yaş altı bebekleri, okul öncesi eğitim gören çocukları ve genç kişileri daha fazla etkiler” dedi.
VM Medical Park Mersin Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Yeşiller, menenjit hakkında açıklamalarda bulundu. Menenjitin tanımını yapan Uzm. Dr. Yeşiller, “Menenjit, beyni ve omuriliği çevreleyen dokuların iltihaplanmasıdır. Ölüm riski ve enfeksiyon sonrasında sekel bırakma riski çok yüksek olan bir hastalıktır. Ölümcül bir hastalıktır ve acil tıbbi bakım gerektirir. Menenjitler her yaşta görülebilmekle beraber, yenidoğan ve 1 yaşından küçük çocuklarda riski oldukça yüksektir. Çocuklarda bağışıklık sistemi tam gelişmediğinden menenjit en tehlikeli hastalıkların başında gelir. İnsan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden menenjit hastalığı, temas, öksürük ve damlacık yolu ile bulaşır. Anne ve babaların hastalığın belirtilerini dikkate alması ve tedavinin vakit kaybetmeden başlaması, hastalığın zarar bırakmaması açısından oldukça önemlidir” diye konuştu.
Dr. Erkan Yeşiller
ÇEŞİTLİ VİRÜSLER NEDEN OLABİLİR
Menenjitin ana nedeninin mikroorganizmalar olduğunu belirten Uzm. Dr. Yeşiller, “Çeşitli bakteri, virüs, mantar ve parazit türleri bu hastalığı sebep olabilir. Bakteriyel menenjit en yaygın görülen ve en tehlikeli menenjit türüdür. Bakteriyel menenjite neden olan en yaygın bakteri türleri Meningokok, Pnömokok ve H. İnfluenza Tip B’dir. Menenjit kaynaklı ölümlerin büyük çoğunluğuna bu bakterilerin yol açtığı menenjit türleri sebep olmaktadır” şeklinde konuştu.
CİDDİ BEYİN HASARI OLUŞTURABİLİR
Önlem alınmayan menenjitin ölüme bile neden olabileceğini aktaran Uzm. Dr. Yeşiller, şu bilgileri paylaştı:
“Menenjit önlem alınmadığında ciddi beyin hasarı oluşturan ve ölüme neden olabilen bir hastalıktır. Her yaştan insanı etkileyebilir. Bununla birlikte 1 yaş altı bebekleri, okul öncesi eğitim gören çocukları ve genç kişileri daha fazla etkiler. Aşı, erken tanı ve tedaviyle ölüm ve sekellerin önüne geçilebilir. Türkiye, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre orta riskli grupta yer almaktadır ve aşının uygulanması önerilmektedir. Türkiye’de çocuklarda konjüge pnömokok ve Hib aşılarının rutin olarak uygulanmasından önceki dönemde, akut bakteriyel menenjit etkenleri N.meningitidis (yüzde 56.8), S.pneumoniae (yüzde 22.5) ve Hib (yüzde 20.5) olarak tespit edilmiştir. Etkin aşılama sayesinde S.pneumoniae ve Hib’e bağlı menenjit önemli ölçüde azalmıştır, fakat rutin aşı programında olmayan meningokok etkeni hala önemini korumaktadır.”
MENENJİT BELİRTİLERİNE DİKKAT!
Menenjitin belirtilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Yeşiller, “Menenjitin erken belirtileri grip ile benzerdir. Menenjit hastalığının esas belirtileri birkaç saat ya da birkaç gün içerisinde kendini gösterir. Klinik olarak yaş küçüldükçe menenjit semptom ve bulguları özgüllüğünü kaybetmektedir” dedi.
Uzm. Dr. Yeşiller, menenjitin en yaygın belirtilerini ise şu şekilde sıraladı:
Uzm. Dr. Yeşiller, yenidoğan bebeklerde ise yüksek ateş veya normalin altında olması, inleme, tiz sesli ağlama, hareketlerde yavaşlama, uyku hali ve sersemlik, konvülzyon, beslenme güçlükleri, kusma, bıngıldakta şişlik, başın geriye doğru bükülmesi gibi menenjit belirtileri görülebileceğinin altını çizdi.
TEDAVİSİ 21 GÜNE KADAR SÜREBİLİR
Teşhis koyma sürecinden bahseden Uzm. Dr. Yeşiller, “Hastalığın kesin tanısı sadece lomber ponksiyon ile yapılmaktadır. Beyin omurilik sıvısı bir iğne yardımı ile bel bölgesindeki omurlardan alınır. Alınan örnek sonucunda ilgili laboratuvar testleri yapılır ve tanı konur. Menenjit şüphesi olan stabil hastalarda, uygun kan testleri yanında kesinlikle lomber ponksiyon (LP) yapılmalıdır. Hastalığa neden olan mikroorginazma çeşidine göre tedavisi 14 ile 21 gün arasında sürmekle birlikte bu durum kişinin yaşına ve risk faktörlerine göre de farklılık gösterebilir” ifadelerini kullandı.
HASTALIKTAN KORUNMANIN ETKİLİ YOLU AŞI OLMAK
Menenjit hastalığından korunmanın en iyi yolunun aşı olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Yeşiller, “Çocukluk çağı ve sonrası dönemde yapılan karma aşılar menenjite neden olan bazı etkenlere karşı koruma sağlar. Bununla birlikte rutin aşı programında olmayan, özellikle sık karşılaşılan bakteriyel meningokok etkeni hala önemini korumaya devam etmektedir. Meningokok aşıları, talep eden ailelere birçok sağlık merkezlerinde özel olarak yapılmaktadır” dedi.
BEYİN HASARI VE İŞİTME KAYBINA YOL AÇABİLİR
Menenjit aşısının öneminin altını çizen Uzm. Dr. Yeşiller, “Meningokok aşısının rutin aşı takviminde yer almamasından dolayı, bu aşıyı yaptırmaya gerek olmadığını, yapılan aşıların yeterli olduğunu düşünebilir. Menenjit tedavi edilmediği veya önlem olarak aşı yapılmadığı takdirde beyin hasarı, işitme kaybı gibi ciddi komplikasyonlara ve ölüme yol açabilen bir hastalık olduğu için hastalıktan korunma amaçlı menenjit aşısı yaptırılması büyük önem taşır. Menenjit aşısı güvenli olduğundan aşıyı yaptırmakta tereddüt etmeye gerek yoktur. Aşının iştah kaybı, ateş, aşı olunan yerde kızarıklık ve halsizlik gibi yan etkileri kısa zaman içerisinde geçer. Menenjit aşısı diğer aşılarla birlikte yapılabilir. Menenjit aşıları ikinci aydan itibaren yapılabilir. Aşının türü ve başlangıç yaşına göre dozları değişebilir. Menenjit aşısı oldukça koruyucu ve etkili bir aşıdır. Koruyuculuğu yüzde 95 ile yüzde 100 arasındadır. Kişi aşı olduktan sonra ömür boyu menenjite karşı bağışıklık kazanacaktır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Sağlıksız beslenme kansere neden oluyor!
Dünyada yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görüldü. Peki besinlerin kanser riski üzerindeki etkileri nelerdir? Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin beslenme ve kanser ilişkisini anlattı
Prof. Dr. Duygu Derin
Aşırı et tüketimi
Batı tarzı beslenmede yağ oranı yüksek hayvansal proteinli gıda ile beslenme ön plandadır ve lifli gıda tüketimi azdır. Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın barsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülür. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı biliniyor. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.
Düzenli olarak her gün tüketilen 100 gram etin kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 29, 50 gram şarküteri ürününün ise riski yüzde 21 artırdığı görülmüştür.
Posalı gıda ile beslenme
Sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller tanelerinin dış kısmında posalı maddeler bulunur. Bu gıdalar posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir. Bol sebze ve meyve ve diğer posalı gıda ile beslenme kolorektal kanser oluşumunu yüzde 20 – 40 oranında azaltır.
Sebze ve meyveler hem posa oluşturarak bağırsak kanseri için, hem de içerdiği vitaminlerin antioksidan özellikleriyle tüm kanserlerden korunmak için faydalıdır. En çok A,C,D ve E vitaminin antioksidan özelliği ön plana çıkarlar. Antioksidanlarla ilgili laboratuvar ve hayvan çalışmaları umut verici olmakla beraber insan çalışmalarının sonuçları çelişkilidir. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürüyor.
İşlenmiş et ve konserve tüketimi
Tütsülenmiş balık ve et yüksek tuz içiren gıda (salamura) nitrit içeren işlenmiş et ve konserve tüketilen toplumlarda mide kanseri sıklığı belirgin olarak yüksektir. Buna en iyi örnek Japonya’dır. Dünyada mide kanserinin en sık olduğu ülke olan Japonya’dan başka ülkelere giden göçmenlerde on yıllar içinde mide kanseri sıklığı azalır ve yerleştikleri ülkedeki mide kanseri sıklığına geriler.
Alkol ve sigara kullanımı
Son araştırmalar Batılı toplumlarda erkeklerde kanserlerin yaklaşık yüzde 10.8’inin, kadınlarda yüzde 4.5’inin alkol tüketiminden kaynaklandığını gösteriyor. Risk, alkol türüne göre değil, günde içilen alkol miktarına göre artıyor. Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyve yememeleri; kadınlardaysa şişmanlıktır.
Haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksek aktivite
Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum endometriyum ve yemek borusu kanseri obezlerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yapılan araştırmalarda haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksel faaliyetin, kalın barsak, meme ve rahim kanseri riskini, meyve sebze tüketiminin artırılmasının ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, akciğer ve mide kanseri riskini azalttığı vurgulanıyor, Akdeniz tarzı diyet öneriliyor.
Türkiye’nin yedi bölgesinde gelen lezzetler
Yediden Restaurant, Türkiye’nin yedi bölgesinin en özgün lezzetlerini bir araya getirdiği konseptiyle misafirlerini adeta bir Anadolu turuna çıkarıyor.
İstinye Park’ta hizmet veren Yediden Restaurant, geniş yöresel Türk mutfağı menüsüyle her damak tadına uygun bir seçenek sunarken, lezzeti kaliteyle buluşturuyor. Afyon’a özgü Sakala Çarpan Çorbası’ndan Sinop Mantısı’na, Saray mutfağının gözdesi Firik Pilavlı Kuzu İncik’ten Bursa’nın Kestaneli Sufle Kek’ine kadar her şeyi bulabileceğiniz Yediden’de yediklerinizin tadına doyamayacaksınız.
Yediden’de, Gaziantep’e özgü içli köfteden Saray mutfağının gözdesi Firik Pilavlı Kuzu İncik’e, Doğu Anadolu’nun favorisi Köylü Tavuğu’ndan ipince açılmış Sinop Mantısı’na, Urfa’nın Bostana Salatası’na kadar birçok yöresel yemeği bulmak mümkün. Ayrıca Yediden şeflerinin yorumuyla oluşturduğu, dana kavurma ve enfes köfteyi tereyağlı bazlama eşliğinde bir tabakta buluşturan Yediden Kebabı ya da Yediden usulü Beğendili Kuzu Tandır gibi kendine özgü tatları da deneyebilirsiniz.