Anadolu Isuzu, SamAuto’nun %75 Hissesini satın alıyor

Anadolu Isuzu’nun Özbekistan’daki SamAuto şirketinin %75,2’sine kadar olan kısmını temsil eden paylarının satın alımınına yönelik sunduğu teklif kabul edildi.

Anadolu Isuzu, bu adımla uluslararası büyüme hedefleri doğrultusunda ikinci üretim tesisini bünyesine katıyor.

Anadolu Isuzu’nun, Özbekistan’da Japon Isuzu ve Itochu ortaklığıyla uzun yıllardır faaliyet gösteren SamAuto’nun %75,2’sinin satın alınmasına yönelik sunduğu teklif, 30 Eylül 2025 tarihi itibarıyla kabul edildi.

Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek devir sürecinin ardından Anadolu Isuzu, Orta Asya’daki üretim ve dağıtım ağını önemli ölçüde genişletecek. Bu satın alma ile birlikte SamAuto tesislerinde üretilen bazı modellerin Anadolu Isuzu’nun ürün gamına eklenmesi ve Anadolu Isuzu’nun bazı modellerinin SamAuto fabrikasında da üretilmesi hedefleniyor.

“Türkiye’nin mühendislik ve sanayi yetkinliğini dünyada daha da güçlü ve gururlu bir şekilde temsil edeceğiz”

Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, satın alma süreci ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Anadolu Isuzu olarak bu yatırımımız, uluslararası pazarlardaki varlığımızı daha da güçlendirme yolundaki en önemli adımlarımızdan biri. Bu satın alma yalnızca ticari araç üretim gücümüzü değil; aynı zamanda Türkiye’nin mühendislik ve sanayi yetkinliğini de dünyada daha güçlü ve gururlu bir şekilde temsil etmemizi sağlayacak.  Üretim kapasitemizi ve operasyonel verimliliğimizi artıracak bu yatırımın sonucunda oluşturulacak yeni ve farklı ürünler ile yüksek potansiyele sahip pek çok pazara doğrudan erişim olanağı sağlayacağız.”

TÜGİS, çocuk işçiliğine karşı harekete geçti

Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS) ve Çalışma Hayatı Derneği, “Küçük Eller İçin Büyük Gelecekler: Çocuk İşçiliğine Hayır” projesinin açılış toplantısını İstanbul’da gerçekleştirdi.

Etkinlikte konuşan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, Türkiye’de yaklaşık 720 bin çocuk işçi bulunduğunu ve bu sayının azaltılmasına yönelik önemli pozitif adımların atıldığını belirterek; “Yapılan çalışmalar kapsamında ülkemizde 1994 yılında yüzde 15,2 olan çocuk işçiliği 2019 yılında yüzde 4,4’e düşürüldü. Devam eden çalışmalarla da ülkemizdeki çocuk işçiliğinin tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor. Biz de projemiz kapsamında 1 yıl boyunca gıda ekosisteminin paydaşlarına çocuk işçiliğinin önlenmesi ile ilgili uluslararası mevzuat hakkında bilgi vereceğiz. Bunun yanı sıra işverenler için çocuk işçiliğiyle mücadele konusundaki sorumluluk ve yükümlülüklere dair eğitimler düzenleyeceğiz. Nihai hedefimiz ülkemizde çocuk işçiliği oranının yüzde 1’in altına düşmesine katkı sağlamaktır” dedi. ILO Türkiye Direktörü Yasser Ahmed Hassan ise konuşmasında “Küçük Eller İçin Büyük Gelecekler: Çocuk İşçiliğine Hayır projesi; tedarik zincirlerinde özen yükümlülüğünü güçlendirmeyi, işveren ve sendika kadrolarının kapasitesini artırmayı, açık ve anlaşılır bilgi materyalleri üretmeyi ve dijital farkındalıkla risk görülen noktalarda çocuk işçiliğini önlemeyi hedefliyor” ifadelerini kullandı.

Yeni nesil sendikacılığın ülkemizdeki temsilcisi Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (TÜGİS), adil, güvenli ve sürdürülebilir üretim ekosistemi için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda TÜGİS ve Çalışma Hayatı Derneği iş birliğiyle devreye alınan “Küçük Eller İçin Büyük Gelecekler: Çocuk İşçiliğine Hayır” projesinin açılış toplantısı İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin Sütlüce Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Başta gıda sektörü olmak üzere tüm üretim alanlarında çocuk işçiliğine karşı farkındalık yaratmaya odaklanan proje, Avrupa Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından destekleniyor.

Açılış konuşmasını TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar’ın yaptığı toplantıda İstanbul Ticaret Üniversitesi üst yönetimi ve ILO Türkiye Direktörü Yasser Ahmed Hassan da değerlendirmelerini paylaştı. Programın ikinci bölümünde ise Çalışma Hayatı Derneği Başkanı Dr. Nurcan Önder’in proje sunumuyla tedarik zincirlerinde çocuk işçiliğiyle mücadelenin yol haritası paylaşıldı. Çocuk işçiliğinin hukuki boyutlarının da ele alındığı toplantı, ölçülebilir hedeflerin vurgulandığı soru-cevap oturumuyla sona erdi.

“Türkiye’de 720 bin çocuk işçi bulunuyor”

Açılış konuşmasında çocuk işçiliğinin kapsamı, nedenleri ve etkilerine dikkat çeken TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, çocuk işçiliğinin “5–17 yaş aralığındaki bireylerin fiziksel, zihinsel, sosyal ve ahlaki gelişimlerini olumsuz etkileyebilecek işlerde çalıştırılması” olduğunun altını çizerek yoksulluk, eğitime erişim sorunları, göç ve mültecilik gibi nedenlere değindi.

Dünya genelinde 138 milyon çocuk işçi olduğunu kaydeden Sidar, “Çocuk işçiliğinin en yaygın olduğu ülkelerin başında yüzde 48 ile Güney Sudan, yüzde 45 ile Etiyopya ve yüzde 42 ile Burkina Faso geliyor; birçok Afrika ülkesiyle birlikte Nepal ve Yemen de yüksek oranlara sahip. En düşük oranlar ABD ve AB ülkelerinde; buralarda çocuk işçiliği yüzde 1’in altında. Türkiye’de ise yaklaşık 720 bin çocuk işçi bulunuyor. Ülkemizde çocukların yüzde 30,8’i tarımda, yüzde 23,7’si sanayide, yüzde 45,5’i ise hizmet sektöründe çalışıyor” dedi.

Çocuk işçiliğinin %1’in altına düşmesine katkı hedefleniyor

Yapılan çalışmalar kapsamında Türkiye’de 1994 yılında yüzde 15,2 olan çocuk işçiliği oranının 2019 yılında yüzde 4,4’e düşürüldüğünü ekleyen Sidar, “Mevsimsel tarım işçileri ve göçebe ailelerin çocukları ilgili merciler tarafından elektronik ortamda kayıt altına alındı. Böylelikle eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlandı. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere meslek kuruluşları ve ILO Türkiye Ofisi tarafından Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Deklarasyonu hazırlanarak Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlükleri koordinatörlüğünde çocuk işçiliğiyle mücadele birimleri kuruldu. Bu çalışmalar sorunun kontrol altında tutulmasında ve tarım sektöründe çalışan ailelerin şartlarının iyileştirilmesine yönelik ciddi atımlar atılmasında yardımcı oldu.

Halen devam eden çalışmalarla ülkemizdeki çocuk işçiliğinin tamamen ortadan kaldırılması hedefleniyor. Biz de projemiz kapsamında 1 yıl boyunca gıda ekosisteminin paydaşlarına çocuk işçiliğinin önlenmesiyle ilgili uluslararası mevzuat hakkında bilgi vereceğiz. Bunun yanı sıra işverenler için çocuk işçiliğiyle mücadele konusundaki sorumluluk ve yükümlülükleri ile ilgili eğitimler düzenleyeceğiz. Nihai hedefimiz yeni çalışmalarla desteğimizi artırarak ülkemizde çocuk işçiliği oranının yüzde 1’in altına düşmesine katkı sağlamaktır” dedi.

“Çıraklık ile karıştırılmamalı”

Konuşmasında çıraklık-çocuk işçiliği ayrımına ve işveren sorumluluklarına da değinen Kaan Sidar, “Çıraklık ile çocuk işçiliği kesinlikle birbirine karıştırılmamalı. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesi, 14 yaşını doldurup zorunlu ilköğretimini bitiren çocukların, gelişimlerine zarar vermeyen ve eğitimlerini engellemeyen hafif işlerde çalıştırılabileceğini açıkça düzenliyor. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamındaki çıraklık eğitimi de bu çerçevede değerlendirilmeli; yani denetimli, güvenli ve eğitimle bütünleşik bir süreçtir, çocuk işçiliği değildir” ifadelerini kullandı.

Marmaris Ultra Trail’in parkurları yenilendi

Anadolu Sigorta Marmaris Ultra Trail, bu yıl ikinci kez 14-15-16 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek.
“Maviden Yeşile Bir Yolculuk” sloganıyla düzenlenen organizasyon, doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla dikkat çeken Marmaris’te sporcuları ağırlayacak. Gökova Körfezi, Datça Yarımadası ve Akdeniz’in eşsiz manzaraları ile çevrili, 12 bin yıllık tarihiyle Büyük İskender’in izlerini taşıyan Marmaris, mavi ve yeşilin kucaklaştığı parkurlarıyla koşuculara sadece bir yarış değil, aynı zamanda unutulmaz bir yolculuk sunacak.
Anadolu Sigorta Marmaris Ultra Trail, bu yıl yenilenen parkurlarıyla çok daha güçlü geri dönüyor. Anadolu Sigorta’nın 100. yılına özel olarak organizasyona eklenen 100K parkuru, sporculara zorlu ama heyecan verici bir deneyim sunacak.

100K, 70K, 48K, 30K, 16K ve 5K parkurları ile her seviyeden yerli ve yabancı sporcuyu ağırlayacak olan organizasyonda koşucular, Marmaris sahilinden başlayıp, Mezargediği ve Yeşil Belde’den devam ederek doğanın kalbine doğru ilerleyecekler; Altın Sivri, Baraj, Seyir Tepe, Radar Kavşağı ve Balan Dağı üzerinden geçip yeniden maviyle buluşarak yarışı başlangıç noktası olan Marmaris sahilinde tamamlayacaklar.

Malezya Palm Yağı Konseyi’nden yeni bir yol haritası

Malezya Sürdürülebilir Palm Yağı Konseyi, Avrupa Birliği’nin Ormansızlaşma Yönetmeliği’ni ertelemesini memnuniyetle karşıladı. Fakat net bir yol haritası olmadan yönetmeliğin uygulanabilirliği ve maliyetleri konusunda endişeli.

 MALEZYA PALM YAĞI KONSEYİ BASIN AÇIKLAMASI

Malezya Palm Yağı endüstrisinin resmi ticaret tanıtım organı olan Malezya Palm Yağı Konseyi (MPOC), Avrupa Birliği’nin Ormansızlaşma Yönetmeliği (EUDR)’ne ilişkin açıklamada bulundu. Dünyanın kilit pazarlarında Malezya palm yağı ve ürünlerini tanıtmak ve sürdürülebilir üretim uygulamalarını geliştirmek amacıyla faaliyet gösteren MPOC, yönetmeliğin yürürlüğe girişinin 12 ay ertelenerek Aralık 2026’ya uzatılmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Ancak Konsey, şirketlerin uyum için büyük yatırımlar yaptığı bir dönemde yönetmeliğin net bir uygulama yol haritasından yoksun olmasının ciddi bir sorun olduğuna dikkat çekti.

MPOC, Malezya palm yağı endüstrisinin son yıllarda kendini dönüştürmek için büyük çaba sarf ettiğini, güçlü sürdürülebilirlik çerçevelerini hayata geçirdiğini ve ormansızlaşmada ölçülebilir azalmalar sağladığını yeniden vurgulamaktadır. Bu çabalara rağmen mevcut EUDR çerçevesi, sürdürülebilir uygulamalarda sorumlu liderliği ödüllendirmeyen çok sayıda operasyonel eksiklik barındırmaktadır.

Uyum İçin Yapılan Yatırımlar, Düzenleyici Belirsizlik Nedeniyle Zedeleniyor

Malezya palm yağı endüstrisi ormansızlaşmayı tersine çevirme ve EUDR’ye uyum sağlama taahhüdünü sürdürmekle birlikte, sektör genelindeki şirketler yönetmeliğe hazırlanmak için büyük maliyetlerle önemli kaynaklar harcamıştır. Ancak EUDR’nin ne yöne gittiğine dair şu anda net bir işaret yoktur; bu da orijinal uygulama takvimini öngörerek sorumlu şekilde hareket eden işletmeler için büyük bir yük oluşturmaktadır.

EUDR’nin Uygulanabilirliği Hakkında Temel Sorular

AB, Malezya Sürdürülebilir Palm Yağı (MSPO) sertifikasyon sistemini güvenilir bir standart olarak tanımış olsa da, EUDR’nin sınıflandırma sistemi çevresel performansı temelden yansıtmamaktadır. Malezya, ormansızlaşma konusunda birkaç AB üye devletinden daha iyi sonuçlar göstermesine rağmen “standart risk” olarak sınıflandırılmıştır; oysa bu ülkeler “düşük risk” sınıflandırmaları almıştır.

Global Forest Watch Verileri, Malezya’nın Olağanüstü Çevresel İlerlemesini Açıkça Göstermektedir:

  • Birincil orman kaybı, 2015–2017 ile 2020–2022 arasında %57 oranında azaldı
  • 2024’te ek %13’lük bir düşüş kaydedildi
  • Malezya, tropikal birincil orman kaybı konusunda ilk kez en çok kayıp yaşayan ilk 10 ülke arasında yer almadı

Bu gelişmeler, Malezya’nın orman koruma ve sürdürülebilir tarım uygulamalarına olan sarsılmaz bağlılığını yansıtmaktadır. Ülkenin ilerlemesi, azalan yağ palmiyesi ekim oranları ve 31 Aralık 2019’dan sonra doğal ormanların, korunan bölgelerin ve Yüksek Koruma Değeri taşıyan alanların herhangi bir şekilde dönüştürülmesini kesin olarak yasaklayan MSPO 2022 standardının uygulanmasıyla daha da doğrulanmaktadır.

MPOC İcra Kurulu Başkanı Bayan Belvinder Sron şöyle dedi: “Mevcut EUDR çerçevesinin yarattığı zorluklara rağmen, Malezya palm yağı sektörü sürdürülebilir üretime ve AB ile yapıcı bir diyaloğa bağlılığını sürdürmektedir. Ancak EUDR’nin uygulanmasından kaynaklanan birçok sorun göz önüne alındığında ve AB, sahadaki gerçeklikleri açık şekilde anlamadığı sürece, bu yönetmeliğin mevcut haliyle gerçekten uygulanabilir olup olmadığını sorguluyoruz.”

“Sektörümüzdeki şirketler EUDR’ye uyum sağlamak için zaman, para ve kaynak yatırımı yaptı; ancak yönetmeliğin gidişatına dair süregelen belirsizlik, sorumlu işletmeler için sürdürülemez bir yük yaratmaktadır. Avrupa’daki politika yapıcılara, bu ek süreyi daha adil ve bilimsel temellere dayanan, çevresel performansı gerçekten yansıtan ve sektörün büyük ihtiyaç duyduğu netliği sağlayan bir sınıflandırma sistemi oluşturmak için akıllıca kullanmaları çağrısında bulunuyoruz.”

Yapıcı Ortaklığa Bağlılık

MPOC, sürdürülebilir palm yağı üretimine ve AB ile kalan sorunların çözümü için yapıcı diyaloğa tam olarak bağlıdır. Malezya palm yağı endüstrisi, ekonomik kalkınma ile çevresel korumanın bir arada yürütülebileceğini göstererek örnek olmaya devam etmektedir.

MPOC, AB’ye EUDR’nin sınıflandırma sistemini acilen gözden geçirme ve reforme etme çağrısında bulunmaktadır. Bu sistemin:

  • Gerçek çevresel sonuçları yansıtması, coğrafi temelli keyfi sınıflamaları değil
  • Orman koruma alanında ölçülebilir ilerleme kaydeden ülkeleri tanıması
  • Sürdürülebilir uygulamaları ve sorumlu sektör dönüşümünü ödüllendirmesi
  • Performansa dayalı olarak ülkelerin risk sınıflandırmalarını iyileştirmeleri için açık yollar sunması

Konsey, bu uzatılmış uygulama süreci boyunca Avrupa’daki paydaşlarla birlikte çalışmayı ve EUDR’nin küresel sürdürülebilirliği etkili bir şekilde teşvik eden, sorumlu üreticilerin başarılarını tanıyan bir çerçeveye dönüşmesini sağlamayı dört gözle beklemektedir.

Latin ülkelerine Türk ürünlerini satmaya gidiyorlar

Türk ihracatçıları, Ticaret Bakanlığı’nın Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamında, Güney Amerika’nın en büyük iki ekonomisi Brezilya ve Şili’ye çıkarma yapmaya hazırlanıyor.

Ticaret Bakanlığı Koordinasyonu, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ege İhracatçı Birlikleri organizasyonunda 16–21 Kasım 2025 tarihlerinde düzenlenecek ticaret heyeti ile Türk firmaları, Brezilya’nın Sao Paulo ve Şili’nin Santiago şehirlerinde ithalatçılarla birebir görüşmeler gerçekleştirecek.

Brezilya ile dış ticarette hedef: Açığı azaltmak

Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Brezilya ve Şili’nin toplam 235 milyonluk nüfusu ve 2,5 trilyon dolarlık Gayri Safi Milli Hasılası ile bölgenin en büyük iki pazarı olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri verdi:

“Türkiye’nin Brezilya’ya ihracatı 1 milyar dolar seviyesinde kalırken, ithalatımız 3,9 milyar dolara ulaşıyor. Bu da yaklaşık 3 milyar dolarlık dış ticaret açığı anlamına geliyor. Amacımız, Brezilya’ya ihracatımızı artırarak daha dengeli bir dış ticaret yapısına kavuşmak. Bu tür organizasyonlar ile söz konusu ülkelerin meslek kuruluşları ile iş birliği yaparak ticaret hacmini artırmayı amaçlıyoruz.”

Şili’de 1 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi

Türkiye’nin Şili’ye 2024 yılında 360 milyon dolar ihracat, 123 milyon dolar ithalat gerçekleştirdiğini hatırlatan Eskinazi, “Şili ile 2021 yılı sonunda 978 milyon dolara ulaşan bir ticaret hacmimiz vardı. Şili ile dış ticaretimizdeki kan kaybını durdurarak ve avantajlı pozisyonumuzu koruyarak ticaret hacmini 1 milyar doların üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Tüm sektörlere açık bu ticaret heyeti organizasyonuna ihracatçılarımızın güçlü katılımını bekliyoruz” dedi.

Türkiye–Brezilya ticaretinde öne çıkan ürünler (2024)

Türkiye’nin Brezilya’ya ihracatında öne çıkan ürünler:

  • 82 milyon $: Karbonat, peroksikarbonat ve amonyum karbonat
  • 66 milyon $: Kara taşıtları için aksam ve parçalar
  • 56 milyon $: Taze ve kurutulmuş meyve-sebze

Brezilya’dan ithal edilen ürünlerde ise ilk üç sırada şu kalemler yer aldı:

  • 1,065 milyar $: Soya fasulyesi
  • 567 milyon $: Demir cevheri
  • 473 milyon $: Pamuk

Türkiye–Şili ticaretinde öne çıkan ürünler (2024)

 Türkiye’nin Şili’ye ihracatında öne çıkan ürünler:

  • 36,2 milyon $: Demir/çelik çubuklar
  • 21,4 milyon $: Römorkörler ve itici gemiler
  • 17,9 milyon $: Demir/alaşımsız çelikten profil

Şili’den ithal edilen ürünlerde ise ilk üç ürün şöyle sıralandı:

  • 24,7 milyon $: Diğer kabuklu meyveler
  • 22,5 milyon $: Balıkların veya deniz memelilerinin katı ve sıvı yağları
  • 16,5 milyon $: Nitritler; nitratlar

 Katılım çağrısı

Türk ihracatçıları, Brezilya ve Şili’yi kapsayan ticaret heyetine katılım için delegations.tim.org.tr adresinden başvurularını 8 Ekim 2025 Çarşamba günü mesai bitimine kadar yapabilirler.